Monthly Archives: Haziran 2014

KOBİ’lere 2 Yeni Destek

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, kurumsallaşmak ve markalaşmak isteyen KOBİ’lere KOSGEB aracılığıyla destek vereceklerini açıkladı. Işık, bu kapsamda hazırladıkları 2 yeni destek programının bütçesinin 50 milyon lira olduğunu bildirdi.

2 YENİ DESTEK

KOBİ’lere yeni destek programlarının hazırlandığı müjdesini veren Işık, konuya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu. KOBİ ve girişimcilere Bakanlığın kendi desteklerinin yanında KOSGEB destek programlarıyla da güç verdiklerini belirten Işık, bu kapsamda “markalaşma ve kurumsallaşma” odaklı 2 yeni destek programını hayata geçireceklerini kaydetti.

“YÖNETİM SÜREÇLERİNDE EKSİKLİKLER VAR”

Bakan Işık, KOBİ’lere farklı alanlarda yüksek miktarlarda destek programları sunduklarını ancak işletmelerin yönetim süreçlerinde hala büyük eksiklikleri olduğuna işaret ederek, bu sorunu aşmak isteyen KOBİ’lerin ise kurumsal bir kimlik kazanabilmeleri için yüksek danışmanlık maliyetleri ile karşı karşıya kalabildiklerini söyledi.

“KURUMSALLAŞMA ŞART”

KOBİ’lerin sağlıklı biçimde büyüyebilmesi, daha uzun ömürlü olabilmesi ve böylece ekonomideki pay ve etkinliklerinin geliştirilmesi için özellikle orta ölçekli işletme haline geldiğinde kurumsallaşmaya yönlendirilmeleri gerektiğinin altını çizen Işık, şunları kaydetti:  “Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerimiz genellikle aile işletmesi olarak kuruluyor ve maalesef ömürleri kısa oluyor. Bu işletmelerin ikinci ya da üçüncü kuşağa geçme oranı ise yüzde 20-30 seviyelerinde. Bunun nedeni ise büyük ölçüde kurumsallaşamamak. Bunun için arkadaşlarımız, konunun uzmanlarıyla görüştü ve girişimcilerimizin, vatandaşlarımızın da görüşü alınarak KOBİ Proje Destek Programı kapsamında ‘KOBİ’lerin Yönetim Becerilerini ve Kurumsal Yetkinliklerini Geliştirmek’ isimli program hazırlandı. Bu programı yakın zamanda KOBİ’lerimizle buluşturacağız.”

“KOBİ’LER MARKALAŞACAK”

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, KOBİ’lerin ulusal ve uluslararası alanda farkındalık oluşturmaları için markalaşmalarının da şart olduğunu vurguladı. Bu kapsamda da işletmelere destek olacaklarını belirten Işık, “KOBİ’lerin Markaya Yönlendirilmesi” isimli programın da girişimcilerin kullanımına sunulacağını ifade etti.

“DOĞRU STRATEJİ ÖNEMLİ”

Işık, şöyle devam etti: “Özellikle günümüzün tasarım odaklı rekabet anlayışı dikkate alındığında tüketici etkisi, mal ve hizmetlerin dünya pazarına ve yerel pazarlara markalanarak sunulmasını bir zorunluluk haline getirdi.

Bunun sonucu olarak doğru marka ve mesajlarla pazara çıkan, markasını koruyan ve iyi pazarlayan KOBİ’ler rakiplerinin önüne geçerek büyük bir avantaj sağlıyor. KOBİ’lerin bu bağlamda uluslararası rekabet gücü kazanmak ve marka olmak için doğru stratejilere ihtiyaçları bulunuyor. Bu kritik stratejilere sahip olabilmeleri adına markalaşma destek programını da hayata geçiriyoruz. Yani kurumsallaşmak ve markalaşmak isteyen KOBİ’lere KOSGEB aracılığıyla önemli bir destek vereceğiz.”

“BOŞA HARCAYACAK PARAMIZ YOK”

Ülke ekonomisine katma değer sağlayacak projeleri her geçen gün değerlendirip harekete geçirdiklerini ifade eden Işık, boşa harcayacak ne zamanlarının ne de paralarının olduğunu vurguladı.

Göreve geldikleri ilk günden itibaren etki analizi çalışmaları için ilgili tüm kurumlara talimat verdiğini hatırlatan Işık, destek programlarından yararlanan işletmelerin ülke ekonomisine ve kendi büyüme rakamlarına ne kadar katkısı olduklarını bilmenin önemine değindi.

Bu yönde KOSGEB bütçesinde de ayarlamalar yapıldığını anlatan Işık, kurumsallaşma ve markalaşma desteklerine KOSGEB bütçesinden yaklaşık 50 milyon liranın ayrılacağını, yapılacak analizler ve geri dönüşler sonrasında bu rakamın değişebileceğini sözlerine ekledi.

http://www.sondakika.com/haber/haber-kobi-lere-2-yeni-destek-6132183/

Tarımsal Sulamada Bilinçlenme Önemli

Kuraklığın tarımsal üretime etkisinin azaltılabilmesi için doğru sulama yöntemlerinin tercih edilmesi gerektiği bildirildi.  Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Özekici ”Dünyada erişilebilen tüm suyun yüzde 75’i tarımda kullanılıyor. Bu nedenle tarımsal sulamada çok akılcı olmak durumundayız” dedi. Yurt genelinde bu yıl kış aylarında yaşanan yağış azlığının tarımsal üretime etkisinin azaltılmasında doğru sulama yöntemlerinin önemli olduğu bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Özekici, bu yıl ülke genelinde meteorolojik kuraklık yaşandığını ve bunun normal olarak tarımsal üretime olumsuz yansıdığını belirtti.

Geçen yıl ekim ayından itibaren yurt genelinde önceki dönemlere göre yağışların yüzde 27 azaldığını bildiren Özekici, ”Bazı bölgeler bu durumdan daha fazla etkilendi. Örneğin Akdeniz Bölgesi’nde yağışlar yüzde 36 daha az. Bu rakam Adana için çok daha çarpıcı. Seyhan Irmağı’nı besleyen havzada DSİ verilerine göre yüzde 53’e yakın yağış azalması var” diye konuştu.

Mart ve nisan aylarındaki yağışların çiftçileri mutlu ettiğini fakat kış yağışlarıyla beslenen buğday ve arpa gibi tahılların yetişme dönemindeki yağışların çok düşük olması nedeniyle verim kaybı yaşandığını ifade eden Özekici, ürünlerini sulama imkânı olan çiftçilerin, meteorolojik kuraklığın etkisini hafif atlatmaya çalıştığını dile getirdi.

Özekici, bilim insanlarının kuraklığa dayanıklı çeşitler üzerinde daha çok çalışma yapmaya başladığına dikkati çekerek, şunları söyledi:

”Küresel ısınma, iklim değişikliği ve buna bağlı olarak kuraklık olgusunu daha sık görüyor olacağız. Buna hazırlıklı olmak lazım. Dünyada erişilebilen tüm suyun yüzde 75’i tarımda kullanılıyor. Bu nedenle tarımsal sulamada çok akılcı olmak durumundayız.”

Su kayıplarını önlemek için taşıma zayiatı yüzde 50’nin üzerinde olan açık kanal sisteminden bir an evvel vazgeçilmesi gerektiğini belirten Özekici, açık kanal sisteminde barajlardan, göllerden veya göletlerden alınan suyun yüzde 50’sinin kaybolduğunu vurguladı.Açık kanalla ulaştırılan suyun, tarlada ancak yüzde 50’sinin kullanılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Özekici, “Burada iki oranı topladığımızda, örnek olarak Seyhan Nehri’nden alınan suyun ancak yüzde 25’i doğru kullanılıyor, yüzde 75’i ziyan ediliyor” dedi.

Basınçlı ve Kapalı Sistem Önerisi

Su kaybına karşı alınabilecek en önemli önlemin basınçlı ve kapalı sisteme geçmek olduğunu vurgulayan Özekici, çiftçinin kullandığı damlama ve yağmurlama yöntemlerinin bu sayede daha verimli kullanılabileceğini anlattı.

Prof. Dr. Bülent Özekici, sulama suyunun basınçlı ve kapalı sistemle tarlaya getirilmesi durumunda çiftçilerin doğal olarak halen kullandığı damla sulama ve yağmurlama gibi sistemleri basınçlı sistemle daha verimli kullanacaklarını kaydetti. Özekici, hiçbir kayıp olmadan üretim randımanının yüzde 100 olacağını ve suyun en büyük kullanıcısı da tarım sektörü olduğu için bir an evvel bu konuya eğilmek gerektiğini sözlerine ekledi.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD4799_tarimsal-sulamada-bilinclenme-onemli.html

Damızlık Hayvan Alımına Yüzde 80 Hibe Desteği

DAP, GAP, KOP ve DOKAP kapsamındaki illerde damızlık, koç, boğa ve teke alımında yüzde 80, yeni kurulacak hayvancılık işletmelerinde yüzde 50 hibe desteği verilecek. Doğu Anadolu Projesi (DAP), Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP) ve Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) kapsamındaki illerde damızlık, koç, boğa ve teke alımında yüzde 80, yeni kurulacak hayvancılık işletmelerinde yüzde 50 hibe desteği verilecek.

Hibe destek 2014-2018 yılları arasında uygulanacak.

Bakanlar Kurulu’nun konuya ilişkin kararı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, DAP kapsamındaki Ağrı, Ardahan, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Erzincan, Elazığ, Erzurum, Gümüşhane, Hakkari, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli ve Van’da; GAP kapsamındaki Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, ve Şırnak’ta; KOP kapsamındaki Konya, Karaman, Niğde ve Aksaray ile DOKAP kapsamındaki Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Bayburt ve Gümüşhane’de hayvancılık işletmelerinin altyapılarının geliştirilmesi ve verimliliğin artırılması amacıyla yapılacak yatırımların desteklenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlendi.

Söz konusu projeler kapsamındaki illerde, Veteriner Bilgi Sistemi TÜRKVET’e göre işletmesi aktif olan yetiştiricilere büyükbaş için en az 10, en çok 49 baş anaç kapasiteli; küçükbaş için en az 100, en çok 200 baş anaç kapasiteli yeni ahır ve ağıl yapımı, tadilatı ile kapasitelere uygun damızlık erkek boğa, koç, teke alımına hibe destek uygulanacak.

Hibe destek 2014-2018 yılları arasında uygulanacak. Karar kapsamında kurulu/kurulacak işletmelere yeni inşaat/tadilat için yüzde 50; damızlık, koç, boğa ve teke alımı için de yüzde 80 hibe desteği verilecek.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD4784_damizlik-hayvan-alimina-yuzde-80-hibe-destegi.html

Dışa Bağımlılığa Karşı “Yerli Tohum”

TAGEM Genel Müdürü Masum Burak, ülkemizdeki bakliyat ve hububat tohumlarının, neredeyse yüzde 100’ünün bakanlığın geliştirdiği çeşitler olduğunu bildirdi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü Masum Burak, yerli tohum çeşidinin geliştirilmesine ilişkin, “Bu işi aktif ve canlı tutuyoruz ki dışarıya bağımlı olmayalım. Tamamen yurtiçinde üretelim. Yurtiçinde patent alıp, üreticilerimize sunalım. Hedefimiz o” dedi.

Burak, Eskişehir’deki Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nü ziyaretinde, bakanlığın tarımsal araştırmalarının, son derece önemli ve ekonomiye ciddi katkısı olduğunu söyledi.

Özellikle bitkisel üretimde “olmazsa olmaz” tohumların bakliyat ve hububatta, neredeyse yüzde 100’ünün bakanlığın geliştirdiği çeşitler olduğunu bildiren Burak, şöyle konuştu:

“Tarla sebzeciliğinde, yine yüzde 70, 80 yerli tohumlar. Hibrit sebzelerde, yani örtü altı sebzede yüzde 50 civarında yerli tohumlarımız, tamamen bakanlığa bağlı araştırma enstitülerimizin geliştirdiği çeşitlerden oluşuyor. Bu, ciddi bir ekonomik katkı, aynı zamanda ‘dışa bağımsızlık’ anlamına gelen bir faaliyettir. Bunun yanında diğer teknolojileri de biz sulama sistemleri olsun, alternatif enerji kaynakları olsun, onlar üzerinde de çalışma yaparak, üreticilerimize o teknolojileri kazandırmak istiyoruz.”

http://www.tarimtv.gov.tr/HD4789_disa-bagimliliga-karsi–yerli-tohum–.html

Şebinkarahisar “Meryem Ana Manastırı, ziyaretçilerini bekliyor.”

Mağara içerisinde yer alan tarzda Türkiye’nin en büyük ikinci manastırı olan ve bir süre önce restorasyonu tamamlanan Meryem Ana Manastırı, ziyaretçilerini bekliyor. Şebinkarahisar ilçesindeki Kayadibi köyünde kayalık bir tepedeki doğal mağara içerisine inşa edilen ve Ortodoks Rumlar tarafından kullanılan Meryem Ana Manastırı, restore edilerek turizme kazandırıldı. Yürüyerek yaklaşık 20 dakikada ulaşılan manastırın yapısı dört kademeden oluşuyor. Giresun Müzesi Müdürü Hulusi Güleç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Meryem Ana Manastırı’nın, restorasyonu öncesinde harabe bir halde olduğunu söyledi.

 Manastırın, 1924’te terk edildikten sonra 1960 ve 1970’li yıllara kadar uzun süre tahribata uğradığını anlatan Güleç, şunları kaydetti:  “Burası 1986 yılında keşfedilmiş ancak koruma altına alınamamıştı. Daha sonraki yıllarda Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca koruma altına alınarak 2006 yılında restorasyon projesi hazırlandı. 2011 yılında ödenek çıktı, restorasyona başlandı. Daha önceden patika bir yoldan gidilerek ulaşılıyordu, çok zordu, öncelikli yolunu yaptık. Manastırın tüm birimleri tek tek elden geçirilerek restorasyonu tamamlandı, kısa bir süre sonra tamamen ziyarete açılacak manastırı şimdi de ziyaret etmek mümkün. Geçtiğimiz günlerde de geçici kabulü yapılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bize teslim edildi.” – Dört kademeli bir yapı Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Gazanfer İltar ise manastırın yüksek bir tepedeki kayalık bir alanda bulunan doğal mağara içerisinde yer aldığını belirterek, “Dört kademeli bir yapılanma söz konusu. Birinci kademesi mağaranın hemen önünde, girişinde yer almakta ve burası Meryem Ana Manastırı’nın bahçesi şeklinde olup, bahçede kutsal ayazma çeşme sarnıç mezar yapısı gibi birimler bulunmakta” dedi.

 Diğer üç kademenin ise üç katlı bir yapılanma gösterdiğini dile getiren İltar, “Tamamen mağara içerisindedir. Üç bölümün birinci katında kabul salonu, mutfak, yemek odası, ocak gibi birimler bulunur. İkinci katında keşiş odaları ve büyük bir teras yer alır, üçüncü katında ise manastırın vazikel planlı kilisesi yer alır. Manastır 27 bin 500 metrekaredir”ifadelerini kullandı. – Fener Rum Patrikhanesi manastırı satın almak istedi  Manastırla ilgili son belgenin Başbakanlık Osmanlı arşivinde yer aldığını aktaran Gazanfer İltar, şöyle konuştu:  “Manastırın baş papazı konumundaki Kominos Yuvanikyos öldüğü için o dönemin kanunları gereği bilavelet ölen gayrimüslimlerin mal varlıkları hazineye bırakılıyordu. Dolayısıyla Kominos Yuvanikyos öldükten sonra manastır da devlet hazinesine kalıyor. Daha sonra Fener Rum Patrikhanesi’nin Dahiliye Nezareti’ne uygun bir fiyatla tekrar manastırın kendilerine devredilmesi için bir yazısı var. Bu yazı Osmanlı arşivlerinde manastırla ilgili bilgi veren son belgedir.” İltar, manastırın Osmanlı döneminde de faal bir durumda olduğunu belirterek, “1890’lı yıllarda Osmanlı arşivinde kayıtları söz konusudur. Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı yapılar grubudur. Yapı 1. Dünya Savaşı’nın akabinde yavaş yavaş terk edilmiş ve 1924’teki mübadeleyle tamamen terk edilmiştir” dedi.

http://www.beyazgazete.com/haber/2014/5/30/harabe-manastiri-restorasyonla-turizme-kazandirdilar-2251598.html