Monthly Archives: Kasım 2011

Türkiye’nin Süt Haritası için Düğmeye Basıldı

Hangi bölgeden, hangi hayvandan, hangi kalitede süt üretildiği belirlenecek. Türkiye’nin süt haritası için düğmeye basıldı. Geçtiğimiz günlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Damızlık Sığır Yetiştiricileri birliği arasında ‘Soy Kütüğü ve Döl Kontrolü’ protokolü imzalandı. Protokol kapsamında hangi bölgede, hangi hayvandan, hangi kalitede süt üretildiğini belirlenecek. Böylelikle de Türkiye’nin süt haritası çıkarılmış olacak. Proje kapsamında analizlerin yapılacağı ilk laboratuvar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı olarak pilot bölge seçilen İzmir’de açıldı. Ardından Ankara, Balıkesir, Tekirdağ ve Bursa’da da devreye girecek olan laboratuvarlarda Türkiye’nin 7 bölgesinden gelen sütlerin analizleri yapılacak.

Hazırlanan raporlarda sütün kalite bilgilerinin yanında, hangi ırktan hayvanın ne kadar süt ürettiği belirtilecek. Öte yandan elde edilen veriler, e-ıslah veri tabanına da kayıt edilecek. Öncelikli amacı kaliteli süt tüketimini arttırmak olan projenin bir diğer önemli amacı ise ihracatı oranlarını yükseltmek. Modern ekipmanlarla donatılan saatte 400 adet analizin yapılabildiği laboratuvarlarda sütünü analiz ettiren üreticiler, devlet tarafından da desteklenecek.

 http://www.tarimtv.gov.tr/HD674_turkiyenin-sut-haritasi-icin-dugmeye-basildi.html

Türkiye’nin ”Çiçek Haritası” Çıkarıldı

Türkiye’nin sahip olduğu çiçek zenginliğini korumak ve kamuoyundaki farkındalığı artırmak amacıyla, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca, ”Türkiye’nin çiçekleri” isimli bir harita çıkarıldı. A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre, Bakanlık, Türkiye’ye özgü endemik (yaşam alanı belirli bir bölgeyle sınırlı) ya da nadir yetişen çiçek türlerini tanıtıcı bir harita hazırladı. Harita üzerinde Türkiye’ye özgü çiçek türlerinden ”Acı Çiğdem, Lale, Ters Lale, Süsen, Zambak, Şakayık, Allı Gelin (Boyalı Gelin), Mührüsüleyman, Ballı Sarımsak”ın bulunduğu iller gösterildi.

Haritada, endemik çiçek türleri, resimleri ve ”yöresel adı, bitki formu, bulunduğu iller, Türkiye yayılışı, çiçeklenme zamanı, doğal yoğunluğu ve habitatı” başlıklarıyla tanıtıldı. Bakanlıkça, söz konusu harita Türkiye’nin sahip olduğu bu zenginliği korumak ve konuya ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla, başta okullar olmak üzere, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşlarına dağıtılacak.

-Avrupa’daki 12 bin bitki türünün 2 bin 500’ünün ana yurdu Türkiye-

Yetkililerin verdiği bilgiye göre, Türkiye, bioçeşitlilik açısından dünyanın en önemli gen merkezlerinden biri konumunda. Araştırmalar tüm dünyada yaklaşık 250 bin bitki türü olduğunu ortaya koyuyor. Avrupa’nın tamamında 12 bin bitki türü yer alırken bunun sadece 2 bin 500’ünün anayurdu Türkiye. Türkiye florasında ise 10 bini aşkın çiçekli bitki türü yer alıyor ve bu türlerin 4 binden fazlasını endemik bitkiler oluşturuyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından yürütülen çalışmalar son bir yılda 100 yeni endemik türün kayıt altına alındığını ortaya koyuyor.

Türkiye’nin bu zengin floristik mirası içinde geofitlerin (soğanlı, yumrulu, rizomlu) ayrı bir yeri bulunuyor. Yaklaşık 700 geofit bitki türüne sahip olan Türkiye bu yönüyle dünyanın sayılı merkezlerinden biri. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bu kapsamda özel sektör, üniversiteler ve TÜBİTAK işbirliğiyle ”Bazı Doğal Bitkilerin Kültüre Alınması Yeni Tür ve Çeşitlerin Süs Bitkileri Sektörüne Kazandırılması” ve ”Türkiye Geofitlerinin Kültüre Alınması Yeni Tür ve Çeşitlerin İlgili Sektörlere Kazandırılması” projelerini de hayata geçirmişti.

-2012’de ihracı yasak doğal çiçek soğanları da belirlendi-

Öte yandan Gıda, Tarım ve hayvancılık Bakanlığı geçtiğimiz günlerde yayımlanan ”Doğal Çiçek Soğanlarının 2012 Yılı İhracat Listesi Hakkında Tebliği” ile gelecek yıl ihracatı yasak olacak doğal çiçek soğan türlerini de belirledi.

Buna göre, 2012’de ”yabani soğan türlerinin hepsi, çiğdem türlerinin hepsi, fritillaria türleri (F. persica, F. imperalis hariç), zambak türleri (L.candidum ve L. martagon hariç), muscari türlerinin hepsi, kara çiğdem türleri (S.lutea hariç), lale türlerinin hepsi, eminium türlerinin hepsi, biarum türlerinin hepsi, nilüfer türlerinin hepsi, salep türlerinin hepsi, yılan yastığı türlerinin hepsi (Arum italicum, Arum dioscorides hariç), kum zambağı, şark sümbülü, censiyan, sıklamen türleri (C. coum, C. cilicium ve C. hederefolium hariç), kardelen türleri (G. elwesii ve G. woronowii hariç), süsen türleri, şakayık türleri, diğer yumrulu ve soğanlı türleri” doğadan toplanarak ihraç edilemeyecek.

”Miszambağı, karaçiğdem, süsen, kalla, sümbülteper” ihracatı ile daha önce ihracatı sınırlandırılan Adıyaman lalesi de 2012 yılı için ihracatı üretimden serbest bırakıldı. Öte yandan Isparta-Muğla-Mersin il sınırları içerisinden Cyclamen (sıklamen) türlerinin toplanması yasak olacak. Sakarya ili Karasu ve Kaynarca ilçelerinden de doğadan Leucojum aestivum soğan sökülmeyecek.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1207068&title=turkiyenin-cicek-haritasi-cikarildi

Bulgurun Talihi Değişmeli

Yüksek miktarda lif içermesi, yapısındaki B1 vitaminleri ve barındırdığı folik asit nedeniyle sofraların vazgeçilmezi olması gereken bulgur yeterince tüketilmiyor. Gaziantep- Doğu ve Güneydoğu’da kişi başına yıllık bulgur tüketimi 23 kiloyken bu rakam diğer bölgelerde 7 kilograma kadar düşüyor. Bulgur ihracatı ise yurtdışında yeterli tanıtım yapılmaması ve çeşitli sorunlar nedeniyle yeterli pazar payına ulaşamıyor. Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Çelik, bulgur sektörünü bir araya getirmek ve bulgurun daha etkin tanıtımını sağlamak amacıyla ”Bulgur Üretiminde Kalite Altyapısının Güçlendirilmesi ve Bulgur Tanıtımının Yapılarak Tüketiminin Arttırılması” projesi hazırladıklarını söyledi.

İpekyolu Kalkınma Ajansı’na sundukları 436 bin TL bütçeli projenin, 269 bin TL ile desteklendiğini, proje ile kaliteli üretim yapılmasını sağlamayı, ihracata dönük sanayiyi güçlendirmeyi, sektörle ilgili olarak üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Çelik, şöyle konuştu: ”Ayrıca proje ile Türkiye’nin son yıllarda ihracatta yakalamış olduğu başarının bulgur sektöründe de arttırılarak sürdürülmesini ve KOBİ’lerin daha katma değerli ürünlerle uluslararası piyasalarda rekabet edebilmesini hedefliyoruz. Bulgur Sanayicileri Derneği’nin aktif olarak çalışmasını sağlayarak iç ve dış pazarda bulgur tanıtımını dernek aracılığıyla yapmak ve yeni pazarlar oluşturmak istiyoruz. Proje kapsamında alacağımız yeni cihazlarla bölgede faaliyet gösteren bulgur işletmelerinin ürün kalitesini arttırmak için ihtiyaç duydukları bulgur analizlerinin tümünü en kısa sürede ve güvenilir şekilde borsamız gıda analiz laboratuvarında yapacağız.”

Çelik, bulgurun öncelikle yurt içinde tanıtılması gerektiğini, Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu Bölgesi’nde ağırlıklı olarak tüketilen bulgurun diğer bölgelerde de tüketimini arttırmak istediklerini ifade etti. Doğu ve Güneydoğu’da kişi başına yıllık bulgur tüketimi 23 kilo iken bu rakam diğer bölgelerde 7 kilograma kadar düştüğünü bildiren Çelik, bulgurun pirincin alternatifi olabileceğini vurguladı. Türkiye’de pirincin ithal edildiğini, bulgurun pirinçten daha besleyici ve sağlıklı olduğunun yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konduğunu dile getiren Çelik, bunun yurt içinde ve yurt dışında iyi bir şekilde anlatılması gerektiğini vurguladı.

Sektörde karşılaşılan sorunlar

Çelik, KDV sorununun bulgurda haksız rekabet yarattığını, faturasızlığa ittiğini, hemen hemen bütün gıda ürünlerinde KDV yüzde 1 iken bulgurda bu oranın yüzde 8 olduğunu ifade etti. İhracatla ilgili karşılaşılan en önemli sorunun ise Avrupa Birliği ülkelerinde bulgurun sanayi ürünü değil tarım ürünü olarak görülmesi olduğunu bildiren Çelik, şunları kaydetti: ”Avrupalılar bulguru hala tarım ürünü olarak görüyor. Biliyorsunuz tarımda Gümrük Birliğimiz yok. Onun için bulgur oraya vergi verilerek giriyor. Halbuki sanayi ürünü. Avrupa Birliği ülkelerine ihracatta bulgurun sanayi ürünü sayılmaması en büyük sorunlarımızdan biri. Bulguru Avrupa Birliği’nde sanayi ürünü olarak kabul ettirebilirsek, şimdiki ihracatımızın en az 20 katı daha fazla ürün satma ve yeni pazar bulma imkanımız olacak. Bulgur sanayi ürünü sayılmadığı için Avrupa’ya gittiğinde pirinçten daha pahallı bir ürün haline geliyor. Bizim pazarımız şu anda Ortadoğu ve Afrika ülkeleri. Ama AB’de vergiyi aşarsak en büyük pazarlardan biri de Avrupa olur. Bu konuda her yıl çalışılıyor. Ancak henüz sonuç alınamadı. KDV problemiyle ilgili olarak da milletvekillerimizle görüştük. Yıl başında sorunun hallolacağını ifade ettiler. En önemli sorunumuz pazar sorunu. Hem yurt içi hem yurt dışı. Bulgurun kullanımını ve kullanım alanlarını daha etkin bir şekilde anlatmak lazım. Şu anda bulgurdan tatlı bile yapılıyor.”

Çelik, proje çerçevesinde bulgurla ilgili sektör temsilcilerini bir araya getirecek çalıştaylar yapacaklarını, bulgurun tanıtımını etkin bir şekilde sağlayacak dokümanlar bastıracaklarını ve fuarlara katılarak yurt içinde ve yurt dışında bulguru tanıtacaklarını kaydetti.

Bulgurun besin değeri

Bulgur, yüksek miktarda lif içeriyor ve yapısında B1 vitaminleri ve folik asit içeriyor. Karbonhidrat değeri yüksek, protein değeri düşük olan bulgur, sindirim sistemi açısından da önemli rol oynuyor. İçerdiği folik asit nedeniyle çocuk ve hamile kadınlar için önemli olan bulgur, kolesterol içermiyor, bağırsak kanserini önleyici etkilere sahip. Kilo kontrolü açısından de önemli rol oynayan bulgur, tok tutma özelliği nedeniyle diyet yapmak isteyenlerin tercihlerinin başında yer alıyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=293646

Atık Yağlardan Elektrik Üretiliyor

Lavabolara dökülerek özellikle temiz suların kirlenmesine sebep olan atık yağların toplanarak geri dönüşümü sağlanıyor. Lisanslı firmalar tarafından toplanan atık yağlar, elektrik üretiminde kullanılarak ekonomiye yeniden kazandırılıyor.  Bağcılar Belediyesi, bitkisel atık yağların geri dönüştürülerek ekonomiye yeniden kazandırılması için çalışma yürütüyor. Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği’ne göre çalışan Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ekipleri, özellikle vatandaşları bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütüyor. Bilinçlendirme çalışmaları kapsamında 212 Alışveriş Merkezi’nde stant kuruldu ve vatandaşlara broşürler dağıtıldı.

Atık yağların lavaboya dökülerek yok edilmesinin büyük riskleri bulunuyor. Lavaboya dökülen 1 litre atık yağın 1 milyon litre temiz suyu kirlettiği ifade ediliyor. Türkiye’de yıllık yaklaşık 1.5 milyon ton bitkisel yağ tüketimi oluyor. Özellikle kızarma türü yemeklerin yapımında kullanılan bitkisel yağlardan 350 bin tonun atık yağ haline geldiği ifade ediliyor. Bağcılar’da ise 2011 yılında 62 bin litre atık yağ toplandı. 2009 yılından bu yana ise toplam 129 bin 927 litre atık yağ toplanarak geri kazandırıldı. Evinde 5 litre atık yağ biriktiren vatandaşların 444 28 45 numaralı ücretsiz telefon hattını araması ile atık yağlar evlerden de alınıyor.

Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği’ne göre bitkisel atık yağ oluşturan, lokantalar, kafeler, fast-food zincirleri, okul, hastane ve fabrika yemekhaneleri bu atıkların geri kazanımı için lisans almış tesisler ve toplayıcılar ile yıllık sözleşmeler yapmakla ve bu atıkları geri kazanım lisanslı tesislere teslim etmekle yükümlü. Lisanslı firmalar topladıkları atık yağları, elektrik üretimi yaparak tekrar ekonomiye kazandırıyor.  Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, vatandaşların çevre duyarlılığını artırmaya ve atıkların geri dönüşümünün sağlanmasına yönelik bilinçlendirme çalışmalarının devam edeceğinin ifade etti.

http://www.tarimsalhaber.com/teknoloji/atik-yaglardan-elektrik-uretiliyor-h3081.html

Tarımda Hızla Makineleşiyoruz

Makineleşmenin Sembolü Sayılan Traktör Sayısı Bir Yılda 948 binden 1.1 Milyona Yükseldi. TÜİK istatistikleri, Türk tarımının ‘karasaban’ günlerini çok geride bıraktığını, hızla makineleştiğini ortaya koyuyor. Tarımda geri kalmışlığın sembolü olan karasaban kullanımı kısıtlı miktarda hâlâ var. 2010 verilerine göre 59 bin civarında karasaban hala ‘aktif’ ve tarla sürümünde kullanılıyor. Ancak sayısı hızla azalıyor. Son 10 yılda karasaban sayısı 150 binlerden 59 bine inmiş. Buna karşın tarım makineleri sayısında büyük artışlar olmuş. Karasaban gibi, tarımda ‘eski’yi temsil eden hayvan pulluğu, döven gibi tarım aletlerinin sayısında da büyük düşüşler var. Hayvan pulluğu sayısı 266 binden yarı yarıya azalarak 137 bine gerilemiş.

Döven sayısı 57 binden 19 bine düşmüş. Bu eski aletlerin hala kullanılıyor olmasının bir nedeni de küçük tarım aile işletme yapısı. Bu aile işletmelerinde arazi ölçekleri oldukça küçük. Bu durumlarda bir biçer döver makinesi yatırımı fizibl olmadığı için eski aletlerle devam ediliyor. Eski aletler yaşam alanı bulsa bile Türk tarımında genel olarak ‘makine’ kullanımında hızlı artış dikkat çekiyor.

İncelenen son yılda traktörlü çayır biçme makinesi sayısı 34 binden 61 bine, römork sayısı 926 binden 1 milyon 61 bine, kulaklıklı traktör pulluğu 880 binden 1 milyon 14 bine, tarımda makineleşmenin sembolü sayılan traktör sayısı 948 binden 1.1 milyona çıkmış. Tarımda, hayvanla çekilen çayır biçme makinesi sayısı bin 564’e düşerken traktörlü çayır biçme makinesi sayısı 34 binlerden 62 binlere ulaşmış. Yine hayvanla çekilen hububat ekim makinesi sayısı 506 adet gibi yok denecek bir düzeye inerken, kombine ekim makinesi sayısı 153 binden 187 bine çıkmış.

Türkiye’de tarım alanlarının büyüklüğü 22 milyon hektar olarak veriliyor. Bu geniş alanda tarımdaki makineleşme verimi kat kat artırıyor. Ancak bazı kıyaslamalara göre daha gidilmesi gereken çok yol var. 1.000 hektara düşen traktör sayısı İngiltere’de 87, Almanya’da 92, Fransa ve İspanya’da 69 adede ulaşıyor. Türkiye’de 2007 rakamlarına göre 38. Bu sayı son üç yılda 50’ye ulaşmış gözüküyor.

http://www.yabantv.com/haber/8684-tarimda-hizla-makinelesiyoruz.aspx