Monthly Archives: Mayıs 2013

Süte Litre Başına 9 Kuruş Prim Ödenecek

TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit, bazı milletvekilleri, Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği Başkanı Harun Çallı, Tarım Kooperatifleri Merkez Birliği Başkanı Mehmet Özkurnaz, Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanı Cemalettin Özden, Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Ali Koyuncu, bakanlık bürokratları ve ilkokul öğrencileri katıldığı etkinliklerde Bakan Eker, Türkiye’de son yıllarda süt hakkında toplumu bilgilendirmek, üretimini ve endüstriyel süt kullanımını artırmak için “Dünya Süt Günü” kutlamalarının gerçekleştirildiğini söyledi. Sütün insan sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu, Türkiye’deki süt üretiminin son 10 yılda 8 milyon tondan, 17 milyon tona çıktığını bildiren Bakan Eker, Uluslararası Sütçüler Federasyonu’nun en son verilerine göre Türkiye’nin dünyanın 9. büyük süt üreticisi olduğunu, süt üretimini 8 milyon tondan 17 milyon tona çıkardığını belirtti. Bu durumun hayvan varlığının hem sayıca hem de niteliğindeki artışla sağlandığını belirten Bakan Eker, 9 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı, 14 milyona çıktığını da vurguladı.

 Anadolu’nun kendi varlığı küçükbaş hayvancılığı desteklediklerini ifade eden Bakan Eker, küçükbaş hayvancılıkta daha fazla nasıl ürün edilebileceğine ilişkin projeler geliştirdiklerini kaydetti. Son yıllarda keçi sütü üretiminin çok arttığını, bunun ürün çeşitliliği de getirdiğini vurgulayan Bakan Eker, ayrıca mandacılık ve koyun sütünde de artış yaşandığını söyledi. Türkiye’deki toplam tarım hasılasının yüzde 25’inin hayvancılıktan geldiğini bildiren Bakan Eker, “Halbuki bunun tam tersi olması lazım. Biz hayvancılığı stratejik bir bakış açısıyla ele aldık. Geçen sene 2,2 milyar lira hayvancılık desteği verdik. Bu sene bu 2,5 milyar liraya çıkıyor. 9 milyarlık tarım desteği içerisindeki hayvancılık payı yüzde 29’a çıktı” dedi.

 Bakan Eker, AB’nin, süt işleme sistemi standartlarına uymadığı için Türkiye’den ithalat yapmadığını ancak Bakanlığın projesiyle bu durumun değiştiğini anımsattı. Süt üreten firmaların, 3 Nisan itibariyle AB’ye ihracat gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Eker, bu durumun, üçüncü ülkelere referans olması bakımından ihracatı artırıcı etki yaratacağını vurguladı. Konuşmasında , süt primlerinin önceden bir yıl sonra ödendiğini ancak 2010 yılından itibaren yıl içerisinde 3’er aylık dönemler halinde ödeme yapılmaya başlandığını söyleyen Bakan Eker, Bu senenin ilk üç ayı için süte litre başına 9 kuruş prim ödeyeceğiz. Bu, geçen sene 6 kuruştu. Maliyetlerdeki ve yem fiyatlarındaki artışı dikkate almak için bunu yapıyoruz” diye konuştu.

Bakan Eker, kaynağı belli olmayan bilgilerle ahkam kesmenin Türkiye’ye her zaman zarar verdiğini belirterek, “Zaman zaman bunun acı örnekleriyle karşılaşıyoruz. Geçtiğimiz günlerde pirinçte yaşandığı gibi. Yanlış, anlaşıldı. Türkiye’ye zarar verdi” dedi. 2010 yılına kadar Bakanlığın gıda güvenliği ile ilgili mevzuatının idari para cezasından ibaret olduğunu ancak bu tarihten itibaren halkın sağlığı ile oynayan firmaları teşhir etmeye başladıklarını hatırlatan Bakan Eker, gıda ile ilgili konularda sektöre haksızlık yapıldığını ve Türkiye’nin gıda denetimleri konusunda bugün AB standartlarına sahip olduğunu ifade etti.

Konuşmasında Bakan Eker, 2009 yılından itibaren süttozu uygulaması başlattıklarını, bu sayede süt arzının fazla olduğu dönemde ürünleri piyasadan alıp, arzın az olduğu yılın 3. ve 4. çeyreklerinde piyasaya sunduklarını belirterek, bu sayede süttozu ithalatının da azaltıldığını kaydetti. Et ve Süt Müdahale Kurumunun kurulduğunu hatırlatan Bakan Eker, bu kurumun piyasalara müdahale edebileceğini, üretici ve sanayici açısından dengeleri sağlayacağını vurguladı. Bakan Eker, “Bakanlar Kurulu kararı çıktı. KİT olduğu için ana statüsü düzenleniyor. O uygulamayla birlikte tamamlanacak. O zaman pazarlama konusunda daha sağlıklı yapıya kavuşmuş olacağız” dedi.

Okul Sütü Projesi’ne de değinen Bakan Eker, projenin başarılı şekilde devam ettiğini vurgulayarak “Bu uygulama devam edecek. Belki bir şekilde bunu diğer ürünlerle de takviye etme imkanımız olur, onun üzerinde de çalışılıyor” dedi.

AOÇ’nin Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi işbirliğinde yoğurt mayası geliştirdiğini, bir süredir de peynir üzerinde çalıştığını ifade eden Bakan Eker, 2014 yılı içerisinde “Gıda Gen Bankası/Maya Bankası açmayı planladıklarını bildirdi. Burada gıdaların fermente edilmesinde kullanılan kültürlerin/mayaların izole edilip özel besi yerlerinde saklanması ve gerektiğinde sanayicilerin ve üreticilerin hizmetine sunulmasının mümkün olabileceğini kaydeden Bakan Eker, “Türkiye’de endüstriyel yoğurt mayasının ithal edildiğini öğrendiğimde içim yanmıştı. Bu nedenle diğer ürünlerle ilgili de ‘başımıza bir iş gelmeden önlemini alalım’ şeklinde konuştu.

Bakan Eker, herkese damak tadına uygun süt ürünü tüketmesini önererek, Türkiye’de kişi başına süt ve süt ürünleri tüketiminin 200 kilogramın üzerine çıktığını, bunun ülke standartlarını göstermesi bakımından önemli olduğunu kaydetti.

Daha sonra tören alanındaki stantları ziyaret eden Bakan Eker, çuval yarışı ve yoğurt yeme yarışında dereceye giren öğrencilere hediyelerini verdi.

 http://www.tarimziraat.com/tarim_haberleri/a3336-sute_litre_basina_9_kurus_prim_odenecek.html

Hayvan Sayısı Arttı…

Türkiye istatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2012 yılında bir önceki yıla kıyasla büyükbaş hayvan sayısı yüzde 12,3, küçükbaş hayvan sayısı da yüzde 10,7 arttı.  TÜİK 2012 yılına ilişkin “Hayvansal Üretim” istatistiklerini açıkladı. Buna göre, büyükbaş hayvan sayısı 2012’de bir önceki yıla göre yüzde 12,3, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 10,7 arttı. Yıl sonu itibariyle sığır sayısı 13 milyon 915 bin baş, koyun sayısı 27 milyon 425 bin baş, keçi sayısı ise 8 milyon 357 bin baş olarak gerçekleşti.

 Toplam süt üretimi de 2012 yılında bir önceki yıla göre yüzde 15,6 artarak, 17 milyon ton oldu. Bunun yüzde 91,82’sini inek sütü, yüzde 5,79’unu koyun sütü, yüzde 2,12’sini keçi sütü ve yüzde 0,27’sini ise manda sütü oluşturdu.

Bal üretimi azaldı

Söz konusu dönemde yapağı, kıl ve tiftik üretimi artarken, bal, balmumu ve yaş ipek kozası üretiminde azalış görüldü. Yapağı üretimi, 2012’de bir önceki yıla göre yüzde 9,9, kıl üretimi yüzde 16,6 ve tiftik üretimi ise yüzde 2,7 arttı. Bal üretimi ise aynı dönemde yüzde 5,4 azalarak 89 bin 162 ton, balmumu üretimi ise yüzde 0,3 azalarak 4 bin 222 ton oldu.

İpekböcekçiliği faaliyeti yapan köy sayısı 2012 yılında 2011 yılına göre yüzde 15,9 arttı ve 342 oldu. İpekböcekçiliğiyle uğraşan aile sayısı ise yüzde 1,9 oranında azalarak 2 bin 572’ye geriledi. Açılan tohum kutusu sayısı bir önceki yıla göre yüzde 4 azalarak 5 bin 576 adet, yaş ipek kozası yüzde 11,2 azalarak 134 tona düştü.

 Bu dönemde toplam kümes hayvanı sayısı yüzde 6,6 arttı. 2012 sonu itibariyle et tavuğu sayısı yüzde 6,4 artışla 169 milyon adet ve yumurta tavuğu sayısı ise yüzde 7,2 artışla 85 milyon adet olurken, hindi sayısı yüzde 7,7 artışla 2,8 milyon adete ulaştı. Söz konusu dönemde, ördek ve kaz sayılarında azalış görülürken, bu azalış ördekte yüzde 6,7, kazda ise yüzde 0,5 olarak gerçekleşti.

http://www.yabantv.com/haber/14158-hayvan-sayisi-artti

Şebinkarahisar İlçemizde Ceviz Ağaçlarında Çevirme Aşılaması Uygulamaları Gerçekleştirildi

Şebinkarahisar İlçemizde Ceviz Ağaçlarında Çevirme Aşılaması Uygulamaları Gerçekleştirildi. Valiliğimiz koordinasyonunda yürütülen İlimiz meyveciliğini geliştirmek amacıyla Aşılı Ceviz, Dut Ve Kızılcık Fidanı Üretimi Projesi kapsamında; Şebinkarahisar İlçemiz Şaplıca ve Güzelyurt Köylerinde üreticilerimiz tarafından beğenilmeyen, verimi ve randımanı düşük, pazar değeri olmayan ceviz ağaçları üzerini, üreticilerin kendi bahçelerinden, tercih edilen, pazar değeri yüksek çeşitlerden alınan kalemlerin aşılanması çalışmaları gerçekleştirilmiştir.

Samsun Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünden bir uzman ve İl Müdürlüğümüz teknik elamanları tarafından gerçekleştirilen çalışmalarda üreticilerimiz çeşit değiştirme aşısı hakkında bilgilendirilmiş, yerinde uygulama yapmaları sağlanmış ve kendi bahçelerinde çeşit değiştirme aşısı uygulayabilecek duruma gelmeleri sağlanmıştır. Bu çalışmalarda  İlimiz genelinde kalitesi ve verimliliği düşük ceviz ağaçlarının, yüksek verimli ve kaliteli çeşitlere çevrilmesi amaçlanmaktadır.

İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü

 http://www.giresuntarim.gov.tr/tr/genhaber.aspx?kod=1759

Kenelerin En Saldırgan Olduğu Zamandayız Dikkatli Olunmalı

Türk Veteriner Hekimler Birliği Sakarya Bölgesi Veteriner Odası Başkanı Mustafa Yıldız, havaların hem nemli hem de sıcak olduğu mevsim geçişlerinde kenelerin hızla çoğaldığını ve en saldırgan zamanları olduğunu belirterek, dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Yıldız, yaptığı açıklamada, insanlarda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına sebep olan kenelerin çok yoğun olarak görülmeye başlandığını belirtti. Sahada çalışma yaptığını ve ahırlardaki hayvanlara yoğun bir kene saldırısı gözlemlediğini ifade eden Yıldız, “Hava çok nemli ve aynı zamanda çok sıcak. Bu tür mevsim geçişleri kenelerin sevdiği hava. Böyle mevsimde hızla çoğalıyorlar ve saldırgan oluyorlar. Keneler kanla besleniyor. Bu sebeple görev icabı gittiğim ahırlarda hayvanların yoğun kene saldırılarına karşı karşıya kaldığını gördüm. Kene ısırmaları insanlar gibi hayvanları hemen öldürmüyor ancak, yoğun kene yapışmaları hayvanlarda da enfeksiyona sebep oluyor. Eğer keneden temizlenmezlerse telef olabiliyorlar. Bu sebeple ahırlar usulüne göre ilaçlanmalı.” diye konuştu.

Piknik mevsiminin henüz tam anlamıyla başlamadığını, pikniğe gidenlerin de dikkatli olmaları gerektiğine dikkat çeken Yıldız, alınacak basit tedbirlerle, kene ısırmasının engellenebileceğini anlattı. Bunun için öncelikle kene olabilmesi muhtemel olan açık arazilerde gezerken, uzun kollu kıyafetler giyilmesi, kapalı ayakkabılar tercih edilmesi ve pantolon paçalarının çorap içerisine sokulmasının önemli bir tedbir olduğunun altını çizen Yıldız, böcekleri uzak tutan bitki özlü spreylerin de bir korunma yöntemi olduğunu ifade etti.

“KENE ISIRIRSA NE YAPMALIYIZ”

Kene yapışması durumunda, kişinin, keneyi asla kendisinin çıkarmaya çalışmaması ve zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Yıldız, şunları kaydetti: ‘Yanlış ve bilinçsiz müdahale, virüsün kapılmasına ve sonuçta insanın hayatına malolabilir. Bu şekilde bir müdahale sonucu birkaç gün virüs etkili olmaya başlıyor. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı ateş, üşüme, titreme, iştahsızlık, bulantı, kusma, cilt içi kanamalar, gözlerde kızarıklık, bacak ve kolda morluklar gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Bir çok vaka da ölümle sonuçlanıyor.’

“GENEL İLAÇLAMA DEĞİL LOKAL İLAÇLAMA YAPILMALI”

Kene korkusunun paranoyaya dönüşmesiyle her yerin ilaçlanmasının da doğru olmadığının altını çizen Yıldız, park, bahçe ve mesire yerlerinin ilaçlanmasının, burada piknik yapan insanları zehirleyebileceğini belirtti. Güvenilirliği kanıtlanmayan ‘çok zehirli ilaçların’ günlerce çim ve toprak üzerinde kaldığını, bunun da uzun süreli temasta ve uzun vadede kanser riski taşıdığının anlatan Yıldız, “Piknik sırasında oynayan çocukların ellerine bulaşan ilaç kalıntıları yiyecek ve ellerin ağızla temasıyla vücuda girebilir. Bu durum, bünyeleri daha hassas olan çocuklarda zehirlenme vakalarına yol açabilir. Piknik bölgelerinde eğer çok yoğun kene varsa ve mutlaka ilaçlanması gerekiyorsa, mümkün olduğu kadar dar bir alanın çevreye ve halk sağlığına yönelik etkileri iyi bilinen ‘insektisit’ ilaçların uzmanların kontrolünde yapılması faydalı olabilir. Ama mutlaka piknik bölgesinin ilaçlandığını, ilacın arınma süresini gösteren tabelalar konulmalıdır. Ama mümkün olduğu kadar açık alanlar ilaçlanmamalıdır. Bu uygulama, insan sağlığının yanı sıra bitki, hayvan ve yer altı sularını da zehirlemektedir. Bu durumda en iyi koruma yöntemi çevreyi ilaçlayarak değil de böcek kovucu spreylerden yararlanılabilir.’ şeklinde konuştu.

http://www.showhaber.com/kenelerin-en-saldirgan-oldugu-zamandayiz-dikkatli-olunmali-673376h.htm

Tescillendirilen Buğday Çeşidi “Yunus” Çiftçiye Çare Olacak

Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Çakır: “Yunus Emre nasıl ki halkımızın manevi dertlerine çare olmuş, bizde çiftçimizin maddi dertlerine çare olsun diye yeni çeşidimize ‘Yunus’ adını verdik”  Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Sabri Çakır, 2012-2013 yıllarında enstitü tarafından tescil ettirilen yeni buğday çeşidine Yunus Emre’den esinlenerek, “Yunus” adını verdiklerini açıkladı. Çakır, enstitü kampüsünde düzenlediği toplantıda, tarımsal üretime kazandırılan yeni ürün çeşitlerini tanıttı. Enstitünün Atatürk’ün talimatıyla kurulduğunu anımsatan Çakır, Türkiye’nin ilk tarımsal araştırma enstitüsü olan Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün 1925 yılında başladığı ıslah ve 1929 yılında başladığı kuru tarım çalışmaları ile günümüze kadar çalışmalarını aralıksız yürüttüğünü bildirdi.

“Tarımsal araştırma faaliyetleri ile ıslah ettiği 134 bitki çeşidine, 2012-2013 yılında 2 buğday, 2 nohut, ve 1 arpa çeşidini ıslah ederek tescilli bitki çeşidi sayısını 139’a çıkardık. Bu çeşitleri halkımızla tanıştırmak istiyoruz” diyen Çakır, böylece çiftçi ve sanayicinin istekleri doğrultusunda tarımsal üretime yeni halkalar eklendiğini kaydetti.

Yeni çeşitlere verilen isimleri ve özellikleri hakkında bilgi veren Çakır, buğdaylardan birinin adını “Yunus” koyduklarını belirterek, şunları söyledi:

“Yunus Emre nasıl ki halkımızın manevi dertlerine çare olmuş, bizde çiftçimizin maddi dertlerine çare olsun diye yeni çeşidimize ‘Yunus’ adını verdik. Yunus, ekmeklik buğday çeşididir. 2012 yılında tescil edilmiştir. Kışa, hastalıklara dayanıklıdır. Yüksek verim potansiyeli ve ekmeklik kalitesine sahiptir. Tane verimi 550-820 kilogram arasında olup ortalama verim 680 kilogramdır. Orta Anadolu ve geçit bölgelerinde sulu şartlarda yetiştirilir. Yine diğer buğday çeşidimize de ‘Mesut’ adını verdik. Kuru ve yarı taban alanlarda yetiştirilmek üzere geliştirilmiştir. Kuru şartlarda yüksek verim potansiyeli ve ekmeklik kalitesine sahiptir. Tane görünümü kırmızı serttir. Kılçıksız, beyaz başaklıdır. Ortalama verimi, dekarda 400 kilogramdır.”

“Çakır” ve “Akça” nohutları

Çakır, 2012 yılında tescillenen “Çakır” ve 2013 yılında tescillenen “Akça” adlarını verdikleri yeni nohut çeşitlerine ilişkin, “Çakır, adaptasyon kabiliyeti yüksek, makineli hasada uygun iri taneli ve erkenci yemeklik nohut çeşididir. Akça’da yine makineli hasada uygun iri ve beyaz taneli yemeklik nohut türüdür. Her iki çeşitte nohut yetiştiriciliği yapılan tüm bölgelerde tavsiye edilir” dedi.

“Ünver” adını verdikleri iki sıralı alternatif arpa çeşidinin özelliklerini de anlatan Çakır, kurağa, kışa ve hastalıklara dayanıklı, Orta Anadolu ve Geçit bölgelerinin kuru ve yarı taban alanları için uygun olduğunu aktardı.

Öte yandan biyoteknolojinin tarımda kullanılmasıyla birlikte, 13-14 yılı bulan yeni çeşit geliştirilmesinin 5-6 yıla indiğini de dile getiren Çakır, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kamu kuruluşları dışında özel sektör araştırma kuruluşlarıyla çalıştığını, böylece çeşit geliştirme tekniği ve diğer konularda birlikte proje yapıp,uyguladıklarını ifade etti.

Son dönemde özel sektör tohumculuk üretim kuruluşlarıyla da çalıştıklarına dikkati çeken Çakır, böylece tohumların hızlı bir şekilde üreticilerin eline ulaştırılmasına imkan sağlandığını ancak elit kademe tohum ürettikleri için piyasaya göre fiyatın yüksek olduğunu sözlerine ekledi.

http://haberciniz.biz/tescillendirilen-bugday-cesidi-yunusla-ciftciye-care-olacaklar-2047089h.htm