Monthly Archives: Temmuz 2011

Şebinkarahisar Kaymakamlığımızın Projesine Doka Desteği

Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) tarafından 2010 yılında Turizmde Bölge potansiyelinin harekete geçirilmesine yönelik Mali Destek Programı ve Turizme yönelik küçük ölçekli Altyapı Mali Destek Programı kapsamında uygun proje başvurularının kendisine sunulması için 22 Aralık 2010 tarihinde teklif çağrısı ilanı çıkarmıştır.  Kaymakamlığımız ilçemizin turizmde bir adım daha atabilmesi için “İlmek İlmek Turizm” adlı projesini DOKA’ya sunmuş projemiz DOKA tarafından kabul görmüştür. Projemizin amacı, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarının Turizm amaçlı hale getirilerek ilçemizin ismini  turizm meraklılarına duyurmak ve bu el sanatlarını yaşatmaktır .

Kaymakamlığımızın hazırlamış olduğu İlmek İlmek Turizm adlı projede Şebinkarahisar da çok eski tarihten beri yöresel dokuma mesleği olan Tamzara dokumasının canlandırılarak bir turizm objesi olarak bölgenin tanıtımına ve turizmine katkı sağlaması için ürün satış,demonstrasyon çalışmalarının yapılmasıdır. Projenin hedeflerinden biriside dezavantajlı grupların (özürlüler,kadınlar,eski hükümlüler) Tamzara dokumacılığı konusunda var olan işgücünü destekleyerek turizm altyapısına kazandırmak, Şebinkarahisar da ve Türkiye’de ihtiyaç duyulan Tamzara dokuması ihtiyacını karşılamak, bölgedeki iş gücü potansiyelini geliştirmek,yeni bilgi ve beceri kazandırarak kaliteli üretim sağlamaktır. 
                                                                             
     Proje için DOKA ile sözleşme imzalanmış olup, kaymakamlığımızın uygulayacağı İlmek İlmek Turizm adlı proje ile İlçemiz Turizm de bir adım daha atmış olacak, Sosyal ve Kültürel bakımdan zenginlik kazanacaktır.

http://www.sebinkarahisar.gov.tr/default_B0.aspx?id=184

Giresun Kene Mücadelesi 1. Dönem Çalışmaları Tamamlandı

İlimiz genelinde Nisan – Haziran 2011 ayları arasında yürütülen kene mücadelesi 1. dönem çalışmaları tamamlanmıştır. Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların 4-6 hafta ara ile iki defa  ilaçlanmasının programlandığı çalışmada  Giresun merkez ve 15 ilçemizde; 1. etapta: 56 bin 665 büyükbaş ve 52 bin 664  küçükbaş hayvan, 2. etapta ise : 55 bin 319 büyükbaş ve 37 bin 930 küçükbaş hayvan  kene parazitine karşı ilaçlanmıştır. Mücadele çalışmalarında, Bakanlığımız tarafından Kırım- Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı  görülen ve ilimizin de içinde bulunduğu 15 İle özel olarak tahsis edilen ödenek kullanılarak alımı gerçekleştirilen ve ihtiyaca yetecek miktarda stoklarımızda bulunan  ilaçlar kullanılmaktadır.  Bu kapsamda, 2. dönem kene mücadelesi çalışmalarına Eylül sonuna  kadar devam edilecek olup, büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar muhtarlıkların ve önder çiftçilerinde desteği sağlanarak, riskli yerler başta olmak üzere ücretsiz olarak  tekrar ilaçlanacaktır. Çevre kirliliğine yol açması ve doğada faydalı canlılara da zarar verebilmesi nedeniyle mera vb. açık alanların ilaçlanması ise önerilmemektedir.

Ayrıca mücadele ve korunma yöntemleri konusunda Hayvan Sağlığı Şube Müdürlüğümüz ve İlçe Tarım Müdürlüklerimiz tarafından Sağlık Teşkilatı ile işbirliği içerisinde  çiftçilerin,avcıların,ağaç kesim işçilerinin bilinçlendirilmesine yönelik olarak eğitim/yayım çalışmalarına devam edilmektedir.Çiftlik hayvanlarında yapılan bu ilaçlı mücadele çalışmalarının temel amacı kenelerin biyolojik üreme zincirini kırarak popülasyonunu mümkün olduğunca azaltmaktır. Doğada çok geniş alanlarda bulunan, larva, nimf  ve ergin evreleri beslenmek (kan emmek)  için yabani hayvanları (tavşan,kirpi, yerden beslenen kuşlar vd.) ve evcil hayvanları tercih eden ve hızlı üreyebilen kenelerin herhangi bir mücadele yöntemiyle tamamen yok edilmesi mümkün değildir. KKKA hastalığına karşı insanlarda ve hayvanlarda henüz etkili bir aşı üretilmemiştir.

 Bölgemizde özellikle Kelkit havzası çevresinde Hyalomma soyu kenelerin yaygın olması nedeniyle bu havza içerisinde bulunan Alucra, Çamoluk ve Şebinkarahisar ilçelerimiz risk haritasında  yer almaktadır. Ülkemizde yapılan bilimsel araştırmalarda; KKKA virüsünün ana  taşıyıcısı olan Hyalomma soyu kenelerin yaban hayatı ile çok yakın ilişkisi olduğu  ve bozkır ikliminin diğer iklim kuşakları ile kesiştiği bölgelerde, özelliklede kuru taban örtüsüne sahip bodur ormanlık alanlarda ve  buralara sınır  tarla kenarlarında yayılış gösterdiği saptanmıştır.

 Yaz mevsiminde insanlara kene tutunması vakalarının artması nedeniyle kenelerin bulunabileceği alanlara gidildiğinde dikkatli olunmalı ve en etkili korunma yönteminin kişisel korunma tedbirleri olduğu unutulmamalıdır. Kırsal ve ormanlık alanlardan dönüşte vücutta kene yönünden mutlaka kontrol yapılarak eğer kene tespit edilirse  çıplak elle dokunmamak şartıyla, parçalanmadan ve ezilmeden  en kısa sürede çıkartılmalı veya yakındaki bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Çünkü kene yapışmasından sonra kan emmeye başlaması dolayısıyla virüsü bulaştırması için belirli bir zamanın geçmesi gerekmektedir (ortalama 12 saat). Bu nedenle arazi dönüşünde vücutta kene kontrolü yaparak yapışan bir kene varsa gün geçirilmeden uzaklaştırılması en önemli tedbirdir. Ayrıca çiftçilerimizin, yaz mevsiminde tarlada çalışma saati olarak; kenelerin hareketsiz veya en az hareketli oldukları, sıcaklığın 15 derecenin altında olduğu zaman dilimleri olan sabah 5.00-10.00 arası ve akşam 17.00-20.00 saatleri arasını tercih etmeleri faydalı olacaktır.

http://www.giresuntarim.gov.tr/tarm2/genhaber.aspx?kod=545

EHEC Bakterisinden Nasıl Korunabiliriz?

Turizm sezonunun açılmasıyla EHEC bakterisinin yayılma ihtimaline yönelik endişeler arttı. Peki, EHEC bakterisi nedir, nasıl ve nereden bulaşır? İşte merak edilen sorular ve cevapları. Turizm sezonu açıldı, ülkemize daha çok sayıda turist gelecek, ülkemizden daha çok sayıda insan yurt dışına gidecek. Hal böyle olunca akıllara şu soru geliyor: Kısa süre önce Almanya’da ortaya çıkan ve bir anda Avrupa’nın gündemine oturan EHEC bakterisinin yayılma ihtimalini güçlendiriyor mu? Acıbadem Kayseri Hastanesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof Dr. Bülent Sümerkan, EHEC bakterisinin ne olduğunu, nasıl ve nereden bulaştığını, vücutta yaptığı tahribatı anlattı.
 
EHEC neyin kısaltılması? EHEC bakteri mi, yoksa virüs mü?

Entero-Hemorajik Escherichia Coli isimli bakterinin kısaltılmış ismi. EHEC, bir bakteri olmasına rağmen medyada çoğu kez yanlış bir kullanımla “virüs” olarak tanıtılıyor. Bu bakteri genelde, çeşitli tip ishallere neden olabilen bir grubun üyesi. Örneğin; çok daha hafif seyredebilen ve Turist İshali (diyaresi) olarak bilinen hastalığa da farklı bir Escherichia coli tipi neden oluyor.

EHEC’in, kuşlar ve memelilerin bağırsaklarında, onlara zarar vermeden bulunan Escherichia coli bakterilerinden farkı ne?

Bu bakterilerin en önemli özelliği, diğer Escherichia coli bakterilerinden farklı olarak, güçlü bir toksin meydana getirmeleri. Bakteriler vücuda girip bağırsakta çoğalmaya başladığında, toksin üreterek hem bağırsakta kanlı ishale neden oluyor hem de bağırsak sisteminden dolaşıma geçerek organlara zarar veriyor.

Bahsettiğiniz toksinler, bağırsak dışında hangi organlara zarar veriyor?

Sitotoksin adını verilen bu toksinler, kan dolaşımına geçtikten sonra damar duvarını oluşturan endotel hücrelerine, böbreklerde bulunan bazı hücrelere, alyuvarlara bağlanıyorlar ve bu hücrelerde hasar meydana getiriyorlar. Bunun sonucunda pıhtılaşmaya neden olan bazı faktörler salınıyor, trombosit adı verilen pıhtılaşma pulcukları kümeleşiyor. Ardından başta böbrekler olmak üzere organlardaki kılcal damarlar tıkanıyor ve bu organların görevlerinde bozukluk meydana geliyor. Ayrıca alyuvarların tahrip olması sonucu anemi (kansızlık) oluşuyor.

Bakteri vücuda girdikten ne kadar zaman sonra etkileri görülmeye başlıyor? EHEC, herkeste aynı ağır tablonun yaşanmasına neden oluyor mu?
Özellikle 10 yaşın altındaki çocuklarda ve erişkinlerin yaklaşık yüzde 10’unda toksinlerin oluşturduğu organ bozukluğu nedeni ile ağır bir tablo olarak karşımıza çıkıyor. İshal belirtileri için kuluçka dönemi genellikle 3-4 gün. Bu dönem 1-2 gün kadar kısa olabileceği gibi 5-8 güne kadar da uzayabiliyor. Başlangıçta kanlı olmayan ishal, bir iki gün içerisinde kanlı olmaya ve karın ağrıları varsa artmaya başlıyor.
 
Toksinin neden olduğu ve organları etkileyen belirtiler ne zaman ortaya çıkıyor?

Genelde ilk belirtilerin ortaya çıkmasından bir hafta, on gün sonra ortaya çıkıyor.

Bu bakterilerin kaynağı nedir?

Bu bakterilerin ana kaynağı, sığır başta olmak üzere diğer çiftlik hayvanlarının kendi dışkıları ile kirlenmiş ve iyi ortamda tutulmadan az pişmiş etlerinin yenmesi. Bunun yanında, hastalığı belirtili ya da belirtisiz geçiren insanların, dışkıları ile kirlenmiş ortam ve iyi yıkanmamış elleri ile gıda hazırlamaları. Özellikle, hastalığı geçiren kişilerin bir kısmında, bakterilerin dışkılarında uzun süre bulunduğu görülüyor. Salgınların büyük bir kısmı, iyi pişirilmemiş sığır kaynaklı gıdalar (kıyma, tütsülenmiş et, süt) yoluyla oluşuyor. Hastalık insanlara; pişmemiş veya az pişmiş etler, özellikle hamburgerler, aracılığı ile bulaşıyor. Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri, klorlanmamış içme suları, hatta doğal gübre ile yetişmiş çiğ tüketilecek sebzelerin iyi yıkanmadan veya bu tip gıdaların dışkı (kanalizasyon) ile kirlenmiş su ile yıkanmaları sonucu oluşuyor.

İshali önleyici, bağırsak hareketlerini azaltıcı ilaçlar bu vakalarda kullanılabilir mi?

Bağırsak hareketlerini azaltan ilaçların kullanılması kesinlikle doğru değil. Bu tip ilaçların kullanılması, bağırsakların EHEC’den temizlenmesini geciktirip toksin emilimini devam ettirerek organlara zarar verme riskini artırıyor.
 

İnsandan insana bulaşır mı? Korunmak için neler yapılmalı?

Bakterilerin düşük enfektif dozu nedeniyle (10 ila 100 bakteri enfeksiyon oluşturabilir) insandan insana da bulaşabiliyor. Özellikle çocuk yuvalarında veya yaşlı bakımevlerinde bakterinin bulaşması sıklıkla yaşanıyor. EHEC enfeksiyonları, genel hijyen önlemlerinin alınmasıyla önlenebiliyor. Enfekte olması muhtemel hayvanlarla temastan sonra ellerin yıkanması, gıdaların hazırlanmasında hijyen kurallarına uyulması çok önemli. Pastörize edilmemiş sütler mutlaka kaynatıldıktan sonra içilmeli. Özellikle hamburgerlerin et kısımları iyi pişirilmeli. Sebzeler uygun şekilde yıkanmalı. Hastalar ve nekahet döneminde olanlar (bakteri enfeksiyon düzeldikten sonra 8 hafta kadar dışkıda bulunabiliyor) gıda işlerinde ve özellikle risk altında bulunan çocuk yuvası, yaşlı bakımevi gibi yerlerde çalıştırılmamalı. Bakterinin dışkı ile bulaşabileceği sularda yüzülmemeli.

Salgın başta Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde görüldüğüne göre, bu ülkelere seyahat eden yurttaşlarımız özellikle nelere dikkate etmeli?

Daha önce de belirttiğim gibi genel hijyen önlemlerine uyulması çok önemli. Kapalı su tüketilmeli, eller sıkça yıkanmalı. Çiğ tüketilecek sebzelerin, çok iyi ve güvenilir sular ile yıkanmasına özen gösterilmeli. Dışarıda, çiğ sebze içeren salata gibi yiyecekler, bu aralar tüketilmemeli. Etlerin, özellikle hamburger içindeki etlerin iyi pişirildiğinden emin olunmalı.

Ek olarak ishal geliştiğinde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması da önemli.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=260468

Erozyonla Mücadelede Büyük Başarı Elde Edildi

Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, yaptığı açıklamada Türkiye’nin bulunduğu coğrafi konum itibarı ile küresel ısınma, iklim değişikliği ve çölleşmeden en fazla etkilenecek ülkeler arasında bulunduğunu ve bu etkiyi en aza indirmek için çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü;  “Dünya Çölleşme Tehlikesi Haritasında başta Orta Anadolu olmak üzere ülkemizin önemli bir bölümü ‘çölleşmeye çok fazla ve fazla duyarlı’ olarak gösterilmiştir. Ülkemizde tarım alanlarının %59’unda, meraların %64’ünde, orman arazilerinin %54’ünde erozyon vardır.

Özellikle son yıllarda ülkemizde, ormanların iyileştirilmesi, ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmalarında büyük bir hamle gerçekleştirdik. Ülkemizde toprağın korunması çölleşme ve erozyonla mücadele, çığ, heyelan ve sel felaketlerinin önlenmesi konularında politika ve stratejiler belirlemek, plan ve projeler yapmak, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon sağlamak gayesi ile “Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü” nü kurduk.

Ayrıca; ağaçlandırma, fidan üretimi, erozyon kontrolü, rehabilitasyon faaliyetlerini daha etkin ve tek elden yürütmek gayesi ile “Orman Genel Müdürlüğü” çatısı altında topladık. Yeni yapılanmadaki gayemiz çölleşme ve erozyonla mücadele ve ormancılık faaliyetlerinin daha etkin, verimli ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır.”

http://www.cevreorman.gov.tr/COB/HaberDuyuru/guncelHaber/11-07-12/Erozyonla_M%c3%bccadelede_B%c3%bcy%c3%bck_Ba%c5%9far%c4%b1_Elde_Edildi.aspx?sflang=tr

Destekler Arttı, Türkiye Organik Tarıma Yöneldi

Türkiye organik tarımı sevdi. Bakanlık tarafından verilen destekler artınca son8 yılda organik üretim yapılan alan 57 bin hektardan 383 bin hektara kadar çıktı. Türkiye, organik tarımda son yıllarda büyük ilerleme kaydetti. Kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimi olan organik tarıma ilişkin son verilere göre üretim alanı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verdiği destekler sayesinde 57 bin hektardan 383 bin hektara çıktı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verilerine göre, 2010 yılında 42 bin 97 üretici tarafından 510 bin 33 hektar alanda organik tarım üretimi yapıldı. Bu alanın 126 bin 251 hektarlık bölümü doğadan toplama, geri kalan 383 bin 782 hektar alanda ise yetiştiricilik şeklinde organik tarım gerçekleştirildi. Türkiye’de organik tarım yapılan alan, toplam tarımsal alan içerisinde 2010 yılı verilerine göre yüzde 1.58 seviyelerinde bir paya sahip bulunuyor.

Dünyada ve özellikle Avrupa’da yaygınlaşan organik ürün tüketimindeki artıştan dolayı Türkiye bu alanda iyi bir pazar payı elde etme fırsatı buluyor. Bakanlığın verilerine göre; 2002 yılında 150 olan ürün sayısı geçtiğimiz yıl 216’ya yükseldi. Organik tarımla uğraşan çiftçi sayısı 2002 yılında 12 bin 428 iken 2010’da 42 bin 97 oldu. Yetiştiricilik yapılan alan yine 2002 yılında 57 bin 365 hektar iken geçtiğimiz yıl 383 bin 782 olarak gerçekleşti. Geçtiğimiz yıl 15 milyon 879 bin dolarlık organik tarım ihracatı gerçekleşti.

Teşvikler 2004’te başladı

İhracatta bin 189 tonla kuru üzüm birinci sırayı alırken, onu 585 tonla fındık ve fındık ürünleri, 570 tonla kayısı ve kayısı ürünleri, 441 tonla inci ve incir ürünleri, 15 tonla da pamuk ürünleri takip etti. Organik tarımda yaşanan iyileşmelerde ve sektördeki gelişimde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın son yıllarda üreticilere sağladığı teşvikler ve desteklerin büyük katkısı bulunuyor. Buna göre, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca organik tarımsal ürünleri ve girdileri üreten müteşebbislere tarımsal kredilere uygulanan cari faiz oranından yüzde 60 indirimli olarak azami 3 yıl vadeli yatırım ve 1 yıl vadeli işletme kredisi kullanma imkanı sağlanıyor. İlk olarak 2004 yılında ‘bir yıl için’ gerçekleştirilen bu uygulama; daha sonraki yıllarda da devam ettirilerek geçtiğimiz yıl da yürürlükte kaldı. Bakanlıkça verilen destekler 2011 yılında da devam ediyor. Bu çerçevede, cari faiz oranından yüzde 50 indirimli işletme ve yatırım kredisi imkanı sağlanırken, işletme kredisine 2 yıl, yatırım kredisine 7 yıl içinde ödeme imkanı tanındı. 8EKONOMİ SERVİSİ

http://www.stargazete.com/ekonomi/destekler-artti-turkiye-organik-tarima-yoneldi-haber-365723.htm