Monthly Archives: Temmuz 2019

Giresun’da Lavanta Üretimi Geliştirilecek

Giresun Tarım ve Orman İl Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, “Giresun İli Kırsal Gelir Kaynaklarının Çeşitlendirilmesi Projesi” kapsamında, Şebinkarahisar ilçesinde 2018 yılı içerisinde 13 dekar alanda lavanta bahçesinin tesis edildiği belirtildi.

Oluşturulan alanda proje teknik elemanları tarafından bakım, gübreleme, yabancı ot mücadelesinin yapıldığı ifade edilerek, lavantaların istenilen düzeye geldiği ve ilk çiçeklerini açtığı vurgulandı.

Şebinkarahisar ve çevresindeki ilçelerde önümüzdeki yıllarda lavanta üretiminin yaygınlaştırılmasının planlandığı aktarılan açıklamada, “Hem görsel amaçlı kırsal turizmi geliştirmek hem de lavanta balı ile lavanta yağı üretiminin yapılması hedeflenmektedir” denildi.

Lavanta bitkisinin, 1 metreye kadar uzayabilen, yarı çalımsı, çok yıllık bir bitki türü olduğuna işaret edilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

“Bitkinin ekonomik olarak kullanılan kısmı çiçekleridir. Bitkinin çiçek ve çiçek saplarından elde edilen uçucu yağ, dünyada ticareti en fazla yapılan 15 uçucu yağdan birisidir. Uçucu yağ bileşenlerinde en fazla linalool ve linalil asetat bulunmaktadır. Uçucu yağ kalitesi bu bileşenlerden linalil asetat oranına göre belirlenmektedir.”

Açıklamada, lavanta balının stresi önleme, bronş, karaciğer yağlanmaları ve karaciğerin temizlenmesi gibi sağlık açısından birçok hastalığın iyileştirilmesinde faydası olduğuna da dikkat çekildi.

https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/giresunda-lavanta-uretimi-gelistirilecek-423999.html

Altın Otu Faydaları ve Zararları Nelerdir? Altın Otu Neye İyi Gelir?

Altın otu, daha çok mide dostu oluşu, sindirimi kolaylaştırması, basura, eklem ağrılarına iyi gelmesi ile bilinen mucizevi bir bitkidir. Ülkemizde daha çok güneş çiçeği olarak bilinen altın otunun faydaları her geçen gün daha iyi bilinmektedir. Altın otu özellikle son yıllarda ülkemizde çok fazla rağbet görüyor. İçindeki P vitamini ve çok sayıda mineraller sayesinde günlük yaşantımıza ve sağlığımıza katkı sağlıyor. İşte altın otu faydaları ve zararları…

ALTIN OTUNUN FAYDALARI

Sindirim sisteminin fonksiyonlarını düzenler.
Mide ve bağırsak sorunlarını giderir. Mide ekşimesi, mide yanması, gastrit gibi sorunları giderir.
Basur tedavisine yardımcı olur.
Mide özsuyunu artırıcı etkisi bulunmaktadır.
Prostatın doğal şifa kaynağıdır.
Böbrek sağlığını destekler, böbreklerde oluşan kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur.
Çok etkili bir idrar söktürücü ve idrar yollarını düzenleyici etkisi vardır. Bu sebeple de altın otu çayının zayıflatıcı özelliği olduğu düşünülmektedir.
Ancak altın otu idrar söktürücü özelliği olduğu için vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlar. Bundan dolayı da az da olsa kilo kaybı yaşanır. Fakat bu kilo kaybı yağ yakılması, genel bir vücut incelmesi şeklinde değildir. Bu sebeple de altın otu çayının zayıflatıcı etkisinin geçici ve aldatıcı olduğu söylenebilir. Ama ödem attırıcı olmasından dolayı tavsiye edilebilir.
Bazı uzmanlara göre; altın otu çayının düzenli olarak tüketilmesi tokluk hissini artırıyor. Bundan dolayı da altın otu çayının zayıflama sürecine yardımcı olduğuna dair de iddialar bulunmaktadır. Ancak bu verilere rağmen altın otu çayının tek başına zayıflatabildiği söylenemez.
İdrar yolu enfeksiyonlarını önler, giderir. İdrar yollarında oluşan taşların doğal yolla düşürülmesine yardım eder.
Hemoroit tedavisinde yardımcıdır.
Pankreas salgısını artırır.
Safra salgısını artırıcı özelliktedir.
Romatizma, kireçlenme, eklem ve kas ağrılarını hafifletici, kramp çözücü etkisi vardır.
İltihap oluşumunu önler, iltihaplı yaralara altın otu yağı ya da çayı ile pansuman yapılması tedavi edici rol oynar.
Altın otu yağı ve çayı cilt dostudur. Egzama, siğil, sedef gibi cilt sorunlarını gidermek için altın otu çayı tüketilmesi ve altın otu yağı sürülmesi önerilir.
Cildin sıkılaşması ve nemlendirilmesi için de altın otu yağı ile bakım yapılır.
Düzenli olarak altın otu çayı tüketiminin varis oluşumunu önlediği, var olan varislerin de görünümünü hafiflettiği düşünülmektedir.
Altın otu tüketecek olanlara öneriler
Altın otunun bilinen herhangi bir yan etkisi, zararı yoktur. Ancak altın otu yağını ciltte büyük bir alana uygulamadan öncesinde küçük bir alanda denenmesinde fayda vardır. Zira bazı hassas ciltlerde alerjiye sebep olabilir.
Diğer tüm bitkisel önerilerde olduğu gibi altın otu çayının ve yağının da fazla değil, yeterince kullanılmasında fayda vardır. Aksi halde olumsuz sonuçlarla karşılaşılabilir. Bu bakımdan günde 1 fincan altın otu çayı tüketimi yeterlidir.
Her hangi bir hastalığı olan, hastalık için ilaç tedavisi gören kişiler altın otu tüketiminden önce doktora danışmalılar.
Altın otunun gebelik ve emzirme dönemlerindeki etkilerine dair her hangi bir geçerli veri bulunmamaktadır. Bu bakımdan emzirme ve gebelik dönemlerinde altın otu tüketimi önerilmez.
10 yaşından küçük çocukların altın otu çayı tüketmeleri önerilmez.

Diğer bitki çaylarında olduğu gibi altın otu çayından da azami faydayı alabilmek için diğer bitkilerle karıştırılmış olarak ya da küçük poşet çay şeklinde değil de, direkt bitki olarak satın almak gerekiyor. Poşet çayların içinde tam olarak bitkinin faydalı yerlerinin bulunup bulunmadığı ya da hangi koşullarda paketlendiği bilinmemektedir. Bu bakımdan doğal ürünler satan marketlerden ya da aktarlardan sade altın otu bitkisi almak doğru olacaktır.

ALTIN OTU NASIL KULLANILIR?

Altın otu çayı demlemek isteyen bir kişi bir bardak sıcak suyun içine 3 -4 tane altın otu çiçeği atıp ortalama 10- 15 dakika demlenmeye bırakır. Ardından çiçeklerini süzüp ılık olarak tüketmek mümkündür. Altın otu çayı biraz acı bir tada sahiptir, daha kolay tüketmek için bir bardak altın otu çayını 1 çay kaşığı bal ile tatlandırmak daha iyi olur.

ALTIN OTUNUN ZARARLARI VE YAN ETKİSİ

Altın Otunun normalde herhangi bir yan tesiri yoktur. Yahudi Otu, Altın Asa, Altın Başak, Ölmez Çiçek olarak da bilinir. Hem mesane hemde bağırsaklara nüfuz edip şifa verir.

https://www.sabah.com.tr/saglik/2019/04/25/altin-otu-faydalari-ve-zararlari-nelerdir-altin-otu-neye-iyi-gelir

Kuşburnunun Faydaları Nelerdir? Kuşburnunun Besin Değerleri ve Vücuda Yararları…

Son yıllarda özellikle çayı ile popüler hale gelen kuşburnu, çok eski zamanlardan beri geleneksel tıpta kullanılan en önemli ve şifalı bitkilerden biridir. Zengin C vitamini kaynağı olduğu için bağışıklık sistemini destekleyerek; özellikle kış aylarında soğuk algınlığı ve gribe karşı etkilidir. Şimdi, Kuşburnunun faydaları nelerdir? Gelin hep birlikte öğrenelim…

Tadı kadar kokusunun da güzel olduğu kuşburnunun insan sağlığına faydaları saymakla bitmez. Polifenol, magnezyum, demir, likopen, A, B, E ve K vitaminleri bakımından zengin olan kuşburnunun; kolesterolün düşürülmesi, solunum yolu hastalıklarının iyileştirilmesi, kansere karşı koruma sağlaması gibi sayısız faydalarından bazılarını haberimizde sizler için derledik… İşte kuşburnunun faydaları…

KUŞBURNU HAKKINDA

Kuşburnu (Rosa canina), gül çiçeğinin, yaprakların hemen altındaki yuvarlak kısmıdır. Avrupa, Kuzey Afrika, Batı Asya’da yetişen ve içi tüylü olan bu bitkinin birçok tohumu vardır. Bu tohumlar sonbaharda olgunlaşır. Kuşburnu ağaçları, bir ile 3,5 mertre arasında olup gövdesi ve dalları dikenlidir. Kurutulmuş kuşburnu ve tohumlar ilaç yapmak için birlikte kullanılır.

Kuşburnunun sağlığa faydaları arasında romatoid artrit semptomlarını azaltma, solunum koşullarını hafifletme, kanseri önleme, kolesterolü düşürme, diyabeti yönetme, idrara çıkmayı arttırma, sindirimi düzenleme, bağışıklık sistemini arttırma, kan dolaşımını arttırma ve daha güçlü kemikler inşa etmesine yardım etme yetenekleri bulunur.

Kuşburnu ayrıca mide spazmları, mide asidi eksikliği, mide tahrişini ve ülserleri önleyen mide rahatsızlıkları ve bağırsak hastalıkları için “mide toniği” olarak da kullanılır. Ayrıca ishal, kabızlık, safra kesesi taşları, safra kesesi rahatsızlıkları, alt idrar yolu ve böbrek hastalıkları, sıvı tutulumu (ödem), gut, sırt ve bacak ağrısı (siyatik), diyabet, yüksek kolesterol, kilo kaybı, yüksek tansiyon için de kullanılır.

KUŞBURNUNUN BESİN DEĞERLERİ

100 gram kuşburnunun besin değerleri aşağıdaki gibidir:

Su: 58.66 g
Enerji: 162 kcal
Protein: 1.6 g
Toplam yağ: 0.34 g
Karbonhidrat: 38.22 g
Lif: 24.1 g
Toplam şeker: 2.58 g
Kalsiyum: 169 mg
Demir: 1.06 mg
Magnezyum: 69 mg
Fosfor: 61 mg
Potasyum: 429 mg
Sodyum: 4 mg
Çinko: 0.25 mg
C vitamini, toplam askorbik asit: 426 mg
Tiamin: 0.02 mg
Riboflavin: 0.17 mg
Niasin: 1.3 mg
B-6 Vitamini: 0.08 mg
A Vitamini, RAE: 217 µg
A Vitamini, İÜ: 4345 İÜ
E Vitamini (alfa-tokoferol): 5.84 mg
K Vitamini (filokinon): 25.9 µg

KUŞBURNUNUN FAYDALARI

Kuşburnunun sağlık yararlarından bazıları şunlardır:

– Artrit

Bazı çalışmalar kuşburnunun osteoartrit (aşınma ve yıpranma artriti) ve romatoid artrit (otoimmün bir artrit şekli) semptomlarının tedavisine yardımcı olabileceğini göstermiştir.

– Kolesterolü düşürür

Kuşburnu içerisindeki organik bileşikler ve antioksidan bileşenler, vücudunuzdaki LDL (kötü) kolesterolünü azaltır, böylece kardiyovasküler sisteminizdeki yükü azaltır ve ayrıca felç geçirme veya kalp krizi geçirme şansınızı azaltır.

– Eklem iltihabını hafifletir

Kuşburnu özü, eklem iltihabını hafiflettiği ve eklem hasarını önlediğine inanılan polifenoller ve antosiyaninler içerir. Ayrıca antioksidan özelliklere sahip olan C vitamini bakımından da zengindir. Antioksidanlar, hücrelerinizde üretilen ve doku hasarına veya hastalığa neden olabilecek zararlı molekülleri (serbest radikalleri) geçersiz kılan maddelerdir. Diğer çalışmalar, kıkırdak parçalayan spesifik enzimlerin üretimini azaltabileceğini göstermiştir.

– Bağışıklığı güçlendirir

Kuşburnu, bağışıklık sistemini güçlendiren en iyi bileşenlerden biri olan zengin bir C vitamini miktarına sahiptir. C vitamini beyaz kan hücrelerini uyarır ve ayrıca astımın önlenmesi ve solunum sisteminin genel sağlığı için gereklidir. Kuşburnunda bulunan yüksek C vitamini sayesinde soğuk algınlığı ve grip gibi solunum yolları hastalıklarından korunabilirsiniz.

– Kansere karşı koruma

Kuşburnunun antioksidan özellikleri kanserli hücrelerin oluşumunu engellediği gibi var olan zararlı hücrelerin yayılıp çoğalmasını engelliyor.

– Diyabet kontrolü

Kuşburnunun, şeker hastalığından muzdarip insanlar için çok önemli olan vücudun kan şekeri seviyesini kesin olarak düzenlediği gösterilmiştir. Vücutta insülin ve glikoz dengesini koruyarak, kan şekerinin ölümcül olabilecek ani düşmeleri veya çıkmalarını önleyebilirler.

– Cilt bakımı

Kuşburnunun büzücü etkisi cildi elastik tutar, bu yüzden kırışıklıklar oluşmaz. Kusurları kolayca giderir, yanıkları ve izleri iyileştirir, cildin daha genç ve canlı görünmesini sağlar.

– İltihap tedavisi

Düzenli olarak kuşburnu alımı, karaciğer tarafından üretilen ve iltihaplanmadaki artışla birlikte konsantrasyonda artış gösteren bir madde olan C-reaktif protein seviyelerini azaltabilir. Ayrıca, kuşburnunun antienflamatuar özellikleri de kıkırdak erozyonunun önlenmesine yardımcı olur.

– Kemik sağlığını geliştirir

C vitamininin en önemli rollerinden biri, kolajen üretimindeki önemli rolüdür. Kolajen, kuşburnunda bulunan diğer önemli minerallerle birlikte, kemik mineral yoğunluğunu koruyarak yaşlanmaya bağlı osteoporozun önlenmesine yardımcı olabilir.

NOT: Kuşburnunun yoğun olarak kullanımında bulantı, kusma, baş ağrısı, mide ekşimesi ve uykusuzluk gibi bir takım yan etkileri rapor edilmiştir. Kuşburnu kullanımıyla ilgili her zaman doktorunuza danışmakta fayda vardır.

https://www.sozcu.com.tr/hayatim/yasam-haberleri/kusburnunun-faydalari-nelerdir-kusburnunun-besin-degerleri-ve-vucuda-yararlari-szcu8/

Hangi Keneler KKKA Bulaştırıyor?

İlkbahar-yaz aylarında gündeme gelen ve ölümlere yol açabilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına karşı uyarılar yoğunlaştı. Uzmanlar, tarla, bağ, bahçe, orman ve piknik alanları gibi kene yönünden riskli alanlara giderken vücudu örten giysiler giyilmesini, pantolon paçalarının çorapların içerisine sokulmasını, kenelerin elbise üzerinde rahat görülebilmesi için açık renkli kıyafetler tercih edilmesini öneriyor.

Uzmanlar, ilkbahar-yaz aylarında aktif hale gelen ve ölümlere yol açabilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına sebep olan kenelerden basit ancak etkili yöntemlerle korunmanın mümkün olduğunu belirtti.

Özellikle, tarla, bağ, bahçe, orman ve piknik alanları gibi kene yönünden riskli alanlara giderken vücudu örten giysiler giyilmesini tavsiye eden uzmanlar, pantolon paçalarının çorapların içerisine sokulmasını, kenelerin elbise üzerinde rahat görülebilmesi için açık renkli kıyafetler tercih edilmesini öneriyor.

Uzmanlar, kene tutunan kişiler ile yüksek ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma veya ishal gibi şikayetleri olanların, vakit kaybetmeksizin en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmesini tavsiye ediyor.

Hastalığın tedavisinde önde gelen hastaneler arasında yer alan Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aynur Engin, KKKA bulaştıran virüsü taşıyan kenelerden korunma yolları ve hastalık bulaştıktan sonra uygulanması gereken tedavi yöntemlerini anlattı.

Engin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, KKKA hastalığı bulaşan kişilerde hastalığın ilk 7-8 günlük evresinde uygulanacak tedavinin ve erken tanının çok önemli olduğunu vurguladı.

KKKA hastalığıyla ilgili Türkiye’de ilk tanının 2003 yılında konulduğunu belirten Engin, hastalığa Kelkit Vadisi’ndeki yerleşim yerleri başta olmak üzere Sivas, Erzurum, Tokat, Giresun, Yozgat, Çankırı, Kastamonu ve Erzincan gibi illerde daha çok rastlandığını ifade etti.

HANGİ KENELER KKKA BULAŞTIRIYOR?

Kenenin çok fazla çeşidi bulunduğunu kaydeden Engin, KKKA hastalığını yapan virüsü taşıyan kenelerin daha az sayıda olduğunu belirtti. KKKA hastalığıyla ilişkili 30’dan fazla kene türünün varlığına işaret eden Engin, özellikle hyalomma cinsi kenelerin Türkiye’de KKKA virüsünü bulaştıran en önemli etken olduğunu vurguladı.

Kenelerin türüne göre farklı iklim koşullarını sevdiğini dile getiren Engin, “Keneler sıcak havalarda daha aktif hale geliyor. Ortam ısının 5 derecenin üzerine çıktığı durumlarda keneler aktif hale geliyor. Kuraklık, hyalomma cinsi kenelerin sevdiği bir ortam.” dedi.

“KENEYİ KUSTURMAYIN”

KKKA’dan korunmanın en etkili yolunun kene ile temastan kaçınmak olduğunu anlatan Engin, alınması gereken önlemler hususunda ise şunları kaydetti: “Kene uçmaz, kene yürür ve çıplak bir et bulursa oradan kan emmeye çalışır. Dolayısıyla yaz döneminde hastalığın görüldüğü bölgelerde çayıra çimene uzanmak çok tehlikeli, bunu yapmamak lazım. İş için gidenlerin, çiftçilerin veya pikniğe gidenlerin ise eve gittiğinde mutlaka üzerinde kene kontrolü yapması lazım. Kişinin kendisine bakması önemlidir ama yeterli değildir. O yüzden kene kontrolünü mümkünse evdeki başka bir kişi yapsın. Kene görüldüğünde kesinlikle kusturulmamalı. Keneye yapıştığı yeri bırakması için sigara değdirenler ya da
bazı maddeler koklatanlar oluyor, bunları yapmasınlar. Bunlar çok tehlikeli şeyler çünkü eğer o kene virüsü taşıyorsa ve kişiye virüsü henüz vermediyse siz kusturarak bunu vermiş oluyorsunuz. Keneyi çıplak elle çıkartmayın. Çünkü çıplak
elle çıkartmaya çalışırken kene ezilebiliyor ve eldeki yaradan kenenin vücut sıvısındaki virüs gelebiliyor. Mümkünse bir sağlık kuruluşuna giderek çıkarttırılmalı. Bu mümkün değilse ucu kıvrık bir pensetle cilde tutunduğu yerden
keneyi kaldırırsanız ayaklarından havaya kalkar. Cildi sıkmadan kenenin vücuda tutunan başını çivi çıkartır gibi hızla yukarı çekerek çıkartmak lazım.”

KKKA’DA ÖLÜM ORANI NE?

Engin, KKKA konusunda “bütün hastalar ölecek” şeklindeki bir korkunun yersiz olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
“Türkiye’de ölüm oranı yüzde 5 ile yüzde 7 gibi. KKKA’da destek tedavisi çok önemli. Hastalık ortalama 7-8 gün sürüyor. Vücut antikor geliştirince hastalıktan kurtuluyoruz. Bu 7-8 günlük sürede kan değerleri sürekli düşüyor. Eğer biz o eksilen trombosit dediğimiz kana takviye yapmazsak bazı hastalar kanamadan kaybediliyor. Dolayısıyla biz o 7-8 gün hastanın her gün kan değerlerine bakıyoruz. Hangi kana ihtiyacı varsa onu veriyoruz ve 7-8 gün hastayı yaşatıyoruz, onu destekliyoruz. 7-8 gün sonra antikor gelişirse hasta kurtuluyor.”

KKKA’da erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Engin, kene ısırdıktan sonra kanamalar başladığında ve kan değerleri düştüğünde ölüm oranının yüksek olabildiğini bildirdi.

11 BİN 40 HASTA KKKA POZİTİF ÇIKTI

KKKA’nın yıllar itibariyle 2008-2009 yıllarında daha çok görüldüğünü aktaran Engin, “Türkiye genelinde KKKA pozitif çıkan 11 bin 40 hasta var. Bunların 528’ini maalesef kaybetmişiz. Cumhuriyet Üniversitesi olarak takip ettiğimiz hastalara baktığımızda bugün itibariyle bin 751 hasta var. Bunların 134’ünü maalesef kaybetmişiz. Bize gelen hastalar biraz ağır hastalar çünkü sadece Sivas’tan değil, çevre illerden de sevk edilen hastalar var. Yıllar itibariyle en fazla ölüm oranı 2008-2009 döneminde görülmüştü” ifadelerini kullandı.

https://www.sozcu.com.tr/2019/saglik/hangi-keneler-kkka-bulastiriyor-5218173/

Dağ Tepe Dolaşıp Ağaçları Aşılıyor…

Samsun’un Ayvacık ilçesinde yaşayan 2 çocuk annesi Hacer Üstündağ, 10 yıldır doğada gezerek, yok olmamaları için yabani meyve ağaçlarını aşılıyor.Döngel Mahallesi’nde oturan 38 yaşındaki Hacer Üstündağ, 10 yıl önce doğada kendiliğinden yetişen meyve ağaçlarını aşılamaya başladı.

Ormanlık arazide yetişen yabani kiraz, vişne, elma, armut, Trabzon hurması, ayva, incir ve kızılcık ağaçlarını her gün kilometrelerce gezerek tek tek bulan Kurnaz, bunlara göz ve kalem aşısı uyguluyor. Hacer Üstündağ, aşıladığı ağaçların, doğal olarak yetiştikleri için ilaç kullanmadan meyve verdiğini söyledi. Bu meyve ağaçlarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu anlatan Üstündağ, “Onları aşılıyorum ki gelecek nesillere faydası olsun. Çünkü aldığımız bodur meyve ağaçları ilaçsız, gübresiz meyve vermiyor. İlaç ve gübre kullanılmadığında meyveler olgunlaşmadan çürümeye başlıyor. Bu ağaçlar ise tamamen doğal olarak büyüyor, meyvesi de organik.” dedi.

Tarım ve Orman Müdürlüğünden meyvecilik eğitimi aldığını dile getiren Üstündağ, şöyle devam etti: “Evimin ve bahçemin önündeki yabani meyve ağaçlarının tamamını aşıladıktan sonra, doğada bulunan ve yabani hayvanların yararlandığı meyve ağaçlarına da aynı uygulamayı yaptım. 10 yılda yaklaşık 200 ağaç aşıladım. Bu ağaçları insanlar kesiyor, yaşlı ağaçlar da yok oluyor. İnsanlarımız gübre ve ilaçla çok meyve veren bodur ağaçları tercih ediyor. Bu ağaçlar sahipsiz kalınca azaldılar. Ata meyve ağaçlarımız kaybolmasın diye yola çıktım. Bu ağaçları çocuklarımızın bulamamasından korkuyorum. ”
– Organik sebze tohumlarını da topluyor.

Türkiye’de organik yetişen sebzelerin tohumlarını da bahçesinde ekerek çoğaltmaya çalıştığını anlatan Üstündağ, “Türkiye’nin çeşitli yerlerinden ata tohumu dediğimiz 100’ün üzerinde organik tohum çeşidi topladım. Bunların tohumlarını küçük bir poşete koyarak buzdolabında saklıyorum. Ata tohumu olarak fasulye, mısır, bakla, çilek, biber, domates, salatalık ve bezelye tohumları topladım.” diye konuştu.

Üstündağ, 2 çocuğuna da yabani meyve ağaçlarını aşılama ile tohum çoğaltmayı öğrettiğini kaydetti.

https://www.tarimtv.gov.tr/tr/video-detay/dag-tepe-dolasip-agaclari-asiliyor-12068