Monthly Archives: Ocak 2019

TARSİM’e İlgi Artıyor

Doğal afetlere karşı bilinçlenen çiftçilerin tarım sigortası yaptırma talebi her geçen gün artıyor. Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi AŞ (TARSİM) Genel Müdürü Yusuf Cemil Satoğlu, çiftçinin, poliçesi olan üreticilere zararların ödendiğini gördükçe sigorta yaptırma isteğinin giderek arttığını bildirdi. Satoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkede yaşanan doğal afetlere karşı üreticilere tarım sigortalarını yaptırmaları yönünde uyarıda bulundu. Küresel ısınma, iklim değişikliği nedeniyle tarım sigortasının artık zorunluluk haline geldiğini dile getiren Satoğlu, üreticilerin bunu bir maliyet olarak değil, ihtiyaç olarak görmelerini istedi.

“ARTIK TÜRK TARIMINDA TARIM SİGORTASI ZORUNLULUĞU YERLEŞMELİ”

Tarım yapabilmek için gübre, tohum, ilaca ihtiyaç duyan üreticinin tarım sigortasını da aynı şekilde yaptırması gerektiğini belirten Satoğlu, “Artık Türk tarımında sigorta zorunluluğu yerleşmeli. Üreticilerimizin ne kadar zor şartlarda üretim yaptıklarını biliyoruz. Dolayısıyla bir afette tüm yıllık emeklerinin gitmesi kabul edilebilecek bir durum değil. O nedenle sürdürülebilir bir tarım faaliyeti için mutlaka ve mutlaka tarım sigortalarını yaptırmaları gerekiyor.” dedi.
Tarım sigortasının devlet destekli bir sistem olduğuna işaret eden Satoğlu, prime yüzde 67’ye kadar devlet desteği sağlandığını kaydetti. Poliçelerin en az yüzde 50’sinin devlet tarafından karşıladığını vurgulayan Satoğlu, amaçlarının ticari bir faaliyet değil, tarım ekonomisinin sürdürülebilir olmasını sağlamak olduğunu belirtti.

Çiftçiyi korumaya yönelik çalışma yürütüldüğünü anlatan Satoğlu, şunları söyledi:

“Bitkisel ürün sigortalarında Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olan alanların yaklaşık yüzde 20’si sigortalı. 12 yıllık süreçte önemli bir rakama ulaşmış durumdayız ama henüz istediğimiz durumda değiliz. Biraz daha zamana ihtiyacımız var. Afetler oluştukça, çiftçilerimizin, hasarları ve hasardan dolayı poliçesi olan üreticilere zararların ödendiğini gördükçe, poliçe yaptırma istekleri giderek artıyor. Bunu çok yakından gözlemliyoruz.”

Üreticilerin ürünün ekonomik değerine göre de tarım sigortasına ilgi gösterdiklerini dile getiren Satoğlu, ekonomik değeri yüksek, daha stratejik üzüm, kayısı, fındık gibi ürünlerde ve doğal afetlere karşı hassasiyeti daha yüksek ürünlerde sigortalılık oranının arttığını ifade etti.

“HAYVAN HAYAT SİGORTASINA İLGİ DAHA DÜŞÜK”

Büyükbaş, küçükbaş, kümes hayvanları, arı kovanları ve balık çiftliklerinin hayvan hayat sigortası kapsamında değerlendirildiğini anlatan Satoğlu, TARSİM’in bu alanda da yüzde 50 devlet desteği ile poliçeler düzenlediğini bildirdi. Bu alanda sigorta sayısının düşük olduğunu belirten Satoğlu, “Hayvancılıkta işletme büyüklükleri arttıkça sigortalılık oranı da artıyor. 100 baş üzerine işletmelerde sigortalılık oranı yüzde 40’lara kadar yükseliyor ancak 100 başın altında bu oran yüzde 3-5’lere kadar düşüyor.” diye konuştu.

Yusuf Cemil Satoğlu, hayvan hayat sigortasına ilginin bitkisel ürünlere göre daha düşük olduğunu bildirdi.

Tarımsal faaliyetin yoğun yapıldığı Trakya, Ege, Akdeniz bölgelerindeki üreticilerin tarım sigortasına daha duyarlı olduklarını söyleyen Satoğlu, Karadeniz Bölgesi’nde ise özellikle fındık üreticilerin tarım sigortasına daha duyarlı yaklaştıklarını kaydetti.

Ülkede doğal afetler yaşanmaması temennisinde bulunan Satoğlu, “Bu dönem tarımsal açıdan son derece bereketli güzel bir yıl olur inşallah.” ifadesini kullandı.

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/tarsime-ilgi-artiyor-41098338

Aldığınız Kaç Üründe Coğrafi İşaret Var?

Coğrafi işaret Türkiye’ye 102 yıl sonra geldi. Aslında yerel ürünlerin pazarlanması açısından çok önem arzeden bu konu maalesef, ülkemizde hala hem üreticiler hem de tüketiciler tarafından bilinmiyor. Bu önemli konu nihayet bir odamız tarafından masaya yatırıldı. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmır Şubesi Ocak ayı konusunu Coğrafi İşaretlemeye ayırdı. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi adına Başkanı İbrahim Uğur Toprak imzasıyla yayınlanan açıklama şöyle:

Her ürünün bir hikâyesi vardır. Onun üreticisi, üretildiği yer bize daima bir şeyler anlatmaktadır. “Bir ürünün kalitesini değerlendirmek için kimyasal veya fiziksel analizler ya da tatmak yeterli değildir. Hiçbir teknik yaklaşım, ürünün arkasındaki her şeyi -köken, tarih, işleme tekniği- dikkate almaz ve tüketicinin bir yiyeceğin çevreye veya sosyal adalete saygılı bir şekilde üretilip üretilmediğini anlamasını sağlamaz”[1]. Eski zamanlarda tüketiciler aldıkları ürünlerle ilgili detaylı bilgiyi, doğrudan o ürünlerin satıcılarından ya da üreticilerinden alabilirken günümüzde genellikle araya giren aracılar bu iletişimin önüne geçmektedir. Burada ürünün hikâyesini alıcısına anlatması ancak sahip olduğu etiket sayesinde mümkün olmaktadır. İşte etiketler bu bakımdan ürünlerin bir bakıma betimlenmesi demektir.

DÜNYA FARKINDA AMA…

Uzun yıllardan beri bazı ürünlerin etiketleri söz konusu olduğunda, onların söyleyecek bir sözleri daha var. Dünya üzerinde bazı ürünler sadece belirli coğrafyalarda üretilirler ve üretildikleri yerlerden tüm dünyaya yayılırlar. İşte bu tip ürünlerin diğerlerinden ayrılması için etiketlerinde ekstra bir işaret bulunur. Coğrafi İşaret, Resmi Gazete’de yer aldığı biçimiyle “belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibariyle kökenin bulunduğu bir yöre, alan, bölge veya ülke ile özdeşleşmiş bir ürünü gösteren işaretleri”[2] tanımlar. Bu bakımdan özü gereği Coğrafi İşarete sahip ürün, belirli bir bölgede, belirli bir biçimde üretilmektedir. Bin yıllardır ticareti yapılan bazı ürünlerin tüm dünyada üretildiği bölgelerle tanındığını söylemek mümkündür. Kervanlar uzun yıllar boyunca Asya ve Avrupa arasında mekik dokurken, otantik birçok ürünü dünya pazarına taşımıştır. Bu türden ürünlerin tescillenerek tüm dünyaya sunulmasını amaçlayan Coğrafi İşaret sisteminin uluslararası anlamda hayata geçirilmesine ilişkin ilk örneklerden birini ise 19. yüzyıl sonlarında, 1883 yılında Fransa’da imzalanan “Sınai Mülkiyetin Korunmasına İlişkin Paris Sözleşmesi”nde bulabiliriz[3].

İLK DÜZENLEME 1995’TE YAPILDI

Ülkemizde ise Coğrafi İşaret uygulamasına ilişkin ilk resmi düzenlemeleri 27 Haziran 1995 Tarihli ve 22326 Sayılı Resmi Gazete’de bulmak mümkündür. İlgili yasal düzenlemelerin ortaya çıktığı günden bu yana gelinen noktada, ülkemiz sınırları içinde tescili yapılmış 805 adet Coğrafi İşarete sahip ürün bulunmaktadır[4]. Ülkemizde Coğrafi İşaretler “menşe ve mahreç işareti olmak üzere 2’ye ayrılmakta iken, bir ürünün coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan, bölge veya çok özel durumlarda ülkeden kaynaklanması, tüm veya esas nitelik veyahut özellikleri bu yöre, alan ya da bölgeye özgü doğa ve beşeri unsurlardan oluşması, üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinin tümüyle bu yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılması durumu menşe adını belirtir. Ancak bir ürünün coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan veya bölgeden kaynaklanması, belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibariyle bu yöre, alan ya da bölge ile özdeşleşmiş olması, üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinden en az birinin belirlenmiş yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılması durumunda ise mahreç işaretini belirtir”[5].

Her iki durumda da bir ürünün Coğrafi İşarete sahip olması ancak onun gerekli resmi prosedürleri geçerek tescil edilmesi ile mümkün olur. Ülkemizde bu tescil işlemiyle ilgili yetkili kamu kurumu Türk Patent ve Marka Kurumu’dur. İlgili tescil işlemlerinin sınır ve dayanakları ise 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu İkinci Kitap’ta yer alan 33. ve takip eden maddelerde açıkça belirtilmiştir[6]. Gıda, tarım, maden, el sanatları ürünleri, sanayi ürünleri gibi geniş bir yelpazede yer alan ürünlerle ilgili tescil işlemi için ürünün üreticisi olan gerçek veya tüzel kişiler, tüketici dernekleri, konu ve coğrafi yöre ile ilgili kamu kuruluşları başvuruda bulunabilirler[7].

İŞTE COĞRAFİ İŞARETLİ ÜRÜNLER

Gıda söz konusu olduğunda ise Coğrafi İşaret, “bazı gıda ürünleri, bazı özel ve iyi bilinen yiyecekleri tanımlamak için yerel aktörler ve tüketiciler tarafından sıklıkla kullanılan kökene atıfta”[8] bulunur. Ülkemizde tarım ürünlerinden işlenmiş gıdalara kadar uzanan geniş bir çeşitlilikteki gıda ürünlerinde Coğrafi İşarete rastlamak mümkündür. Tescilli 805 üründen büyük çoğunluğunu gıda ürünleri oluşturmaktadır. Ayvalık Zeytinyağı, İzmir Tulum Peyniri, Kars Kaşarı, Antakya Künefesi gibi çok bilinen ürünler, Coğrafi İşarete sahip ürünlere güzel bir örnek oluşturabilir. İzmir özelinde ise yapılan başvurulara istinaden 22 tescilli ürün bulunmaktadır. Bu ürünleri Bergama Graniti, Bergama Kozak Çam Fıstığı, Bergama Tulum Peyniri, Bozdağ Kestane Şekeri, Ege Pamuğu, Ege Sultani Üzümü, Ege İnciri, Görece Nazar Boncuğu Üretim El ve İşleme Sanatı, Gümüldür Mandalinası, Güney Ege Zeytinyağları, İzmir Boyozu, İzmir Kumrusu, İzmir Lokması, İzmir Şambalisi, İzmir Tulum Peyniri, Karaburun Nergisi, Kuzey Ege Zeytinyağları, Seferihisar Mandalinası, Urla Sakız Enginarı, Yarımada Hurma Zeytini, Çeşme Kavunu, Ödemiş Patatesi olarak listelemek mümkündür[9].

KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLER

Coğrafi İşaret uygulaması genel itibariyle yerel üretimi ve kırsal kalkınmayı desteklerken, geleneksel bilgi ve kültürel değerleri de korumayı amaçlar, tüm bu özellikleri doğrultusunda biyoçeşitliliğe de olumlu katkıda bulunur. Coğrafi İşaret uygulaması bir yanıyla geleneksel üretim yöntemlerini ve ürünleri ön plana çıkartarak, tarihsel öneme sahip bu uygulamaların devamlılığına destek olmaktayken diğer yanıyla piyasada ayrı bir pazarlama alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya çapında yerelliğe olan ilgi her geçen yıl daha da artmaktadır. Bu ilgi göz önünde bulundurulduğunda Coğrafi İşaret sistemi de tekelci, neoliberal gıda sistemi tarafından sömürüye açık bir hale gelmektedir. Yerele olan ilgi dolayısıyla Coğrafi İşaret sahibi ürünler, mevcut gıda politikaları göz önünde bulundurulduğunda üreticiler kadar, bu işi sadece para kazanma hırsıyla yapan aracılara da kazanç sağlamaktadır. Uygulama göz önünde bulundurulduğunda esas amacın bir bölgeyle özdeşlemiş ürünün diğerlerinden ayrılması ve bu türden ürünlerin ve üretim yöntemlerinin korunması olduğu akıldan çıkartılmamalıdır. Küçük üreticiler ve aile çiftçileri bu bağlamda desteklenmeli, onların asırlardır uyguladıkları yöntemler ve ürettikleri ürünler gerçek değerlerini bulmalıdır.

https://www.haberhurriyeti.com/aldiginiz-kac-urunde-cografi-isaret-var/

Türk Kenevirinin Dünyada Eşi Benzeri Yok

Türk keneviri dünyada üretilen kenevirlere fark atıyor. Hem lif yapısı daha fazla hem de uyuşturucu oranı düşük. Ve en önemli özelliği de endüstri alanında kullanıma da uygun olması. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Milli ve Yerli Üretim Üst Kurulu Başkanı Soner Meşe, “Türk kenevirinin dünyada eşi benzeri yok. Elimizdeki müthiş bir cevher. Kökünden çiçeğine kadar müthiş üretim ve katkı sağlayacak.” dedi.

Meşe, Ondokuz Mayıs Üniversitesi ortaklığıyla yıllardır araştırmasını yürüttükleri kenevir tohumunun adının “Türk keneviri” olarak tescillenmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’de kenevir üretiminde merkezin Samsun olduğunu, üretimin önemli kısmının burada yapıldığını vurgulayan Meşe, “Buradan çıkan bir hikaye var. Samsun’un başlattığı bir hikayeye olabilir. Biz ‘Türk keneviri’ olarak tescillenmesini öneriyoruz. Bu kenevir endüstriyel Türk keneviridir. Bunda uyuşturucu oranı çok düşüktür.” diye konuştu. Dünyanın başka ülkelerinde yetiştirilen kenevirle Samsun’da tohumu üretilen kenevirin lif yapısının farklı olduğunu vurgulayan Meşe, şöyle devam etti:

“Kök çiçeklerinin yapısı farklı ve günde 12 santimetre uzuyor. Yaklaşık 3 metreye çıkan dünyadaki tek kenevir türü. İstenirse 5 metreye kadar uzayan bir ürün. Tam sanayiye ve teknolojiye uygun kenevir ve tohumumuz var. Öncelikle yapılması gereken, tohumu çoğaltmamız lazım. Yani 19 ilde Tarım Ve Orman Müdürlüklerinin tohum ekilecek alanları belirlemesi ve bunları bildirmesi gerekiyor. Tohumu elde ettikten sonra ikinci etap teknolojidir. Keneviri nerelerde tüketeceğiz, bunun önceliğinin belirlenmesi lazım.”

“Kenevirin kök kısmı müthiş bir enerji kaynağı” Meşe, Türk Keneviri Araştırma Enstitüsü kurulması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Kenevir, gerçekten çok önemli bitkilerden biridir. Her şeyini değerlendirebiliyoruz. Öncelikle sağlık sektöründe kullanacağımızı düşünüyorum. Kenevir sapındaki lifler de diğer alanlarda kullanılıyor. En önemlisi ise kanser ilacı. Kemoterapiye ihtiyaç kalmayacak. AIDS ilacı, ağrı kesici özelliği var. Çiçeği, yaprağından ilaç sektörü faydalanıyor. Kök kısmı ise müthiş bir enerji kaynağı. Bir linyit kömürünün yaklaşık 3 bin 500 ısı kalorisi var, kenevirin kök kısmının kalorisi ise 4 bin 400. Sadece çiçeğinin aromatik kimya olarak dünyadaki işlem hacmi 100 milyar dolar.”

On dokuz Mayıs Üniversitesinin kenevir yetiştiriciliği konusundaki çalışmalarının önemine de işaret eden Meşe, “Ondokuz Mayıs Üniversitesi öğretim görevlilerinden Allah razı olsun. Çok güzel çalışmalar yapılmış, belirli aşamalara gelinmiş. MÜSİAD Yönetim Kurulunda kenevirde ana pilot ilin Samsun olması kararını aldık. Bundan sonra buradayız. Türk kenevirinin dünyada eşi benzeri yok. Elimizdeki müthiş bir cevher. Kökünden çiçeğine kadar müthiş üretim ve katkı sağlayacak.” değerlendirmesinde bulundu.

https://www.tarimtv.gov.tr/tr/video-detay/turk-kenevirinin-dunyada-esi-benzeri-yok-11117

Doğal Hayata Sülün Ve Keklik Desteği

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından bu yıl tarım ve hayvancılığın desteklenmesi yanında doğal hayatın ve tabiatın korunmasına yönelik projeler de devreye alınacak. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019’da vereceği tarımsal destekler yanında, yaban hayatın korunmasından sulama projelerine kadar çok sayıda projeyi hayata geçirecek. Tarımsal destekte geçen yıl 14,5 milyar liralık ödeme yapan Bakanlık, 2019 yılında da tarıma 16,1 milyar liralık destek verecek.

Geleneksel Kıyı Balıkçılığının Kayıt Altına Alınması Programı kapsamında 2018’de 8,3 milyon lira ödeme yapılırken, 2019’da 12 milyon lira destekleme sağlanması planlanıyor.

Tarım alanlarının miras ve satış yoluyla bölünmesi önlenirken, satış ve miras intikal işlemlerinin online takibini amacıyla Tarım Arazileri Devir Takip Sistemi kurulacak. Sistemle tarım arazileriyle ilgili mülkiyet devir işlemleri Bakanlığa gelecek ve online olarak cevaplanacak.

Bakanlık kuraklık ve çölleşmeyle mücadele çalışmalarını da sürdürürken, bu yıl hazırlıkları devam eden Fırat-Dicle, Gediz, Büyük Menderes, Seyhan, Ceyhan ve Asi olmak üzere 6 havzanın kuraklık yönetim planları tamamlanacak. Bakanlık, 2018’de 7 havzada bu çalışmaları tamamlamıştı. Bu çalışma, muhtemel kuraklık riskiyle karşılaşıldığında yapılacak müdahalelerin planlanmasını sağlıyor. Bakanlık 17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü etkinliklerini, Türkiye’nin ev sahipliğinde İzmir’de gerçekleştirecek.

Bakanlık su kaynaklarının korunması amacıyla kullanılmış suların değerlendirilmesi amacıyla da çalışma yürütüyor. Bu kapsamda, Kullanılmış Suların Yeniden Kullanım Alternatiflerinin Değerlendirilmesi Projesi bu yıl tamamlanacak. Projeyle, 25 havza için eylem planı hazırlanacak ve Ankara, Malatya ve Yalova olmak üzere üç pilot ilin atık su arıtma tesisinde geri kazanım uygulama projeleri tamamlanacak.

Su taşkınlarıyla mücadele çalışmaları kapsamında da bu yıl Marmara ve Meriç-Ergene havzaları için taşkın yönetim planı hazırlama çalışmalarına başlanacak.

– Faydalı böcekler doğaya salınacak

Geçen yıl 320 milyon civarında gerçekleşen fidan üretiminin, bu yıl 321 milyon adedi bulması planlanıyor. Bakanlık, boylu fidan ve dış mekan süs bitkisi ihtiyacını tamamen kendi fidanlıklarından karşılamayı ve fidan ihraç etmeyi hedefliyor.

Bakanlıkça yürütülen çalışmalarla Tarım Sigortaları Havuzu’nun kapsamı da genişletildi. Buna göre, incir ve üzümde yağmur riskinin verdiği zararlar teminat kapsamına alınırken, kapsamdaki ürünlere nohut, kırmızı mercimek ve yeşil mercimek de ilave edildi. Bu yıl küçükbaş hayvanlarda yavru atma riski de teminat kapsamında olacak.

Bakanlığın, sürdürülebilir av ve yaban hayatının sağlanması amacıyla yürüttüğü projeyle de geçen yıl 97 bin 500 keklik ve sülün doğaya salındı. Bu yıl da 95 bin kanatlı üretilip doğaya salınacak. Bu kapsamda 2018’de 3,9 milyon alabalık yavrusu üretilerek orman içi sulara bırakılırken, 2019 hedefi 3,7 milyon olarak belirlendi.

Geçen yıl orman ürünleri satışından 3,7 milyar lira gelir elde eden Bakanlık, bu yıl ise 4,6 milyar liralık gelir hedefliyor. 2018’de 700 bin ton odun dışı orman ürünleri üretimi gerçekleştirilirken, bu yıl bu rakamın 750 bin ton olması planlanıyor. Geçen yıl 24 milyon metreküp olan odun üretim miktarının ise bu yıl 28 milyon metreküpe ulaşması bekleniyor.

Ormanları tahrip eden zararlı organizmalarla mücadele kapsamında, bu yıl 500 bin adet faydalı böcek üretilecek, 50 bin kuş yuvası yapılarak ormanlara asılacak ve 100 bin karınca yuvası nakli gerçekleştirilecek.

Mesire alanları ve şehir ormanları kurulma çalışmaları kapsamında 2019’da 75 mesire yeri, 5 şehir ormanı ve 54 bal ormanı kurulması planlanıyor.

– Verimi artırıcı projeler

Bakanlığın hayata geçireceği Nadas Alanlarının Değerlendirilmesi Projesi ile nadas alanlarının üretimde kullanılması ve arz açığı olan bitkisel ürünlerde sözleşmeli üretim modeliyle üretimin geliştirilmesi amaçlanıyor. 2019 üretim sezonu itibarıyla 3 yıl süresince 12 ildeki 110 bin hektar alanda uygulama yapılması planlanıyor.

Küçükbaş hayvan sürülerinde et, süt ve döl verimi kaybına neden olan akrabalı yetiştirmenin önlenmesi amacıyla yetiştiricilerin elindeki koyun ve keçi sürülerinde kan değişimi sağlanacak. Sürülere yüksek vasıflı erkek damızlıkların katılımıyla verim artışı sağlanacak. 2019 ve sonrasında koyun ve keçi sürülerinde kan değişimi sağlanması amacıyla proje yaygınlaştırılacak.

Öte yandan, erken kuzu kesimlerinin önlenmesi amacıyla bu yıldan itibaren karkas ağırlığı 20 kilogram ve üzerinde kuzu kesimi yapan yetiştiricilerin destek kapsamına alınması hedefleniyor. Böylece küçükbaş et üretiminde artış amaçlanıyor.

http://www.milliyet.com.tr/dogal-hayata-sulun-ve-keklik-destegi-ankara-yerelhaber-3232380/

Dünyanın En İyi Peyniri Küçücük Bir Çiftlikte Üretiliyor

Ostegaarden çiftliğinde Jorn Hafslund tarafından üretilen ve yıllandırılmış bir tür gouda olan fanaost peyniri, dünyanın dört bir yanından 3 bin 472 çeşit peyniri geride bırakarak bu başarıya ulaştı. 30 yılı aşkın zamandır verilen Dünya Peynir Ödülleri’nde daha önce hiç bu kadar küçük bir çiftlik bu seviyede bir başarı elde etmemişti.

Ostegaarden çiftliğinin, Norveç’e özgür bir tür olan kızıl ineklerden oluşan toplam 12 başlık bir sürüsü bulunuyor. Ancak bu 12 ineğin otladığı meralarda 14 farklı çeşit ot yetişiyor. Çiftliğin sahibi Hafslund, “Bu otların her birinin kendine özgü bir aroması var. Sütümüze benzersiz tadını veren de bu” ifadelerini kullanıyor.

2006 yılından bu yana peynircilik yapan Hafslund, geçen yıl 20 ton fanaost üretti. Çiftlikte ayrıca camembert ve brie gibi peynirler üretiliyor.

Dünya Peynir Ödülleri 2018’de Norveç’in Bergen şehrinde düzenlendi. 29 ülkeden 230 jüri üyesi 3000’den fazla peynir türünü kör tadımla tadarak bronz, gümüş, altın ve süper altın olmak üzere dört kategoriye ayırdı. Ödüller bu yıl İtalya’da yapılacak.

http://www.hurriyet.com.tr/lezizz/dunyanin-en-iyi-peyniri-kucucuk-bir-ciftlikte-uretiliyor-41090914