Monthly Archives: Ağustos 2011

Gıda Etiketleri Değişiyor

Gıda etiketlerinde, ”Kalp ve damar sağlığının korunmasında yardımcı olur”, ”Diş sağlığının korunmasında yardımcı olur” gibi sağlık beyanlarının kullanım şartları değişecek. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ”Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği Taslağı”nı görüşe açtı. Taslakta, tüketiciye sunulan gıdalar ile restoran, hastane, kantin ve diğer benzeri toplu tüketim yerlerine arz edilen gıdaların genel ve bazı özel etiketleme kuralları, beslenme yönünden etiketleme kuralları, tanıtımı ve reklamına ilişkin bazı kurallar ve gıdalardaki beslenme ve sağlık beyanlarına ilişkin kurallar yeniden belirlenirken, Türk Gıda Kodeksi ”Gıda Maddelerinin Genel Etiketleme ve Beslenme Yönünden Etiketleme Kuralları Tebliği” ile ”Alkollü İçkilerde Hacmen Alkol Miktarının Etikette Bildirilmesi Hakkında Tebliğ”in yürürlükten kaldırılması öngörülüyor.

Taslak ile öngörülen değişiklikleri TMMOB Gıda Mühendisleri Odası (GMO) Başkanı Petek Ataman, gıda maddelerinde yapılan sağlık beyanlarının tüketicinin en hassas noktası olduğuna işaret ederken, ”Kalp ve damar sağlığının korunmasında yardımcı olur”, ”Diş sağlığının korunmasında yardımcı olur”’ gibi beyanların ürünün tüketimini önemli düzeyde artırdığına dikkati çekti.
Halen yürürlükte olan tebliğe göre, bir gıdada sağlık beyanı yapılabilmesi için bileşim anlamında tek kısıtın alkolle ilgili olduğunu hatırlatan Ataman, şu bilgiyi verdi:

”Eğer bir ürünün içerdiği alkol hacmen yüzde 1,2’yi geçmiyorsa (bu sınır ‘alkolsüz’ tanımının sınırıdır) yani gıda alkollü değilse, bu üründe sağlık beyanı yapılabiliyordu. Örneğin, bir doymuş yağ, kolesterolün düşürülmesine yönelik sağlık beyanı içerebiliyordu. Şimdiki taslakta ise; bu beyanı yapabilmek için tek kriter alkol miktarı değil. Gıda maddesinin sağlık beyanına konu olabilmesi için, alkol kısıtına ilave olarak sodyum, ilave şeker, doymuş yağ asitleri ve kalsiyuma yönelik kimi kısıtlar var. Yani sağlığımızı riske attığı Dünya Sağlık Örgütünce de net bir biçimde ifade edilen tuz, şeker ve doymuş yağ asitlerini belirli bir miktarın üzerinde içeren gıda maddeleri tüketicilere sağlıkla ilgili özel tavsiyelerle pazarlanamayacak. Doymuş yağ asidi yüksek bir ürün, önemli miktarda Omega 3 de içerse; kalp ve damar sağlığını korumaya yardımcı olduğu ifade edilemeyecek. Bu tüketicinin doğru yönlendirilmesi için son derece önemli bir gelişme.”

Diğer taraftan, Türkiye’de sağlık beyanlarının bir liste olarak yayımlandığını, buna uyan tüm ürünlerde ilgili sağlık beyanını yapmak mümkün olduğunu belirten Ataman, oysa AB’de bu beyanların her bir gıda maddesi için tek tek değerlendirildiğine ve sağlık beyanına ona göre onay verildiğine dikkati çekti. ”Olması gereken ve doğru olan da budur” diyen Ataman, yönetmelik taslağında bu konuda bir ilerleme olmadığını, bir gıdanın, içindeki tek bir bileşenden değil, tümünden yola çıkarak, hedef kitlesi vesaire dikkate alınarak beyanın doğru olup olmadığına karar verilmesi gerektiğini söyledi.

Ataman’ın verdiği bilgiye göre, gıda etiketlerinde sağlık beyanı yapılabilmesi için, ”sodyum, ilave şeker, doymuş yağ asitleri ve kalsiyum” gibi kriterlerin dikkate alınmasına ilişkin düzenleme, 2006 yılında tebliğe kondu. Ancak, sanayiciden gelen tepki üzerine mevzuattan çıkardı. GMO Başkanı Ataman, sağlıklı gıda tüketimi açısından bu kriterlerin mevzuatta korunması gerektiğini vurguladı.

-”SON TÜKETİM TARİHİ” İLE ”MİNİMUM DAYANIKLILIK” SÜRESİ ARASINDAKİ FARK-

Yönetmelik taslağıyla halen mevzuatta bulunan ancak uygulamada soruna neden olan ”son tüketim tarihi” ile ”minimum dayanıklılık” süresi arasındaki karışıklığın giderilmesine yönelik düzenle de bulunduğunu kaydeden GMO Başkanı Ataman, şu bilgiyi verdi:

”Gıdaların raf ömürleri ile ilgili olarak, daha önceki tebliğde de yer alan ancak yeterince anlaşılarak uygulanmayan farklı iki tanım ve yaklaşım vardı. Bir kısım ürünlerde raf ömrü insan sağlığıyla doğrudan ilgili olmayıp, ürünün kalite kriterleriyle ilgilidir. Örneğin raf ömrü geçmiş bir makarnayı tüketmek sağlık riski yaratmaz. Oysa raf ömrü geçmiş bir sütü veya eti tüketmek sakıncalı olabilir. İşte bu iki duruma yönelik olarak iki farklı raf ömrü ifadesi vardı ama tebliğ hükmü açık olmadığı için uygulama şansı bulunamadı. Yeni taslakta bu durum biraz daha açıklığa kavuşturulmaya çalışılmış. İki farklı ifade var: ‘minimum dayanıklılık süresi” ve ‘son tüketim tarihi’. Son tüketim tarihi, raf ömrü geçtiğinde sağlık riski yaratabilecek ürünler için; minimum dayanıklılık tarihi ise ürün kalitesi ile ilgili tespit edilen tarihi göstermektedir. Tüketiciler son tüketim tarihi geçmiş ürünleri kesinlikle tüketmemelidirler. Oysa ‘minimum dayanıklılık süresi’ geçmiş ürünler için aynı şeyden söz etmek pek mümkün değildir. Bu ürünler hala uygun koşullarda iseler tüketilebilirler.”

-GIDAYI, KENDİ ADIYLA PAZARLAYAN SORUMLU OLACAK-

Yönetmelik taslağında, gıdaların etiketlenmesi sorumluluğunun gıdayı kendi adı veya ticari unvanı altında pazarlayan gıda işletmecisine verildiğini anlatan Petek Ataman, bunun önemli bir olumlu gelişme olduğunu vurgularken, ”Fason üretim, sadece ambalajlama gibi etkinliklerde, etiket bilgisinden hangi kurumun sorumlu olduğu belli olmuyor, bu da zaman zaman tüketiciye yanlış bilgi ulaşmasına neden oluyordu. Denetlemelerin etkin ve düzgün yapılabilmesi halinde, artık bu sorun yaşanmayacak” dedi.

Taslak ile etikette bulunması gereken uyarı ifadelerinin artırıldığını, uyarıların daha işlevsel olmasının sağlandığını belirten GMO Başkanı Ataman, ancak hala etikette ”yazı büyüklüğüne” yönelik bir hüküm olmadığına işaret etti.
Ataman, şöyle konuştu:

”Etiketlemeye yönelik taslak son derece ayrıntılı hükümler içeriyor. Olması gereken de bu. Ancak tüketiciye bu yönde hiçbir eğitim verilmiyor, sağlıklı bilgi akışı sağlanmıyor. Tüketici hala etiket üzerinde son tüketim tarihi, e numarası gibi birkaç noktaya sıkışmış durumda. Mutlaka sağlıklı bilgi aktarımını sağlamak lazım. Etiket, gıda ile tüketici arasındaki en etkin iletişim aracı. Bu iletişimin sağlıklı kurulmasını sağlamak gerekiyor. Etiket üzerinde okuyamadığımız büyüklükte yazılarla karşılaşmaya devam edeceğiz”

http://www.tarimtv.gov.tr/99_gida-etiketleri-degisiyor25.html

Ramazan’da Sağlıklı Beslenme

Ramazan ayında yaklaşık 16 saat süren açlık, iftarda çok fazla ve hızlı yemek yenilmesi ve yanlış beslenme alışkanlıkları nedeni ile mide rahatsızlıklarında ciddi bir artış görülmektedir. Ramazan ayını sağlıklı bir şekilde atlatabilmek için mideyi bu döneme doğru hazırlamak çok önemlidir. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Yıldıran Songür, “Ramazan’da sık görülen mide rahatsızlıkları” hakkında önerilerde bulundu.Ramazan öncesi yağlı ve şekerli yiyecekleri sınırlayın

Ramazan’ın bu yıl yaz mevsimine denk gelmesiyle insanlar saatler süren oruç dönemleri yaşayacak. Tuz vücutta su tutumuna neden olacağından oruç öncesinde vücudu bu duruma hazırlamak için tuz tüketimini sınırlandırmak gerekir. Susuzluk da oruç sırasında vücudu zorlayan en önemli etkenlerden biridir. “Birkaç gün önceden su tüketimimi azaltayım ki, oruçluyken susamayayım” düşüncesi toplumda yaygın ama yanlış bir uygulamadır. Su kısıtlaması vücudu susuz bırakacağından, sağlık için de tehdit oluşturacaktır. Yine birkaç gün önceden yüksek yağ ve şeker içeren gıdalardan uzak durmak, sebze tüketimine ağırlık vermek gerekir. Eğer kronik bir rahatsızlık varsa doktora danışılarak oruç tutulmalıdır.

Ülser hastasıysanız oruç tutmayın

Mide asidinin normalden fazla salgılandığı hastalarda, mide, özellikle ilk birkaç gün stres altındadır. Bu nedenle komplike mide ve onikiparmak bağırsağı ülseri olanların oruç tutmaları tavsiye edilmemektedir. Öte yandan hem karaciğer hem de bağırsak metabolik aktivitesinin Ramazan ayında uzun açlıklara zamanla uyum gösterebilme kapasitesi vardır. Karaciğer hastalığı olmayan kişilerin oruç tutması karaciğere zarar vermez, fakat hepatit ve sirozlu hastalar da oruç tutmamalıdır.

Asit düzenleyici ilaçları sahur öncesinde alın

Vücudumuz açlığa birkaç gün sonra uyum göstermeye başlayacaktır. Açlığa bağlı olarak mide salgılarının azalmasıyla birlikte sindirim sistemi hareketleri de azalır. Ancak mide asidi salgılanması açlık boyunca da devam eder. Normal şartlarda, uzun süren açlıklarda mide salgısı giderek azalır ve asit karakteri zayıflar. Asit fazlalığı sorunu olanlarda ise uzun süren açlıklarda mide asit salgılanması, mide ve onikiparmak bağırsağı ülserlerinin veya mevcut gastrit bulgularının artmasına yol açabilir. Şikayeti olmayanlar oruç tutmayı deneyebilir; ancak asit fazlalığı sorunu olanların sahur öncesinde ilaç almaları gereklidir.

İftardan sonra egzersiz yararlı

Vücudumuz günün belli saatlerine göre sindirim olayını gerçekleştirir. Akşam ve gece saatlerinde besinlerin emilimi gündüz saatlerindeki kadar iyi değildir. Bu nedenle iftar ve sonrasında yenilen fazla miktarda yiyecekler şişkinliğe ve uyku bozukluğuna yol açabilir. Özellikle mide ve bağırsak rahatsızlığı olanlarda uzun süreli açlığın ardından fazla miktarda yenilen yemekler sindirim güçlüğü yaratır. Yavaş yenmeli ve iyi çiğnenmelidir. İftardan 1-2 saat sonra hafif yürüyüş yapmak yararlı olabilir. Sabah sahurdan sonra egzersiz yapılması sıvı ve enerji kaybına yol açacağı ve bu açığı hızla kapatma imkanı olmayacağı için çok uygun değildir. Alternatif olarak, çok yüklü olmayan iftarı takiben, vücudun sıvı ve kalori eksiği karşılandıktan sonra yapılan egzersizin sindirimi daha kolaylaştıracağı öne sürülmektedir. Sıcakların çok hissedildiği günümüzde egzersizin güneşin olmadığı ve sıcaklığın nispeten düşük olduğu akşam saatlerinde yapılması organizma için daha yararlıdır.

http://www.tarimtv.gov.tr/100_ramazan-a-hazir-misiniz-24.html

“HES’lerle Mücadelemiz Devam Edecek”

Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan, Ordu İdare Mahkemesinin, daha önce Ordu ve Giresun’daki hidroelektrik santral (HES) projeleri için verilen ”yürütmeyi durdurma” kararlarını, üyelerin değişmesinin ardından hiçbir gerekçe göstermeden reddettiğini savunarak, ”Bizim temel endişemiz budur” ifadesini kullandı. Şan, yaptığı yazılı açıklamada, bölgede yapılan ve yapılması planlanan HES’lerle mücadelenin 5 yıldır yoğun şekilde sürdürüldüğünü anlatarak, köylülerin ve bölgede yaşayan insanların suyuna, toprağına, tarihi ve kültürel değerlerine sahip çıkmak adına önemli kazanımlar elde edildiğini belirtti.

Platform olarak bağımsız yargıyı ve hukukun üstünlüğünü hiçbir zaman hedef almadıklarını, HES’lere karşı sürdürülen mücadelenin en önemli ayağının hukuk mücadelesi olduğunu vurgulayan Şan, ancak bazı endişeleri olduğunu ifade etti.
Şan, şunları kaydetti:

”Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun yaptığı son atamaların ardından Ordu İdare Mahkemesinde yaşanan gelişmeler, endişelerimizin ne kadar haklı olduğunu ortaya koymaktadır. Ordu İdare Mahkemesi, daha önce Ordu ve Giresun’daki HES projeleri için verilen ‘yürütmeyi durdurma’ kararlarını, üyelerin değişmesinin ardından hiçbir gerekçe göstermeden reddetmiştir. Bizim temel endişemiz budur. Yargı, bağımsız olmalıdır. Anayasa, yasa ve yönetmelikler dışında uluslararası anlaşmalar, bilimsel raporlar, yaşamsal değerler ve yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ilkelerini gözeterek kararlar almalı ve çalışmalarına yön vermelidir.Ancak biz hiçbir zaman doğal yaşam alanlarımıza geri dönüşümsüz zararlar verdiği bilimsel raporlar ve yargı kararlarıyla ortaya konulmuş HES’lere karşı mücadelemizden ödün vermeyeceğiz.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=265486