Monthly Archives: Mayıs 2011

Meryemana Manastırı Turizme Kazandırılıyor

Şebinkarahisar ilçesindeki Meryemana Manastırı turizme kazandırılması için çalışmalara başlanıldı.Dün kilisenin bulunduğu Sarıyer Köyü, Kayadibi Mahallesine giderek incelemelerde bulunan Vali Şahin, Muhtar İbrahim Çiftçi’den köyünün sorunları ve manastır hakkında bilgiler aldı. Muhtar Çiftçi, manastırı ziyaret için gelen yerli ve yabancı turistlerin yol olmadığından dolayı manastıra ulaşmakta zorlandıklarını dile getirdi.   

 Vali Şahin, Turizm açısından önemli bir değer olan manastırın turizme kazandırılması yönünde çalışma yürütüldüğünü, ilk etapta önümüzdeki günlerde kilisenin içinin temizleneceğini daha sonraki aşamada ise yolunun yapılacağını söyledi. Restorasyon çalışmalarının da başlatılacağını kaydeden Vali Şahin, gelen turistlerin konaklayabilmeleri için mahallede bulunan 6 odalı evin konaklama evi olarak kamulaştırılması yönünde çalışma başlatıldığını da sözlerine ekledi. Muhtar ve mahalle halkı ziyaretlerinden dolayı Vali Şahin’e teşekkür ederek şükranlarını sundular.  

Vali Şahin’in incelemelerde Kaymakam Avni Oral, İl Emniyet Müdürü Cemal Levent, İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Karaca, İl Afet ve Acil Durum Müdürü Mustafa Sezer ile Şebinkarahisar İl Genel Meclisi Üyeleri Uğur Eraslan ve Oğuz Demir’de hazır bulundu. 

Türkiye’nin “Un”u Dünyaya Yeter

Prof. Dr. Akgün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkemizde yeterli miktarda kaliteli buğday yetiştirilemediği takdirde un sanayisinin uzun vadede ayakta kalmasının zor olduğunu söyledi.Konya Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı, Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Birol Akgün, Türkiye’deki toplam un üretim kapasitesinin tahminen 32,5 milyon ton olduğunu, fiili üretimin ise yaklaşık 14,5 milyon tonu bulduğunu, mevcut üretim kapasitesinin, Türkiye’deki toplam un tüketiminin yaklaşık 3 katı olduğunu belirterek, ”Türkiye’nin mevcut un üretim kapasitesi, tüm dünyada 11 milyon ton olan un ticaretini karşılayabileceği gibi, 7,5 milyon tonluk kapasite fazlası da yaratmaktadır” dedi.

İnsanların değişmez ihtiyaçlarının başında beslenme sorunu geldiğini anlatan Prof. Dr. Akgün, ”Beslenme sorunu içerisinde gıda önemli ve öncelikli bir yer alır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu günlük enerjinin yüzde 59’u tahıl ürünlerinden sağlanır. Beslenme için en yaygın olarak tüketilen tahıl türü ise buğday ve türevleridir (Ekmek, bulgur, makarna, bisküvi, kek gibi)” dedi.
Buğday ve un üretiminin aynı zamanda iktisadi bir faaliyet alanı olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Akgün, ”Yıllık un ihracatımız 600 milyon dolara ulaşmıştır. Un sektörünün stratejik önemi, kriz anlarında daha iyi anlaşılır. 2007 krizi ve 2008 küresel ekonomik krizi gıda sektörünün önemini ortaya koymuştur” diye konuştu.

Türkiye’de un fabrikalarında 14 bin kişinin çalıştığını anlatan Prof. Dr. Akgün, çiftçiler, fırıncılar ve sektöre hizmet verenlerle birlikte milyonlarca kişinin hayatını etkilediğini vurguladı.

Anadolu da 10 bin yıl önce buğday üretilmeye başlandığını hatırlatan Prof. Dr. Akgün, şunları kaydetti:

”Tahıl tanelerinin öğütülerek un yapma mesleği olan değirmencilik mesleği de uzun ve köklü bir tarihe sahiptir. Türkiye iklim ve coğrafya bakımından buğday üretimine oldukça elverişli ülkelerden biridir. Çatalhöyük’teki kazılar İç Anadolu’da binlerce yıldır buğday üretildiğini göstermektedir. Bugün artık un üretimi, kumanda odalarındaki monitörler yardımı ve elektronik kumandayla yapılmaya başlanmıştır.”

-DÜNYADA UN SANAYİNİN DURUMU-

Dünyada un piyasasının yaklaşık hacminin 11 milyon ton civarında olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akgün, belli başlı un ihracatçısı ülkeler arasında Kazakistan, Türkiye, AB, Arjantin ve Rusya’nın yer aldığını belirtti.
Türkiye’nin 2005 yılında dünya un ihracatında birinci olduğunu anımsatan Prof. Dr. Akgün, şöyle devam etti:

”Son birkaç yılda ise Kazakistan ilk sırada yer almaktadır. Un sanayisindeki teknolojik gelişmeler, un üretim kapasitesini hızla artırmıştır. Bugün bütün dünyada un sektörünün giderek konsolide olduğu ve daha az sayıda üreticinin piyasadaki üretimi kontrol ettiği gözlenmektedir. Uluslararası piyasalarda da bazı çok uluslu şirketlerin payı giderek artmaktadır. Un piyasalarında hem ülke içi hem de uluslararası çok ciddi ve yıkıcı bir rekabet yaşanmaktadır. Küresel rekabet koşulları ise firmaları ayakta kalabilmek için birleşmeye zorlamaktadır. Un sektöründe fabrika üretim kapasiteleri giderek genişlemekte, buna karşın üretici sayısı giderek azalmaktadır.”

-TÜRKİYE’NİN UN ÜRETİM KAPASİTESİ-

Türkiye’deki toplam un üretim kapasitesinin tahminen 32,5 milyon ton olduğunu açıklayan Prof. Dr. Akgün, ”Fiili üretim ise yaklaşık 14,5 milyon tondur. Mevcut üretim kapasitesi, Türkiye’deki toplam un tüketiminin 3 katıdır. Ayrıca Türkiye’nin mevcut un üretim kapasitesi, tüm dünyada 11 milyon ton olan un ticaretini karşılayabileceği gibi, 7,5 milyon tonluk kapasite fazlası da yaratmaktadır” şeklinde konuştu.

En önemli sorunların başında un sanayicilerinin yeterli miktarda ve kalitede hammadde tedariki, un sektöründeki kapasite fazlasının meydana getirdiği sorunlar olduğuna değinen Prof. Dr. Akgün, şu ifadelere yer verdi:

”Sektörümüz bunları açık yüreklilikle tartışmalıdır. Öncelikle, ABD ve Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında, Türkiye’deki un sanayisi sektöründe faaliyet gösteren firma sayısı oldukça yüksektir. Bu nedenle, pek çok fabrika düşük kapasiteyle çalışmak zorunda kalmaktadır. Kapasite kullanım oranları ABD’de yüzde 90’lardadır. İngiltere’de yüzde 100’e yaklaşmaktadır. Dünya ortalaması ise yüzde 65’lerdedir. Türkiye’de ise bu oran yüzde 45’leri ancak bulmaktadır. Ekonomik bir faaliyet ve işletmecilik mantığı açısından Türk un sanayisinin mevcut yapısı rasyonel ve rantabil görünmemektedir. Üstelik ülkemizde un sanayisinin önünü açacak belirli bir politika oluşturulmamışken, yeni yatırımlara girişilmesi sektör açısından önemli riskler de doğurmaktadır.”

-”ÜRETİCİLER KALİTEDEN ÖDÜN VERMEK ZORUNDA KALIYOR”-

Öncelikte unculuk sektöründeki firmaların çoğunun küçük ve orta ölçekli işletmeler olması ve düşük kapasite ile çalışmalarının ölçek ekonomisinin getireceği avantajlardan faydalanmasını engellediği öngörüsünde bulunan Prof. Dr. Akgün, ”Artan rekabetten dolayı üretici kar marjları giderek düşmektedir.İşçilik, enerji fiyatları ile ulaştırma ve pazarlama maliyetleri giderek artmaktadır. Kalifiye eleman teminindeki sıkıntılardan dolayı firmalar hijyen kurallarını ve kalite standartlarını yeterince uyulamamaktadırlar. Sonuç olarak, düşen kar oranları ve artan maliyetler un sanayicilerini birbirleriyle haksız rekabete zorlamaktadır. Üreticiler ayakta kalabilmek ve günü kurtarmak adına iç ve dış piyasalara maliyetinin altında un satarak veya başkalarının pazarlarına girmek suretiyle birbirlerine karşı haksız rekabete başvurmakta ya da kaliteden ödün vermek zorunda kalmaktadırlar. ABD ve AB ülkeleri buğday alımlarında protein temelli sınıflama ve satın alım politikası izlerken, bizde ise TMO ve pek çok borsada alım satımlar geleneksel yöntemlere göre (buğdayın cinsi, rengi, sertliği gibi) yapılmaktadır. TMO’nun protein temelli alıma başlaması için gerekli olan teknik kapasite çalışmaları da bir an önce tamamlanmalıdır.”

-”TÜRKİYE’NİN 11 MİLYON TONLUK DÜNYA UN TİCARETİNDEKİ YERİ YAKLAŞIK 1.8 MİLYON TON”-

Prof. Dr. Akgün, sektörle ilgili yapılması gerekenleri ise şöyle özetledi:
”Firmalar olarak bireysel çıkarlar değil, sektör olarak ortak çıkarlar düşünmelidir. İşbirliği, bilgi paylaşımı ve dayanışmaya önem vermeliyiz. İhracat imkanlarını araştırmalıyız. Dış piyasaların açılması, içerdeki haksız rekabeti de önleyecektir. Bu konuda hükümet ile de birlikte çalışarak Türk un sanayicilerinin dış pazarlardaki payını artıracak yeni stratejiler geliştirilmelidir. Türkiye’nin 11 milyon tonluk dünya un ticaretindeki yeri yaklaşık 1.8 milyon tondur.

Etkin pazarlama taktikleri ve hükümetin ihracata sağlayacağı finansal desteklerle Türkiye’nin un ticaretindeki payının artırılması mümkündür. Ayrıca, tüm un sanayicilerinin ve un sanayicilerinin çıkarlarını korumak üzere kurulan bölgesel derneklerin ve Federasyonun, yeni dönemde başta buğday kalitesi konusu olmak üzere, sektörün geleceği konusunda ciddi bir gayret göstermek zorundadır. Türkiye, hükümet ve un sanayicileri ile birlikte, acil olarak kapsamlı bir buğday kalite ve verimlilik politikası oluşturmak durumundadır. Aksi halde buğday ithalatına dayalı bir üretimle un sanayimiz uluslararası alanda rekabet gücünü koruyamaz. İhracat pazarlarını bulsak dahi, kendi ülkemizde yeterli miktarda kaliteli buğday yetiştiremediğimiz takdirde un sanayinin uzun vadede ayakta kalması zordur. Ortak politika ve stratejilerin oluşturulmasında yine ortak aklın kullanılması gereklidir.”

Dünya şartlarında kalite ve fiyat rekabetine göre işletmecilik yapamayan firmalar uzun süre ayakta kalamadığını söyleyen Prof. Dr. Akgün, un sektöründe fabrika üretim kapasitelerinin giderek genişlediğini, buna karşın üretici sayısının ise giderek azaldığını, bu nedenle kaliteli buğday üretimini teşvik için TMO’nun buğday alım baremlerinde protein temelli alım esasına geçmesi gerekliliğini vurguladı.

Küçük firmaların kendilerini ayakta tutacak özel ürün çeşitlerinde uzmanlaşmaları veya giderek popüler hale gelen organik tarım konseptinden faydalanmaları gerektiğine de değinen Prof. Dr. Akgün, sektördeki firmaların son yıllarda genişleyen un ihracat pazarlarından pay almak için gayret göstermeleri gerektiğini de sözlerine ekledi.

http://www.tarimsalhaber.com/bitkisel-uretim/turkiyenin-unu-dunyaya-yeter.htm
video:http://www.tarimtv.gov.tr/medyaizle.php?haber_id=50

Sağanak Yağmur Keneyi Frenledi

Aşırı yağışlar, kenelerin gün yüzüne çıkmasını erteledi. Hal böyle olunca kene ısırmasından ölenlerin sayısı azaldı. Geçen yıl 21 Mayıs tarihine kadar 8 kişi Kırım Kongo Kanamalı Ateşi sebebiyle hayatını kaybederken bu yıl 2 kişi keneden öldü. Havalar serin gidince kene vakalarının görüldüğü dönem kısalıyor. 2007-2009 arasındaki aşırı sıcaklarda kene ısırmaları mart ayında başlamıştı. Mart ayından eylüle kadar devam eden kene vakaları sebebiyle yılda bin 300’den fazla vatandaş kene ısırması sebebiyle hastanelere koşmuştu. Geçen yıl ilk kene vakası 10 Nisan 2010’da Samsun’da meydana geldi, Ayşe Ocak kene ısırması sonucu vefat etti. Bu yıl mayıs ayının sonuna gelinmesine rağmen Türkiye genelinde görülen yağmurlar keneleri toprak altına hapsetti.

Kış boyunca toprak altında kalan ve yumurtlayan keneler bu yıl yüzeye çıkamadı. 2011 yılının ilk kene ölümü 2 Mayıs’ta Çorum’un Ortaköy ilçesinde yaşandı. Ali Bozkurt (61), yüksek ateş, halsizlik ve baş ağrısı gibi şikayetlerle Çorum Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi şüphesiyle alınan kan örnekleri Hıfzıssıhha Merkezi’ne gönderildi. Rapor gelmeden durumu ağırlaşan Bozkurt, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Bozkurt hayatını kaybetti. Tahlil sonuçları pozitif çıktı.

EN ÇOK ÖLÜM ÇORUM’DA
Türk Sağlık-Sen’in araştırmasında Türkiye’de kenenin haritası çıkarılmıştı. Sonuçlara göre kene sebebiyle en fazla ölümün yaşandığı yer; yıllık ortalama 9 vaka ile Çorum. Karabük’e bağlı Eflani ilçesinde bir yılda 7, Tokat’ta 5, Sivas’ta ise 4 kişi KKKA sebebiyle hayatını kaybetti. İllere göre ölüm vakaları ise şu şekilde sıralandı: Çorum 9, Karabük 7, Tokat 5, Sivas ve Kastamonu 4, Gümüşhane 3, Bolu, Yozgat, Amasya, Ankara ve Samsun 2, Rize, Konya, Bingöl, Çanakkale, Giresun, Isparta, Bursa, Çankırı, Gaziantep, Sakarya, Ordu, Burdur ve Malatya 1.

DOÇ. DR. VATANSEVER: VAKALAR AZALDI
Keneler üzerine birçok araştırma yapan Doç. Dr. Zati Vatansever, kene vakalarının geçen yılın aynı dönemine göre azaldığını belirtti. Bu yıl bol yağmur yağdığı için vatandaşların tarlalarına giremediğini dile getiren Vatansever, bu yüzden vakaların geçen yıla göre az olduğuna dikkat çekti.

Sıcaklıkların artmasıyla yine kene ısırmalarına rastlanacağını belirten Vatansever, tarladan eve dönenlerin mutlaka vücutta kene kontrolü yapılması önerisinde bulundu. Kenelerin yağışlı ve soğuk geçen havaları sevmediğine dikkat çeken Vatansever, son yıllarda kenelere karşı yapılan kampanyanın da etkili olduğunu ifade etti. Vatansever, “Keneler belki azaldı. Ancak unutmamak gerekir ki tarlalarda orman içinde hala keneler var. İnsanlar tarlaya girdiklerinde yeniden yapışıp ısırmalar başlayacak.” uyarısında bulundu.

Tük Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci ise Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı sebebiyle sağlıkçıların da geçmişte yaşamlarını yitirdiğini hatırlattı. Kahveci, bakanlıklar arasında koordinasyon sağlanarak kenenin ortadan kaldırılabileceğini dile getirdi.

Yıllara göre kene vakası ve keneden ölüm sayıları şöyle:

Yıllar – Ölüm Vaka sayısı (21 Mayıs itibariyle)

2002-2003 6 150
2004 13 249
2005 13 266
2006 27 438
2007 33 717
2008 63 1315
2009 63 1318
2010 49 865
2011 2 200

 http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/05/22/saganak-yagmur-keneyi-frenledi

Köy Grup Yolu Kenarlarına Meyve Ağaçları

 İl Çevre ve Orman Müdürlüğünde incelemelerde bulunan Vali Dursun Ali Şahin, köy grup yolu kenarlarına belirli aralıklarla kiraz fidanı başta olmak üzere yöreye has karasüt elması, karayemiş(taflan) ile  ceviz,vb. fidanların dikilmesini istedi.   Vali Şahin, anavatanı Giresun olarak bilinen kirazın, yine uzun süre dayanıklı karasüt elması, sağlığa çok yararlı ve pekmezinin ekonomik değeri yüksek olan taflan ile cevizin yaygınlaştırılmasının ilimize ayrı bir güzellik katmasının yanı sıra ekonomik girdi de sağlayacağını kaydetti. Vali Şahin’in talimatları üzerine İl Çevre ve Orman Müdürü çalışmalara başladı. Projeye Orman Bölge Müdürü Ali Kaya’da destek sözü verdi. 

http://www.giresun.gov.tr/syf/haberleri_goster.aspx?haber_ID=3895

Doğu Karadeniz’de Alternatif Turizm Arayışı

Kültürü yaşatmak ve turizmi daha da geliştirmek için çalışmalar sürüyor. Yeşilin her tonunu içinde barındıran ve kendine özgü kültürü yaşatmaya devam eden Doğu Karadeniz’de alternatif turizmi geliştirmek amacıyla çalışmalar sürüyor. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) Genel Sekreteri Çetin Oktay Kaldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık bir yıl önce kurulan DOKA’nın temel görevinin, bölgedeki her ilin kalkınması olduğunu söyledi. İllerin kalkınması amacıyla çeşitli stratejiler ve hedefler belirlediklerini ifade eden Kaldırım, ”Bölgenin her açıdan kalkınması için ciddi projeler geliştiriyoruz. Turizm önemli ve bölgenin kalkınmasında öncü olabilecek sektörlerden biri. Turizm alanında ciddi çalışmalarımız var. Bölgede turizmi öncü bir sektör olarak görüyoruz” dedi.

Turizm sektörüyle ilgili, bölgede ilk defa uygulanacak farklı, bölgeye yenilik katacak ve altyapısını güçlendirecek projelere önem verdiklerini belirten Kaldırım, şunları söyledi:

”Bölgede turizmde yeni bir açılım gerekiyor. Yeni bir bakış açısı ve yenilik gerekiyor. Bölgede turizm yıllardır yapılıyor ama buna farklı, yenilikçi bir bakış açısı getirmek ve farklı değerlendirmek gerekiyor. Dolayısıyla biz projelerde çarpan etkisinin çok yüksek olmasını istiyoruz. Bundan da kastım, bir proje geldiğinde bunun bölgeye çok hızlı yayılması çok hızlı katma değere dönüşmesi, örnek oluşturması ve bölgenin turizmden aldığı payı maksimize etmesini bekliyoruz.”

DOKA olarak biraz daha alternatif turizme ağırlık verdiklerini vurgulayan Kaldırım, ”Bunun sebebi getirisinin çok fazla olması. Kitle turizminden katkı ve avantajları fazla. Kitle turizminde bir kişi 1 lira harcıyorsa, alternatif turizme gelen kişi en az bunun 4 katını harcıyor. Dolayısıyla bırakacağı para, bölgeye sağlayacağı katma değer ortada” diye konuştu.

-”HEDEFİMİZ ÇOK TURİSTTEN ZİYADE, KALİTELİ TURİST”-
Kaldırım, alternatif turizmden kasıtlarının doğa, kış, eko turizm, tarım turizmi, macera turizmi, foto safari benzeri turizm modelleri olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

”Bölge potansiyeline baktığımızda temelde bu alternatif turizme hitap ediyor. Doğası, kültürü, tarihi yapısı, bütün potansiyelini ortak olarak değerlendirdiğimizde alternatif turizme çok uygun. Bir kitle, sahil turizmi dersek kendimizi kandırmış oluruz. Bu alanda bizim ciddi argümanlarımız yok. Dolayısıyla alternatif turizmin geliştirilmesi de temel önceliğimiz doğru tercih. Alternatif turizmin bölgeye olumlu yönde katacağı çok ciddi avantajlar var. Bölgede kırsaldan hem şehir merkezlerine hem batıya doğru bir göç var. Kırsalda nüfusu tutmamız lazım. Bunun yolu da kırsalda yaşayanlara gelir yaratmak.”

Alternatif turizm modellerinin talep ettiği ürünün kırsalda olduğunu belirten Kaldırım, ”Turist gidiyor bir köye tarım yapmak, çiftlik hayatını yaşamak istiyor. Doğaya gidiyor, pansiyonda konaklamak istiyor, yöresel ürünlere talep ediyor. Yöresel yemek kültürünü tanımak istiyor. Bu tür turizmden kırsal alanda yaşayanların elde edeceği gelir var. Bu turizm modeliyle kırsalda yaşayan ailelere ek gelir sağlayarak, onların kırsalda kalması sağlanacak” dedi.

Kaldırım, Doğu Karadeniz’de alternatif turizmin önemini anlamak için dünyayı yeniden keşfetmeye gerek olmadığına dikkati çekerek, ”Ajans olarak biz temelde bakış açımızı, vizyonumuzu ve hedefimizi bu noktaya doğru kaydırmak istiyoruz. Bütün destek mekanizmalarımızı, projelerimizi biz buna doğru yönlendirdik. Dünya ile örtüşecek, bölgenin isteklerini ve taleplerini iyi analiz eden ve o doğrultuda stratejiler geliştiren bir hedef ortaya koyuyoruz” diye konuştu.

Hedeflerinin çok turistten ziyade, kaliteli turist olduğunu ifade eden Kaldırım, şunları söyledi:

”Bölgeye 5 milyon turist getireceksek 20 milyar doları aşkın katma değer bırakacak bir turizm anlayışı benimsiyoruz. Alternatif turizm sayesinde belkide bölgede yok olmaya yüz tutmuş kültürler, gelenek ve göreneklerin yeniden canlanmasına da vesile olacağız. Yeni turizm perspektifimizi bu noktaya oturtmuş durumdayız. Bölgemizi tanıtırken argüman olarak farklı kültürümüz olduğunu, doğamızın dokunulmamış olduğunu vurgulamaya özen gösteriyoruz. Bölgede turizm açısından başarılı olmak istiyorsak, bu stratejiler doğrultusunda hareket etmeliyiz.”

-”GÜZEL PROJELERLE PASTADAN PAYIMIZI ALMAMIZ GEREKİYOR”-
Kaldırım, DOKA’nın ilk proje desteğini turizm alanında yaptığını, bu doğrultuda teklif çağrısına çıkarak proje topladıklarını anlatarak, şöyle devam etti:

”Bu alanda bize Trabzon, Artvin, Gümüşhane, Rize, Giresun ve Ordu’dan toplam 251 başvuru oldu. Özel sektör, kamu ve sivil toplum kuruluşlarından gelen projeler arasında çok güzel, kaliteli çalışmalar var. Beklentimiz, strateji ve hedeflerimize, vizyonumuza uygun projelerin desteklenmesi. Projeler şu anda değerlendirme aşamasında. Bunların içinden 100’e yakın projeye destek vereceğiz. Projeler için ayırdığımız toplam bütçe 14.5 milyon lira. Biz sadece bu paraya değil, paranın ortaya koyacağı çarpan etkisine bakıyoruz. Çok daha büyük kaynakları harekete geçirip, bölgeye yeni yatırımlar gelmesi noktasında etki etmesini istiyoruz.”

Doğu Karadeniz’in ülke genelinde bir marka haline geldiğini ve çok iyi tanındığını, ancak yurt dışında tanıtım açısından büyük eksikler bulunduğunu belirten Kaldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bu eksiklikleri gidermek için çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Bölgenin tanıtımı için kısa bir süre önce Çinli tur operatörlerini misafir ettik. Yöre potansiyeli hakkındaki görüşlerine başvurduk. Batum ve Dubai’ye giderek orada düzenlenen fuarlara katıldık. Dubai’de yaptığımız görüşmelerde tur operatörleri ve iş adamlarından oluşan grubu bölgeye getirme kararı aldık. İran’a gideceğiz ve haftaya Suudi Arabistan’dayız. Sonra su ürünleri sektörü çalışmalarını yerinde görmek amacıyla Norveç’e gideceğiz. Ayrıca Avrupa’da 16 ülkede gerçekleştirilecek bir tanıtım projesine de katılmayı planlıyoruz.”

Kaldırım, günümüzde uluslararası ağlar oluşturmanın çok önemli olduğunu ifade ederek, ”Her şey artık globalleşiyor. Siz de bölge olarak bu pazarda, global arenada ne kadar yer alırsanız marka değeriniz o kadar artıyor ve o kadar talep görüyorsunuz. Ciddi bir rekabet var ve herkes bu pastadan pay almak istiyor. Dolayısıyla bizimde olabildiğince proaktif davranıp, güzel projelerle bu pastadan payımızı almamız gerekiyor” dedi.

Kaldırım, bölgede turizm açısından en önemli sorunun yatak kapasitesinin yetersizliği ve sektör için gerekli eğitimli insan kaynağının bulunmayışı olduğunu vurguladı.

 http://ekonomi.haberturk.com/turizm/haber/631367-dogu-karadenizde-alternatif-arayisi

http://www.doka.org.tr/index.php