Monthly Archives: Haziran 2011

Meyve Fidanları Dikimi Devam Ediyor

Giresun Valisi Dursun Ali Şahin’in talimatları ve destekleri ile başlatılan köy yollarına meyve fidanları dikimi devam ediyor.İlk etapta 1350 adet şebincevizi, kızılcık, ıhlamur, elma, kiraz gibi meyve fidanın dikimi tamamlandı. Bir aylık süre zarfında Bulancak-Bektaş Yayla yolunda 400 adet, Batlama-Ağaçbaşı yolunda 250 adet, Duroğlu Tekke yolunda 300 adet, Şebinkarahisar Yeniyol Köyü ve Sultan Konağı köylerine 300 adet, Aluçra İğdecik Köyü yoluna 50 adet fidanı dikimleri tamamlanmış olup, Zeytinlik Mahallesindeki tarihi evlerin bahçelerine dikilmek üzere, mahalle sakinlerine 50 adet zeytin fidanı teslim edilecek.

2011 yılı sonbaharı ve 2012 yılı ilkbaharında ise meyve fidanı dikimi devam edecek olup. bu yönde talebi olan köy muhtarlarının taleplerini yazılı olarak İl Çevre ve Orman Müdürlüğüne iletmeleri gerekmektedir.

http://www.giresun.gov.tr/syf/haberleri_goster.aspx?haber_ID=4022

Çiftçiler Ürünlerini İlaçsız Koruyacak

Büyükşehir, ilaç kullanmadan bitkilerdeki zararlıların bertaraf edildiği biyoteknolojik mücadele konusunda çiftçileri bilgilendiriyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, tarımda gereksiz kimyasal kullanımını azaltmak ve ekolojik dengenin korunmasını sağlamak amacı ile önemli bir uygulamayı hayata geçirdi. Bilinçsizce uygulandığında istenmeyen sonuçlar doğuran zirai ilaçların yerine ‘kitlesel yakalama metodu’ kullanılan tuzaklar sera ve bahçelere yerleştirildi. İlaç kullanmadan bitki zararlılarının bertaraf edildiği ‘Biyoteknolojik Mücadele’ adı verilen yöntem hakkında çiftçiler bilinçlendirildi. 

 
DOĞAL YÖNTEMLER KULLANILIYOR 
 
Büyükşehir Belediyesi, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaygınlaşan ve birçok problemi de beraberinde getiren tarımda kimyasal mücadele yerine doğal yöntemlerin kullanıldığı alternatif bir çalışmayı Kocaeli’de uygulamaya başladı. Büyükşehir Belediyesi Tarım ve Hayvancılığı Geliştirme Şefliği tarafından Kocaeli’deki köylerde başlatılan uygulama ‘Biyoteknolojik Mücadele’ adını taşıyor. Uygulama ile ilaç kullanmadan bitkileri zararlılardan korunması sağlanıyor. 
 
SERA VE BAHÇELERE TUZAKLAR 
 
Uygulama kapsamında Kandıra, İzmit, Karamürsel, Gölcük, Kartepe, Başiskele ve Gebze ilçeleri köylerindeki elma, kiraz, fındık bahçeleri ile seralara tuzaklar yerleştirildi. Doğal yöntemler kullanılan tuzaklar ile Elma İç Kurdu, Kiraz Sineği, Fındık Dalkıran, Domates Güvesi ve seralarda Beyaz Sinek ve Yaprak Galeri Sineği’nin zararlarının en aza indirilmesi amaçlanıyor. Biyoteknik mücadele hakkında bilgiler veren Büyükşehir yetkilileri, çiftçileri kimyasal kullanmadan yapılan bu mücadele sistemi konusunda bilinçlendiriliyor. 
 
BİTKİYE ZARAR VERMİYOR 
 
Çiftçi vatandaşların memnuniyetini kazanan Biyoteknik Mücadele yöntemleri sadece hedef alınan zararlıya etki ediyor. Bu yöntemlerde zararlıların anatomisi, morfolojisi, fizyolojisi, biyolojisi ve davranışları üzerinde etkili olan bazı maddeler kullanılıyor. Bu maddeler ile zararlıların bazı özelliklerini bozuyor ve bitkilere zarar vermesi önlenmiş oluyor. Biyoteknik mücadele ayrıca zararlıların popilasyonunu ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor. 
 
İLAÇLARIN ETKİSİ ORTADAN KALKIYOR 
 
Ürünün korunmasında büyük rol oynayan zirai ilaçlar (pestisitler) istenmeyen bazı yan etkileri de beraberinde getiriyor. Bilinçsizce yapılan ve tekniğine uygun olmayan uygulamalar hava, su, toprak ve yabani hayatı olumsuz etkiliyor. Böylece insan, hayvan ve çevre sağlığı tehdit altında kalıyor. Öyle ki, gıda maddelerinde ilaç kalıntıları birikip, hedef alınan zararlılarda direnç oluşabiliyor. Önemli olmayan bazı zararlılar, zararlı konumuna geçip yararlıların ve doğal hayatın öldürülmesi ile doğal denge bozuluyor ve bitkilerde toksit etki görülüyor. Bu oluşumlar yoğun pestisit kullanımı ile günümüzde artan kanser vakalarına etken oluşturabiliyor. 
 
UYGULAMAYA BİR ÖRNEK 
 
Bazı sinek türleri sarı renk tarafından çekici bir etkiye sahip. Sarı renkli bir plastik levhalar üzerine renksiz, kokusuz, kurumaz ve suda çözünmez bir böcek yakalama zamkı sürülerek bu tuzaklar oluşturuluyor. Örneğin domates serasında beyazsineğin varlığını tespit etmek için fide dikimi ile birlikte dekara 1 adet olacak şekilde sarı yapışkan tuzak, bitkinin10-15 cm üzerinden asılıyor. İlk beyazsinek uçuşu belirlendikten sonra ise 10 metrekareye 1 tuzak gelecek şekilde 3 metre aralıklarla ardışık olarak aynı şekilde yerleştiriliyor. Tuzaklar kirlendikçe yenisi ile değiştirilir. Böylece beyazsineğin yapacağı zarar kimyasal kullanmadan önlenmiş oluyor. Bu tuzak aynı zamanda salatalık, patlıcan,biber, kabak, kavun, fasulye ve süs bitkilerinde de kullanılabiliyor. 

Yaz Aylarında Beslenme İçin Altın Öneriler

Giresun Sağlık Müdürü Dr. Cengiz Cindemir, “Yaz aylarında az az ve sık aralıklarla besin tüketilmesi gerekir. Bol su içilmeli, bol sebze ve meyve tüketilmelidir.” dedi. Cindemir, yaptığı açıklamada, dünyadaki tüm varlıklar için bir hayat kaynağı olan güneşin, yararı kadar önemli zararlarının bulunduğuna dikkat çekti. Sıcaklığın artması ile birlikte havanın nem oranının artması vücutta ısı birikimine, bunun da ısı artışına bağlı hastalıkların gelişmesine neden olduğuna işaret eden Cindemir, “Bu arada terle su ve tuz gibi bazı maddelerin kaybı ve bunların yerine koyulamaması hastalık tablosunu ağırlaştırır. Cilt yanıkları, cilt kanserleri, katarakt, sıcak bunalımı (sıcak yorgunluğu, sıcak bitkinliği) ve sıcak çarpması güneşin ultraviyole ışınları, sıcak ve artmış nem oranı nedeniyle gelişen en önemli hastalıklardır. Güneşe ve ultraviyole ışınlarına bağlı cilt yanıkları sık olarak görülmektedir.

Beyaz tenli ve cildi ince kişilerde, esmer ve kalın ciltli kişilere göre güneşin zararları daha fazla olur. Ciddi yanıklar için mutlaka bir sağlık yardımı alınmalıdır. Bunun dışında ultraviyole ışınlarına bağlı olarak cilt kanseri ve katarakt gibi ciddi hastalıklar da gelişebilir.” diye konuştu.

GÜNEŞTEN KORUNMA

Sıcak, rutubet ve ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak için güneş altında özellikle sıcağın yoğun olduğu dönemlerde (saat 11.00-16.00 arası) uzun süre kalmamasını öneren Cindemir, “Gölge yerler tercih edilmelidir. Güneş şemsiyesi gibi gölgeliklerin altında otururken de kum ve denizden yansıyan ultraviyole ışıkları önemli miktarda zarar verebileceği için dikkatli olunmalıdır. Baş, şapka ile kapatılmalı, pamuklu (sentetik karışık giysiler su kaybını engeller) beyaz veya açık renkli, ince ve hafif giysiler giyilmelidir. Gözlerin korunması için güneş gözlüğü takılmalıdır. Vücudunuzu mümkün olduğu kadar çok örtebilen bol ve açık renkli, uzun kollu tişört, pantolon ve elbiseler tercih edilmelidir. Güneş ışınlarının yüzde 99-100’ünü engelleyebilen ultroviyole koruyuculu güneş gözlüklerini kullanın. Bu tür güneş gözlükleri katarakta ve gözde hasara neden olan zararlı ışınları azaltır. Koruyucu yağlar ve kremler güneşe çıkmadan yarım saat kadar önce sürülmeli ve her 2 saatte bir ve yüzdükten sonra tekrarlanmalıdır. Fakat bilinmelidir ki, giysilerin yararı koruyucu yağlardan çok daha fazladır. Sıcak ve rutubetin yoğun olduğu saatlerde ağır işler ve sporlar yapılmamalı, bu gibi faaliyetler serin saatlerde gerçekleştirilmelidir. Mutlaka ihtiyacın üzerinde sıvı içilmelidir. İdrarın azalması ve koyulaşması su ihtiyacı olduğunun belirtisidir. Bu gibi ortamlarda herkesin yanında içecek su mutlaka bulunmalıdır. Alkol ve kafein idrar artışı ve sıvı kaybı yaptığı için sıcak saatlerde içilmemelidir.”

Cindemir, sözlerine şöyle devam etti: “Yapılan araştırmalar, güneşlenme için en ideal saatlerin sabahları saat 11.00’a kadar, öğleden sonraları ise saat 16.00’dan sonra olduğunu ortaya koymaktadır. Bu saatlerin dışında ise, kesinlikle ve kesinlikle gölge yerlere çekilme ve dinlenme önerilmektedir. Bu arada, beton zeminlerin ve deniz suyunun ultraviyole ışınlarını çok iyi yansıttığını da aklınızdan çıkarmayın. Bu yüzden gölgede de yanabileceğinizi asla unutmayın! Çalışan kişiler eğer serin bir ortamda çalışıyorsa, koyu renkli giysileri tercih edebilirler. Zira, koyu renkler, ultraviyole ışınlarını yansıttığı için güneşin etkilerini azaltıyor. Ama buna karşılık sıcağı absorbe ediyor. Bu yüzden de serin yerlerde çalışan kişiler, koyu renkli giysileri tercih ederek güneşe karşı daha fazla koruma sağlayabilir.”

ÖZEL RİSK GRUPLARI

Cindemir, özellikle yaşlılar ile kalp ve tansiyon hastaları, çocuklar, hamileler, aşırı kilolu kişiler, kanser hastaları ile kemoterapi görenlerin güneşten korunma yöntemleri konusunda çok dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. “Ağır efor harcamaktan kaçınmalı, kapalı ve havasız yerlerde de uzun süre kalınmamalıdır” diye konuşan Cindemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Güneş ışınlarının etkisinin güçlü olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında güneş ışınlarından kaçınılmalı ve bu saatlerde uzun süre güneş altında kalınmamalı. Sık sık ılık suyla duş yapılmalı. Açık renkli bol giysiler giyilmeli ve geniş kenarlı şapka takılmalıdır. Güneşlenmeden veya güneşe çıkmadan önce cilde uygun koruyucu bir güneş kremi sürülmeli. Güneşlenme sonrasında oluşabilecek güneş yanıklarında kesinlikle yoğurt ve benzeri maddeler sürülmemeli, bu durumda soğuk kompres uygulaması yapılmalı. Gözlerde ağrılı kızarıklıklar olması durumunda soğuk kompres yapılmalı ve bir hekime başvurulmalı. Sıcak çarpmalarında kişiler önce serin ve gölge bir yere alınmalı, vücudundaki sıkı giysiler çıkarılarak başı ve vücudu ıslatılmak suretiyle serinletilmelidir. Bilinç bulanıklığı olan hastalar hemen en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir.”

“DAHA ÇOK SÜTLÜ VE MEYVELİ TATLILAR TÜKETİLMELİDİR”

Yaz aylarında az az ve sık aralıklarla besin tüketilmesi önerisinde bulunan Cindemir, bol su içilmesi, bol sebze ve meyve tüketilmesi uyarısında bulundu. “En güçlü nemlendirici sudur” diyen Cindemir, şöyle konuştu: “Su, cildiniz için de en etkili nemlendiricidir. Bu yüzden su içme alışkanlığı edinerek, günde en az iki litre su tüketmelisiniz. Alkollü ve asitli içeceklerden uzak durulmalı. Tatlı olarak daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tüketilmelidir.”

Yaz dönemlerinde ince, pamuklu kumaşlar, tişörtler ve suni ipekten yapılmış ürünlerin ışığı daha fazla geçirdiğine dikkat çeken Cindemir, “Bu giysiler giyilmeden önce güneş koruyucular kullanılmalıdır. Vücudunuzu mümkün olduğu kadar çok örtebilen bol ve açık renkli, uzun kollu tişört, pantolon ve elbiseleri tercih edin. Güneş ışınlarının yüzde 99-100’ünü engelleyebilen ultroviyole koruyuculu güneş gözlüklerini kullanın. Çünkü bu tür güneş gözlükleri katarakta ve gözde hasara neden olan zararlı ışınları azaltır. Güneş gözlüğü alırken etiketini mutlaka okuyun.” dedi.

Cindemir, güneşten korunmayı sadece tatilde güneşlenirken değil, yaz ve kış aylarında da günlük alışkanlık haline getirmesini, özellikle çocuklara da öğretilmesi tavsiyesinde bulunarak, güneşten korunmanın, sağlıklı beslenme gibi tüm yaşam boyunca uygulanılacak bir kural olarak hayatın içerisine yerleştirilmesi gerektiğini sözlerin ekledi.

 http://www.skyturk.net/haber/yaz-aylarinda-beslenme-icin-altin-oneriler-saglik-4394.html

Mucize Tohumlar Uyandı

İstanbul Ticaret Borsası’nın laboratuvarında şubat ayında tesadüfen bulunan orijinal Anadolu tohumları çimlendi. 50 yıllık tohumların Türkiye’yi dışa bağımlılıktan kurtarması bekleniyor. Anadolu mirası tohumların yeniden hayat bulması adına İstanbul Ticaret Borsası önderliğinde yürütülen Tohum Bank projesinde umutlar yeşerdi. Namık Kemal Üniversitesi kontrolünde yürütülen araştırmanın ilk sonuçlarına göre mısır ve yulaf tohumlarının çimlendiği ortaya çıktı. Borsa laboratuvarlarında bulunan tohumların Türkiye tarımını dışa bağımlılıktan büyük ölçüde kurtaracağı öngörülüyor.

İstanbul Ticaret Borsası Başkanı İslam Ali Kopuz, tohumların keşfinden sonra Namık Kemal Üniversitesi’yle konuyu Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın gündemine taşıdıklarını belirterek süreci şöyle anlattı: “Bakanlık projeyi teşvik etti. Daha sonra İstanbul Ticaret Borsası Meclisi bir araştırma komisyonu kurdu. Bakanlık yetkililerinin yardımlarıyla çimlendirme faaliyetlerimiz başlatıldı.” Faaliyetlerin başlamasının ardından TUGEM Gen Bankası’yla ortak girişimde bulunarak önemli adımlar attıklarını söyleyen Kopuz, bu yılın ocak ayından itibaren devam eden çalışmalar sonucunda mısır ve yulaf tohumlarında canlanma ve çimlenme gözlemlendiğini ifade etti. Kopuz, “Bu tohumlar ortak kültürel mirasımız. Tüm hassasiyet ve olanaklar sonuna kadar kullanılacaktır” dedi. Üretimine geçilecek tohumların geliriyle İstanbul Ticaret Borsası Vakfı’nı kuracaklarını belirten Kopuz, “Bu vakfa aktarılacak kaynakla başta Türk tarımı için Ar-Ge faaliyetlerine eğilebilir, eğitim ve burs gibi hizmetler verebiliriz” şeklinde konuştu. İTB Tohum Araştırma ve Geliştirme Komisyonu Başkanı Ertuğrul Yılmaz ise diğer tohumlarda da ümit olduğunu, onların da canlı çıkacağına inandıklarını kaydetti.

GELİRLE VAKIF KURULACAK

Mısırda yüzde 95 dışa bağımlıyız
SABAH E k o n o m i sayfalarında 4 Şubat’ta yayınlanan ‘Aranan tohumlar bulundu’ başlıklı haberde, GDO öncesi döneme ait 200 şişe tohumun bulunduğu ve projenin Türkiye’yi sağlıklı tohum kaynağı haline getireceği anlatılmıştı. İlk çimlenen tohumlardan mısır ekiminde Türkiye yüzde 95 oranında dışa bağımlı halde. Ayçiçeği tohumunda ise yüzde 100 ithalata dayalı tarım yapılıyor. Bu da projeye ilgiyi artırıyor.

‘Bu toprakların tanıdığı tohumlar’

Bülent Ozan Diren/ Diren Holding Yönetim Kurulu Üyesi-Dimes Genel Müdürü 50 yıllık bu tohumlar, bu toprakların tanıdığı ve bu coğrafyaya uygun tohumlardır. Bu yüzden verimlilik açısından da bir sorun olacağını sanmıyorum. Ben bu projede sadece duygusal bakılmaması taraftarıyım. Lezzet ve verimlilik açısından da sonuçlar çok önemli. Proje, ithal bağımlılıktan kurtulmak adına iyi bir gelişme.

http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2011/06/20/mucize-tohumlar-uyandi

Şap’a Karşı Sertifika Önlemi

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Trakya’nın Şap Hastalığından Temizlenmesi amacıyla, AB üyeliği kapsamında Trakya’ya canlı hayvan sevkiyatına sertifika şartı getirdi. Yoğun aşılama kampanyası sonucu Trakya’da 2007’den beri şap hastalığı’nın kalmadığı belirtilen açıklamada bunun sürdürülebilmesi için ek önlemler almak gerektiği belirtildi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bu konu ile ilgili olarak yaptığı açıklama özetle şöyle;

“Bundan sonra Anadolu’dan, şap hastalığından ari bölge olan Trakya’ya kesim amaçlı sevkler ve kurban dönemi de dahil olmak üzere şap hastalığına duyarlı canlı hayvan sevkleri Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı kuralları çerçevesinde yapılacaktır.

Bu çerçevede;

Resmi Veteriner Hekim, Trakya’ya sevk edilecek hayvanlar için Veteriner Sağlık Sertifikası düzenleyecektir.

Sertifikanın düzenlenebilmesi için;

1.Hayvanlarda sevk günü şap hastalığı belirtisi bulunmamalıdır.

2.Hayvanlar doğumlarından itibaren işletme değiştirmemiş olmalı veya en az 3 aydır halen bulundukları işletmede barındırılmış olmalıdır. İşletmenin 10 km çevresinde en az üç aydır şap hastalığı görülmemiş olmalıdır.

3.Hayvanlar sevk öncesinde 30 gün süre ile bir işletmede izole edilmeli, bu süre sonunda bütün hayvanlar şap virüsü varlığı yönünden teste tabi tutulmalı (Probang numunesi ve serolojik olarak) ve sonuçları negatif olarak bulunmuş olmalıdır. Ayrıca bu süre zarfında bu işletmenin 10 km çevresinde şap hastalığı çıkmamış olmalıdır.

4.Hayvanlar, bulundukları işletmeden yüklemenin yapılacağı yere nakledilirken şap hastalığı enfeksiyonuna maruz kalmamış olmalıdır.

Yukarıda açıklanan esaslar dışında canlı hayvan sevki yapılmayacak olup besicilikle uğraşan bütün yetiştiricilerimize önemle duyurulur.”

http://www.tarimsektor.com/haber/2599/Sapa_karsi_sertifika_onlemi.html

http://www.tarimsalhaber.com/hayvansal-uretim/20-gunden-buyuk-sigir-cinsi-hayvanlarin-kupelenmesi.htm