Monthly Archives: Ağustos 2013

Türkiye’nin İklimi Tropikalleşiyor

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Şen, Türkiye’de görülen iklim tiplerinin tropikalleştiğini belirterek, “Türkiye’nin tropikal iklimin özellikleri olan yaz aylarındaki aşırı sıcaklar ve gök gürültülü sağanak yağışlara alışması lazım” dedi.Orhan Şen yaptığı açıklamada, Türkiye’nin kuzey bölgelerinde artış gösteren nemin sıcaklığı artırdığını söyledi.

Sıcaklığın artmasıyla havada yükselici hareketlerin meydana geldiğini belirten Şen, bu hareketlerle dikey hacimleri büyüyen bulutların bıraktığı yağmur damlalarının boyutlarının da büyüdüğünü ifade etti.

Oluşan koşulların gök gürültüsü ve yıldırımları meydana getirdiğini belirten Şen, “Türkiye’nin tropikal iklimin özellikleri olan yaz aylarındaki aşırı sıcaklar ve gök gürültülü sağanak yağışlara alışması lazım. Sıcak ve nem, gök gürültüsü ve sağanak yağışları meydana getiriyor” dedi.

Şen, gök gürültüsü ve yıldırımın olduğu havalarda ağaç altında ve açık alanlarda durulmaması gerektiğini kaydetti.

Evlerin yıldırıma karşı daha emniyetli olduğunu aktaran Şen, “Evin içerisinde dururken de kalorifer borularına ve cam kenarına yakın durmamak lazım. Yağmurlu havalarda ağaç altında durmak, elektrik alanı meydana getirmesi nedeniyle yıldırımı çeker ve tehlikelidir. Bulutların yoğun olduğu dönemde denize de girmemek lazım. Denize girenler yıldırımlar için bir hedef haline geliyor. Böyle havalarda kapalı mekanda hava normale dönene kadar beklemek lazım.” diye konuştu.

Paratonerler önem kazandı

Şen, değişen iklim koşullarına ve yağışlara bağlı olarak yıldırım düşmesi olasılığının da arttığına değinerek paratonerlerin önem kazandığını belirtti.

Türkiye’deki paratonelerin yeterli donanıma sahip olmadığını ifade eden Şen, şunları kaydetti:

“Paratonerler kötü durumda. Birçok yerde paratonerlerin topraklama kablosunu binanın içinden elektrik kablosu gibi dolaştırıyorlar. Paratonere yıldırım düştüğü anda topraklama kablosından geçen yüksek voltaj, toprağa ulaşamayınca bulunduğu bölgeyi yıkıyor. Kabloların bina dışından toprağa indirilmesi lazım. “

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=432468&kn=21&ka=4&kb=21

Doğu Karadeniz Yaylaları İlaç Deposu

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğal olarak bulunan, tıbbi, aromatik ve diğer amaçlarla kullanılan 117 farklı bitkinin tamamından ilaç olarak yararlanıldığı belirtildi.Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) Genel Sekreteri Çetin Oktay Kaldırım, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde ilaç hammaddesi üretim ve ihracatına yönelik bitki zenginliğinin olduğunu söyledi.Kaldırım, “Karşılaştırılmalı istatistiklerde, Türk ilaç sektörü Pazar değeri açısından 16. sırada olmasına rağmen, ihracat hacmi ve klinik araştırma sayısı açısından ancak 36. sırada yer almaktadır. Türkiye jeostratejik konumu ve 8 milyar dolarlık ihracat potansiyeli ile komşu ülkelerin kilit merkez ve ilaç tedarikçisi olma fırsatına sahiptir. 2011 yılında GSYİH’nin yüzde 0.6’sı oranında, yaklaşık 4.8 milyar dolar değerindeki üretim gerçekleştirilmiştir.

Türkiye ilaç sektörü 2006-2011 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 6 büyüyerek 9.1 milyar Dolar’a ulaşırken, üretim aynı yıllar arasında yıllık ortalama yüzde 3.7 büyüyerek 4 milyar Dolar’dan 4.8 milyar Dolar’a ulaşmıştır. Sektör sahip ölçek ile 25 bin kişilik istihdam oluşturmaktadır” dedi.

Doğu Karadeniz’de 117 farklı bitkinin tamamından ilaç olarak yararlanıldığını belirten Kaldırım, “Ülkemiz iklim, coğrafik yapı ve türlerin çokluğu ile Avrupa’nın en zengin florasına sahip olmasına rağmen ilaç sanayinin ihtiyacı olan hammaddelerin yüzde 70’ten daha fazlası ithal edilmektedir. Türkiye’de mevcut 13 bin bitki türünün üçte birini barındıran Karadeniz Bölgesi’nin bitkisel potansiyelini inceleyen araştırmalar, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ilaç hammaddesi üretimi bakımından avantajlı bir bölge olduğuna işaret etmektedir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ilaç maddesi üretimi bakımından avantajlı bir bölge olduğuna işaret etmektedir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğal olarak bulunan, tıbbi, aromatik ve diğer amaçlarla kullanılan 117 farklı bitkinin tamamından ilaç olarak yararlanılmaktadır. Bölgede bulunan aktarlarda kuru ya da taze heba, çiçek ve yağı çıkarılmış halde 222 adet bitki türünün satıldığı tespit edilmiştir” ifadelerini kullandı.

Bitki zenginliğinin yöre insanına yeni gelir kapılarını açacağını dile getiren Kaldırım, “Bölgenin bitki zenginliğinin ilaç hammaddesi üretim ve ihracatına yönelik kullanımı bölge ekonomisi açısından önemli görülmektedir. Ekonomik önemi olan çok sayıda doğal veya kültürü yapılan bitkilerin veya ürünlerin güncel teknolojilerle üretimi ülke ekonomisine katma değerler kazandıracaktır. Ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı olan Doğu Karadeniz yöresinde hali hazırda geçim kaynağı olan, doğada kendiliğinden yetişen veya kültürü yapılan bitkilerden, ticari değeri yüksek, standardize edilmiş, patentli ve sertifikalı doğal ürünlerin üretimi sadece yöre ekonomisine katkıda bulunmakla kalmayacak, aynı zamanda gelişmiş, ülkelerdeki mevcut teknoloji yöremize aktaracaktır. Bu yaklaşım, ihracata yönelik ürünlerin üretimi sağlayacağından dış ticaret açığının kapatılmasına katkıda bulunacaktır. Yöre insanına yeni gelir kapıları açacaktır” şeklinde konuştu.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Ar-Ge yönünden kurulu bir alt yapısının olduğunu kaydeden Kaldırım, “Doğu Karadeniz Bölgesi sahip olduğu yedi üniversite, bir teknokent, fındık araştırma enstitüsü ile araştırma geliştirme çalışmaları için önemli bir akademik alt yapıya sahiptir. Bölgenin ilaç sanayi açısından henüz el değmemiş doğal bir hazine konumunda olduğu görülmektedir. Bölgedeki biyo çeşitlilik tıbbi bitkiler açısından değerlendirildiğinde önemli bir potansiyeli gözler önüne sermektedir” diye konuştu.

Kaynak : http://www.haber3.com/dogu-karadeniz-yaylalari-ilac-deposu-haberi-2113635h.htm#ixzz2b4f8AcEl

Sertifikalı Tohumluk Kullanımı Verimi % 25’e Kadar Artırır

Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Yıldıray GENÇER, çiftçilerimizin buğday ve arpa üretiminde sertifikalı tohumluk kullanmaları halinde yerine göre verimin % 25’e kadar artabileceğini söyledi. Çiftçimizin sertifikalı tohumluk kullanmalarının sadece verimi değil, kaliteyi de artıracağını belirten Gençer, ‘’ Bunun sonucunda da çiftçimizin geliri artar. Üreticimiz ürününü pazar ve borsalarda yüksek fiyatla satmak istiyorsa mutlaka sertifikalı tohumluk kullanmalıdır.” dedi. Sertifikalı tohumluk kullanan çiftçilerin belirli türlerde devletten destek aldığını vurgulayan Gençer, Türkiye Tohumcular Birliği olarak sertifikalı tohum kullanım oranını artırmak için çalıştıklarını kaydetti.

– ‘’Çiftçimiz Aldanmasın!”

Çiftçimizin kötü niyetli bazı kişiler veya satıcılar tarafından aldatılmasını önlemek gayesiyle Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığın tohumculuk piyasasını denetlediğini ve tohumlukların sertifikalandırılmasını mecburi tuttuğunu belirten Gençer, ‘’Sertifika, tohumlukta devletin güvencesi anlamına gelir.” şeklinde konuştu.

– ‘’Gıda Güvenliği için Tohumluklar Yenilenmelidir.”

Hububat ekiminde mahsulden veya ambardan tohumluk kullanılmasının bazı sakıncaları da beraberinde getireceğini açıklayan Gençer, ‘’ Bunların başında tohumun yozlaşması genetik özgünlük ve safiyetini kaybetmesi gelir. Ayrıca tohumluğun içerisine zamanla yabani ot tohumları ve başka türler karışabilir. Tohumda hastalıklı ve bulaşık danelerin oranının artması sakıncalı bir başka durumdur. Gıda güvenliği için, çiftçimiz mahsulden tohumluk kullanırken çok dikkatli olmalı, temiz tohumluk kullanmalı ve bu uygulamaya bir iki yıldan fazla devam etmemelidir. Orta Anadolu şartlarında çiftçimizin en geç üç yıl içinde, sahil bölgelerinde ise tohumluğunu daha kısa sürede yenilemesi yararlı sonuç verir.” dedi.

http://www.tarimziraat.com/tarim_haberleri/a3494-sertifikali_tohumluk_kullanimi_verimi_25_e_kadar_artirir.html

75 Bin Alabalık Bırakıldı

Orman ve Su İşleri Bakanlığı/Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan “Doğal Alabalık Üretilmesi ve Orman İçi Suların Balıklandırılması” adlı uygulama projesi kapsamında, dün Şebinkarahisar ilçesi Toplukonak ve Gürpınar köylerinin ortak kullanım alanı içersinde bulunan Dikmetaş göletine 75 bin adet Abant Alabalığı (Salmo trutta abanticus) bırakıldı.

 Orman ve Su İşleri Bakanlığı/Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü/12. Bölge Müdürlüğü/Trabzon Şube Müdürlüğüne bağlı Maçka-Altındere Alabalık Üretme İstasyonunda üretimi gerçekleştirilerek Giresun’a getirilen 75.000 adet yavru Abant Alabalıkları (Salmo trutta abanticus); 30 Temmuz 2013 günü Şebinkarahisar Kaymakamı Avni Oral, Doğa Koruma Milli Parklar 12. Bölge Müdürü Mustafa Bulut, 12. Bölge Müdürlüğü/Avcılık ve Yaban Hayatı Şube Müdürü Rıza Kamil, Giresun Şube Müdürü Ertan Kuduban, DKMP Giresun Şube Müdürlüğü Mühendisleri Zerrin Akbay, Özen Özkaya ile köy muhtarları ve köy sakinlerinin katılımıyla Dikmetaş Göletine salındı.

“Doğal Alabalık Üretilmesi ve Orman İçi Suların Balıklandırılması”  projesi kapsamında; su ürünleri yönünden iç su kaynaklarımızın rasyonel bir şekilde değerlendirilmesi, zengin bir protein kaynağı olan balığın gıda olarak insanlara daha fazla sunulması, amatör/sportif amaçlı avcılık yapan vatandaşlarımızı daha çok iç sulara çekebilmek amacıyla balıklandırma çalışmaları yapılmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da devam edecek bu çalışmayla doğa turizmine ve orman köylüsüne katkı sağlanmış olacaktır.

http://giresun.gov.tr/syf/haberiGoster.aspx?haber_ID=12746