Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) tarafından hazırlanan ”Tarım Raporu”nda tarımın genel sorunları ve çözüm önerilerine yer verildi. Dünyada tarım ve gıda giderek daha çok önem kazandığı belirtilen raporda, son yıllarda dünya gıda piyasalarında yüksek fiyat artışları yaşandığı, gelecekte de temel gıda ürünlerinde fiyat artışlarının devam edeceğinin beklendiği ifade edildi. Türkiye’nin toprak, su kaynaklarını iyi değerlendirmesi, gerekli olan teknolojiyi de kullanması durumunda dünya gıda açığını kapatabilecek ender ülkelerden biri olarak ortaya çıktığına dikkat çekilen raporda, ”Bunun için yeterli tarım alanlarına sahip durumda. Rahatlıkla, çevre ülkelerin gıda açığını kapatabilir. Tarım ve gıda üretiminde kendine yeten, çevresindeki ülkelerin gıda açığını kapatan Türkiye’nin hem bölgesinde hem de dünyada eli daha da güçlenecektir” denildi.
Dünyada gıda üretiminin yetmediği açıkça görüldüğü, Türkiye’nin de tarımsal potansiyelinin altyapı, verim, lojistik ve pazarlama konularında gerekli yatırımları yaparak veya iyileştirerek kendi bölge coğrafyasında ihtiyaç duyulan gıda konusundaki beklentiyi karşılayabileceği savunulan raporda, bunun için toplam sulama alanlarının artırılarak ekonomik olarak sulanabilen 8,5 milyon hektarlık tarım alanlarının tamamının sulu tarıma açılmasını sağlamak gerektiği, bunun olağanüstü bir üretim artışı getireceği ifade edildi.
Girdi maliyetlerine rağmen üretime devam ediliyor
Türk tarımının, 2011’de balıkçılıkla beraber, 62,7 milyar dolarlık gayri safi yurtiçi hasılaya ulaştığına işaret edilen raporda, tarımın 5,4 ile 6,7 milyon arasında istihdam sağladığı kaydedildi.
Türkiye’nin tarımda, rahatlıkla 150 milyar dolarlık üretimi, 50 milyar dolar ihracatı yapabilecek bir ülke olduğu belirtilen raporda, Türk çiftçisinin başta gübre, mazot, elektrik olmak üzere yüksek girdi maliyetlerine, girdiler üzerindeki yüksek vergilere, aşırı parçalanma sonucu verimsiz hale gelen arazi yapısına rağmen üretime devam ettiği ifade edildi.
Yapısal sorunlar çözülmeli, destekleme devam etmeli
Türkiye’nin tarımdaki olağanüstü üretim potansiyelinin ortaya çıkarılması, üretimin artırılması için yapısal sorunların çözülmesi, desteklemenin devam etmesi gerektiği vurgulanan raporda, çok parçalı olan tarım arazilerinin toplulaştırma çalışmalarının tamamlanması, arazilerin parçalanmalarını önleyecek yasal tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi.
Tarımda birim alandan alınacak üretimi artırmak için sertifikalı tohum, fide ve fidan kullanımının artırılması çalışmalarının devam etmesi gerektiğine işaret edilen raporda, hayvan hastalıklarıyla etkin bir mücadeleye girerek, hayvan hastalıklarını ortadan kaldırılması gerektiği belirtildi.
Gübre, mazot, elektrik fiyatlarının kontrol altında tutulması, yüksek artışların önlenmesi gerektiği vurgulanan raporda, şu değerlendirmede bulunuldu:
”Tarımda temel girdiler olan bu ürünlerde, fiyat istikrarı sağlanmalıdır. Girdiler üzerindeki ÖTV, KDV gibi maliyet artırıcı vergilerde düzenleme yapılmalıdır. Çiftçilerimiz tarafından tarımda mazotta uygulanan ÖTV’nin kaldırılması, gübre ve mazotta yüzde 18 olarak uygulanan KDV oranlarının yüzde 1 düzeyine çekilmesi veya ödenen KDV’nin yıl sonunda kendilerine iade edilmesi tarımda üretimin artırılması bakımından çok büyük önem arz etmektedir. Tarımda elektrik fiyatları daha önceki yıllarda olduğu gibi mutlaka desteklenmelidir. Özel şirketlere olan elektrik borçlarının da yapılandırılması sağlanmalıdır. Fatura tahsilatı aylık değil, hasat dönemine denk gelecek şekilde, yılda iki kez yapılmalıdır.
Üreticilerimizin yıl boyunca ihtiyaç duyduğu kredinin uygun faiz oranlarıyla kullanılması ve düşük faizli kredi kararının amacına ulaşabilmesi için kredi kullanımında tarım sigortası zorunluluğu kaldırılmalıdır. Sadece Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla uygulanan sübvansiyonlu kredi, diğer kamu bankalarını da kapsamalıdır. Zirai kazançlardan alınacak gelir vergisi kesinti oranlarıyla ilgili olarak, tarımsal desteklere uygulanan yüzde 4 kesinti oranı yerine, daha önce verilen doğrudan gelir desteğine uygulanan yüzde sıfır kesinti oranının uygulanması gerekmektedir”
Fındıkla ilgili sorunlar
Fındıkla ilgili sorunlara da değinilen raporda, üretim maliyetlerini aşağıya çeken ve 3 yıldır uygulanan alan bazlı desteklerin 2011’de sona erdiği ve bu dönemde fındık üreticilerine toplam 1,8 milyar ödeme yapıldığı hatırlatıldı.
Raporda, ”Fındık üreticilerimizin yaklaşık yüzde 84’ünün faydalandığı alan bazlı desteklerin devamı, ülkemiz için ekonomik önemi büyük olan fındığın hak ettiği değeri bulabilmesi, ihracatta bulunduğumuz yeri koruyabilmemiz ve dış dünyada kaliteli Türk fındığı imajının zedelenmemesi açısından büyük önem arz etmektedir” ifadesi kullanıldı.
Bu yıl fındıkta rekoltenin önceki yıllara göre yüksek olmasının beklendiğine dikkat çekilen raporda, üretici örgütü olan FİSKOBİRLİK’in mali yapısı nedeniyle piyasada yer almasının mümkün görülmediği kaydedildi.
Diğer taraftan üreticinin malını saklayabileceği lisanslı depoların yeterli ve yaygın olmaması, fındık üreticisini az miktardaki tüccarın insafına bırakacağı ifade edilen raporda, ”Bu nedenle fındıkta serbest piyasa şartları oluşuncaya kadar TMO pazara girmeli, üretici fındığının yok pahasına tüccarın eline geçmesi önlenmelidir” denildi.
Alıcı bulamayan patates üreticisi ürününü döktü
Patateste üreticilerin 2011-2012 üretim ve pazarlama sezonunun İç ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaşanan don afeti nedeniyle oldukça zorlu geçtiği belirtilen raporda, dondan zarar gören üreticilere dekar başına 200 lira destekleme ödemesi yapılması kararı çıktığını, ancak bu sefer de üreticinin ürünününü elinde kaldığı, ürününü pazarlayamadığı ifade edildi.
Nevşehir’de Nisan ayında 1 kilogram patatesin üretici fiyatı 25 kuruşa kadar gerilediğini, Mayıs ayında ise fiyatlar 5 kuruşa kadar düştüğünü anlatılan raporda, üreticinin, Mayıs ayının sonuna gelindiğinde, deposunda kalan ürünü alıcı bulamadığı için döktüğüne ya da ücretsiz dağıtmak zorunda kaldığına işaret edildi.
Patateste iç piyasada fiyat istikrarının sağlanması bakımından artan üretimin, ihracata yönlendirilerek ihracatın artırılması gerektiği vurgulanan raporda, ihracatın yanı sıra iç talebin de artırılmasının sağlanması gerektiği kaydedildi.
İhracatın yanı sıra iç talebin artırılması için, toplu gıda tüketiminin olduğu yatılı okullarda ve kışlalarda çıkarılan yemek menülerinde patatese daha fazla yer vermek suretiyle üretimin değerlendirilmesinin de büyük önem taşıdığı dile getirilen raporda, ”ayrıca ekmeklere belirli oranlarda patates ilave edilmesi hem ekmeğin beslenme değerini artırmakta hem de kısa sürede bayatlamasını önlemektedir. Bu konuda ilgili kuruluşlara gerekli yazılar yazılmıştır” ifadesi kullanıldı.
Yeter ki çiftçi desteklensin
Raporun hedefler bölümünde de şu görüşlere yer verildi:
”40-50 yıldır bekleyen yapısal sorunların bir bölümünde önemli adımlar atılsa da yapılması gereken, olmazsa olmaz gördüğümüz birçok sorunumuz hala çözüm beklemektedir. Yapısal sorunlarımız çözülerek rakip ülkelerin şartlarına kavuştuğumuzda, Türk çiftçisi, Cumhuriyetimizin 100. yılında 85 milyonluk Türkiye nüfusuyla birlikte 50 milyon turisti besleyecek, çevre ülkelerin gıda açığını kapatacak, 50 milyar dolar ihracat geliri ve ekonomimize 150 milyar dolar hasıla sağlayacak gıda üretimini gerçekleştirecektir. Türkiye’nin potansiyeli buna elverişlidir. Yeter ki çiftçimiz desteklensin, akılcı devlet politikaları uygulansın. Biz bunu sağlayacak güçteyiz.”




