Monthly Archives: Şubat 2011

Şap Hastalığı Yönetmeliğinde Değişiklik

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Şap Hastalığının Kontrolüne İlişkin Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle, şap hastalığına karşı hazırlıklı olmak, hastalıktan korunmak ve hastalıkla mücadele etmek için alınması gereken tedbirlere ilişkin usul ve esaslar düzenlendi.Yönetmelik, virüsün tipi ne olursa olsun şap hastalığı salgını durumunda uygulanacak asgari kontrol önlemleri ile şap hastalığı konusunda çiftçilerin bilinç düzeylerinin, yetkili birimlerin ve tarım sektörünün hazırlık durumunun artırılmasını amaçlayan belirli koruyucu önlemlerin alınmasını kapsıyor.

Yapılan düzenlemeyle, hayvanlarla ilgilenen, nakil esnasında hayvana eşlik eden veya hayvanlara bakan herhangi biri veya hayvan sahibi, yetkili birimine veya resmi veteriner hekimine gecikmeksizin, şap hastalığının mevcut olduğunu veya bu konudaki şüphesini bildirmek ve bu hastalıkla enfekte olan veya enfekte olduğundan şüphelenilen hayvanları, şap hastalığı virüsü ile enfekte olma veya bulaşma riski altında olan duyarlı türlerden olan diğer hayvanlardan uzak yerlerde tutmakla yükümlü olacak.

Yönetmelikle yetkilendirilmiş veteriner hekimler, veteriner hekimler, veteriner laboratuvarları veya diğer resmi ya da özel laboratuvarların üst düzey yetkilileri ile duyarlı türlere ait hayvanlar veya bu gibi hayvanlardan elde edilen ürünler ile mesleki nedenlerden ötürü ilişkisi olan herhangi biri, yönetmelik çerçevesinde resmi müdahaleden önce, şap hastalığı varlığını, hastalık şüphesiyle sağladıkları bilgiyi, gecikmeksizin yetkili birime ya da resmi veteriner hekime bildirmeleri gerekecek.

Bir işletmede bir veya daha fazla hayvanın şap hastalığı ile enfekte veya kontamine olmasından şüphelenildiği durumlarda, yetkili birim en kısa zamanda şap hastalığının varlığını ya da yokluğunu doğrulamak üzere resmi incelemeleri başlatacak.Yetkili birimin gözetimi altında, salgının doğrulanması için gerekli laboratuvar incelemelerinde kullanılmak üzere örneklerin alınması sağlanacak.

Resmi veteriner hekim, şüpheli enfeksiyon bildirildiği anda, şüpheli hayvan ya da hayvanların bulunduğu işletmeyi resmi olarak takip altına alarak işletmedeki duyarlı türden olan her hayvan grubunda bulunan tüm hayvanların sayımının yapılmasını, hali hazırda ölmüş, enfekte veya kontamine olmasından şüphelenilen hayvanların sayısının kayıt altına alınmasını, hastalıktan şüphe duyulan dönem içerisinde yetkili birimin talebi üzerine ya da her ziyarette yetkili birim tarafından kontrol edilmek üzere hayvan sayılarının güncel tutulması için doğan veya ölen duyarlı türden hayvan sayılarının hayvan sahibi tarafından kayıt altına alınmasını sağlayacak.

Yine resmi veteriner hekim, işletmedeki süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, karkaslar, post ve deriler, yün, sperma, embriyo, ova, sıvı ahır gübresi ve dışkı ile beraber işletmedeki hayvan yemi ile altlık stoklarının kayıt altına alınmasını ve bu kayıtların saklanmasını, farklı epidemiyolojik birimlerden oluşan işletmeler hariç, duyarlı türlerden herhangi bir hayvanın işletmeye girmemesini veya işletmeden çıkmamasının temin edilmesini ve işletmedeki duyarlı türden tüm hayvanların kendi yerleşimlerinde veya izole edilebilecekleri farklı bir yerde barındırılmasını, bu hayvanların barındığı bina ve yerlerin girişleri ile çıkışlarında ve işletmenin kendisinde uygun dezenfeksiyon yöntemlerinin kullanılmasını sağlayacak.

Şap hastalığı salgınından şüphelenildiğinde, alınan önlemlere ek olarak işletmeye tüm giriş ve çıkışlar yasaklanacak. Bu yasak özellikle duyarlı türlerden olan hayvanların et veya karkasları, et ürünleri, süt veya süt ürünleri, sperma, ova ya da embriyoları veya hayvan yemi ile kapları, nesneler veya yün, post ve deri, kıllar ya da hayvan atıkları, sıvı ahır gübresi ve dışkı gibi diğer maddeler veya şap virüsünü bulaştırması muhtemel herhangi bir maddenin işletme dışına hareketi, şap hastalığına duyarlı olmayan türlerden olan hayvanların hareketi, kişilerin ve araçların işletmeye giriş-çıkışları da yasak kapsamında yer alacak.

Ancak bir istisna olarak, işletmedeki sütün depolanmasında zorluklarla karşılaşılması durumunda yetkili birim, işletmede sütün imha edilmesi emrini veya veteriner gözetimi altında ve şap virüsünün saçılmasını önleyecek donanıma sahip bir araçla imha edilmek veya şap virüsünü tahrip edecek bir işleme tabi tutulmak üzere mümkün olan en yakın yere nakledilmesine izin verecek. Yine istisnai olarak şap virüsünün yayılmasını önleyecek her türlü tedbirin alınması şartı ile yetkili birim tarafından işletmeye giriş ve çıkışlara izin verilebilecek.

-HASTALIĞIN DOĞRULANMASI HALİNDE ALINACAK ÖNLEMLER-

Şap hastalığı salgını doğrulandığı anda yetkili birim gecikmeksizin, işletmede yukarıda sayılan önlemlere ilave olarak duyarlı türden tüm hayvanlar yerinde itlaf edilecek. İstisnai durumlarda duyarlı türlerden olan hayvanlar, nakil ve itlaf etme esnasında şap virüsünün yayılması riskini önleyecek şekilde ve resmi gözetim altında, bu amaca uygun olan en yakın yerde öldürülecek. Duyarlı türlerden olan hayvanların itlaf edilmesinden önce veya itlaf edilmesi sırasında resmi yetkili birim, yönetmelikte belirtilen epidemiyolojik araştırmalar için gerekli tüm uygun örneklerin gereken miktarlarda alınmasını sağlayacak.

İşletmede ölen veya yönetmeliğe uygun itlaf edilen duyarlı türden hayvanların karkasları, şap virüsünün yayılma riskinin olmayacağı bir şekilde, resmi gözetim altında, vakit kaybetmeden işleme tabi tutulacak. Özel durumlarda, karkasların yerinde veya işletme dışında gömülmesini veya yakılmasını gerektiriyorsa, acil eylem planları çerçevesinde bu işlemler önceden hazırlanmış olan talimatlara uygun yürütülecek.

Yetkili birim, duyarlı türden hayvanların öldürülmesinden, işlenmesinden ve öngörülen önlemlerin alınmasının tamamlanmasından sonra, bu hayvanların barındırıldığı binalar, çevreleri ve nakil için kullanılan araçlar ile kontamine olması muhtemel diğer binalar ve ekipmanların yönetmelik kapsamında temizlenmesi ve dezenfekte edilmesine ek olarak, insanların yaşama alanlarının veya işletmedeki ofis alanların şap virüsü ile kontamine olduğuna dair makul bir şüphe varsa bu alanların da dezenfekte edilmesi sağlanacak.

-ŞAP AŞISININ KULLANIMI-

Şap hastalığı aşılarının üretimi, depolanması, tedariki, dağıtımı ve satışı bakanlığın resmi kontrolüne tabi olacak. Aşılarının pazarlanması bakanlığın denetimi altında gerçekleştirilecek. Şap hastalığı aşılarının, duyarlı türden hayvanlarda aktif immüniteyi tetiklemenin dışında, özellikle laboratuvar araştırmaları, bilimsel araştırma veya aşıların denenmesi amacıyla kullanımı bakanlık tarafından verilecek izne tabi olup söz konusu işlemlerin uygun biyo-güvenlik koşulları altında yürütülmesi esas olacak.

Şap hastalığı salgını tespit edilmesi ve salgının ülkenin tümüne yayılma ihtimalinin bulunması, salgın nedeniyle, coğrafi yerleşime veya hüküm süren meteorolojik şartlar nedeniyle diğer komşu ülkelerin de risk altında bulunması, şap hastalığı salgını olan duyarlı türden hayvanları barındıran işletmeler ile salgın görülmeyen diğer ülkelerin topraklarındaki işletmeler arasındaki epidemiyolojik irtibata bağlı olarak diğer ülkenin risk altında olması ve Türkiye’nin coğrafi konum veya hüküm süren meteorolojik şartlara bağlı olarak komşu bir ülkedeki şap hastalığı salgını nedeniyle risk altında bulunması durumunda acil aşılama başlatılması kararı verilecek.

http://www.samanyoluhaber.com/s_504070_sap-hastaligi-yonetmeliginde-degisiklik.html

Tarım Master Planı

Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, Samsun’da önemli sektörlerin başında gelen tarım sektörü için hazırlanacak olan Tarım Master Planı’na herkesin destek vermesini istedi.Samsun’da tarım sektörünün geliştirilmesi için yapılacak çalışmalar içerisinde yer alan Tarım Master Planı ile ilgili düzenlenen toplantıda Samsun’un tarım sektörü masaya yatırıldı. Toplantının açılışını yapan Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, Tarım Master Planı’nın hazırlanması için bir çalışma içerisine girdiklerini açıkladı. Planın ihale edildiğini ifade eden Vali Hüseyin Aksoy, “Tarım, Samsun için en önemli sektörlerin başında geliyor ve Türkiye’de çok önemli bir potansiyeli olan kentlerin başında yer alıyor. Samsun, Bafra ve Çarşamba ovaları gibi iki büyük ovaya sahip önemli bir kent. Bunun yanında iç kesimlerdeki ilçelerimizde buna dahil ettiğimizde önemli tarımsal arazi varlığına sahip bir kent.

 Ama bu tarımsal varlığı henüz arzu ettiğimiz noktada harekete geçirebilmiş olduğumuzu pek söyleyemiyoruz. Samsun’da tarım sektörünü ne şekilde geliştirebiliriz, bunun hedeflerini ortaya koymak, bir yol haritasını belirlemek amacıyla bir Tarım Master Planı hazırlığı içerisini girdik. Samsun İl Özel İdaresi olarak bunun ihalesini gerçekleştirdik, yükleyici firma tarafından bu ihale alında ve şu an çalışmaları sürdürülüyor. Samsun’da tarım sektörünün yol haritasını belirleyerek bilinçli bir şekilde bu çalışmaları yapmak adına bu Tarım Master Planı’nı çok önemsiyorum. Şehrimizde Tarım Master Planı ile ilgili yapılacak olan çalışmalarda tarımsal anlamda çok önemli birikimlere sahip bütün kurum ve kuruluşlarımızın önemli katkı vermesini bekliyoruz. Bizim buradaki hedefimiz sadece kağıt üzerinde kalmayıp uygulanabilir bir plan yapmak ve bu uygulanabilir plan yapılırken de konuyla ilgili olan herkesin buna katkı vermesini sağlamaktır. Bu plan hazırlanırken Ziraat Odalarımız Tarım Master Planı’nın hazırlanmasında en öncü kurum olarak yer almalıdır. Bu çalışma sonrası ortaya çıkacak olan rapordaki sonuçlar bizler için oldukça önemli ve yararlı sonuçlar verecektir” dedi.

Samsun’un 455 bin hektarlık tarımsal alanı olduğunu ve yarısının sulanabilir olduğunu söyleyen Vali Aksoy, “Fiili olarak baktığımızda sulanan arazimiz şu anda 50bin civarındadır. İlimiz sulama amacıyla Bafra ve Çarşamba ovalarında DSİ Bölge Müdürlüğü’nün önemli proje ve çalışmaları var. Bu çalışmalar sonucun da önümüzdeki dönemde Samsun’da sulanabilir arazi varlığımızı çok daha iyi bir noktaya taşımış olacağız. Bununla beraber yine Ladik, Vezirköprü ve başka bölgelerimizde DSİ’nin yürüttüğü çalışmalarla sulanabilir arazi varlığımızı çok daha iyi noktaya taşımız olacağız. Bu bölgelerde çalışmalar sonucu sulu tarıma geçtiğimizde alacağımız ürünlerin eskiye göre kat kat daha fazla olacağından üreticimizin ekonomik anlamda gelirinin daha üst noktaya çıktığını hep beraber görmüş olacağız. Samsun’da Tarım Master Planı derken hayvancılığı da bunun dışında tutmuyorum. Tarım kavramının içerisinde hayvancılıkta var. Hayvan varlığı itibariyle baktığımızda Samsun’da önemli bir hayvan potansiyeli de var. Hayvancılığın da gelişmesi ve daha iyi noktalara taşınması bakımından sektörle ilgili yürütülen çalışmalar var. Tarım Bakanlığı’nın son yıllarda çok önemli destekleri var. Bunlarda ilimiz acısından baktığımızda çok yüksek rakamlara ulaşıyor, üreticimizde belirli alanlarda önemli destekler alıyor. Samsun’da tarım konusunda belirli kararların verilmesi aşamasındayız. Yeni fındık stratejisi de artık düz alanlarda fındık yetiştirilmemesi gerekliliği konusu ortaya çıkmıştır. Düz ovalardaki fındıkların alternatif ürünlerle yer değiştirmesi gerekiyor. Tarım Master Planı’nı hazırlarken bu sorunu da göz önünde bulundurmalıyız. Fındığın yerine hangi ürünü yetiştirirsek ilimiz için daha iyi bir noktaya gelebiliriz” diye konuştu.

Tarım sektöründe fındık dışında önemli bir ihracat kalemi olmayan Samsun’da alternatif ürün araştırmasının da plan içerisinde yer alacağını bildiren Aksoy, “Samsun, tütün yetiştiriciliği konusunda ülkemizin önemli merkezlerinden biriydi. Son dönemlerde bu alanda da önemli azalmalar oldu. Tütün yetiştirdiğimiz alanlarda alternatif ürün olarak ne yetiştirebilirsek bu yöre insanı için daha ekonomik ve yaralı olur. Bu soruların cevabını da mutlaka yapılacak Tarım Master Planı içerisinde bulmalıyız. Samsun’da tarım sektörüne baktığımız zaman fındığın dışında ihraç edilen ürün maalesef pek yok. Bu bizi düşündürmeli ve hangi ürünleri yetiştirip nasıl ihraç edebiliriz sorusunu sorup cevabını da yapılan bu plan içersinde bulmalıyız. Biz ihracata dayalı üretime öncelik verip bu konuda ilimizin potansiyelini ülkemiz ekonomisine katkı verecek bir noktaya taşımamız gerekiyor. Biz hangi ürünü üretirsek buna dünya piyasalarında pazar bulabiliriz. Bu soruyu gerekli yerlere sorup ona göre üretmeye başlamalıyız. Bu konuda üniversitemizin, araştırma enstitülerimizin geçmişten süre gelen çok önemli çalışmaları var, bu bilgi ve birikimlerini de çok iyi değerlendirip bu kararları da ona göre vermeliyiz. Tarımsal ürünlerin işlenmesi, paketlenmesi konusu önümüzdeki süreçte Samsun’da bir iş alanı olarak önümüze çıkacak. Bafra OSB’de tarıma dayalı bir çok yatırım yapılmaya başlandı. Umuyorum ki önümüzdeki dönemde bu yatırımlar artarak devam edecek. Kırsal kalkınma alanında 874 milyon euroluk bir kırsal kalkınma projesi içerisinde Samsun da yer alıyor .OKA’nın önümüzdeki süreçte tarım sektörünü destekleyecek bir çok proje ve çalışmaları olacak. İl Özel İdaresi imkanları çerçevesinde tarım sektörüne dayalı bir çok çalışma gerçekleştiriliyor. Samsun’da organik tarımla ilgili önemli çalışmalar gerçekleştirilmiş ve bu konuda önemli bir birikime ulaşıldı. Şuanda organik tarım yapılabilecek alanlarımızda mevcut. Bununla beraber belirli ürünlerde markalaşmamız lazım. Bu markalarla gerek iç piyasada, gerekse dünya piyasalarında yer almalıyız. Bu çalışma esnasında benim beklentim sektörün bütün taraflarının edinmiş olduğu bilgi birikimlerini bu noktada seferber etmesi. Ufkumuzu geniş tutup, ihracatı öncelikli hedef haline getirip, mevcut alanlarımızı daha iyi noktaya getirme konusunda yapılacak çalışmaların cevaplarını hep beraber vermeliyiz. Bu bakımdan belediye başkanlarımızın, il genel meclisi üyelerimizin, diğer kurum ve kuruluşlarımızın bu çalışmalarda verebilecekleri katkılar nelerse o katkıları da onlardan bekliyoruz. Özellikle üreticilerimizin bu alandaki tecrübeleri bizler için çok önemlidir. Geçmiş dönemde de bir plan yapılmış, adına da master planı denilmişti. Fakat o daha çok envanter ağırlıklı bir plandı. Bu planımızı en sağlıklı en iyi şekilde gerçekleştirmeliyiz ki, önümüzdeki dönemde Samsun için önem arz ettiğini düşündüğümüz tarım sektörünü daha iyi bir noktaya taşıyalım. Samsun olarak sahip olduğumuz bu potansiyelleri daha üst seviyeye çıkarmak için sektörlerin tüm taraflarının bir araya gelip çalışmaları beraber yapması konusunu çok önemli buluyorum. Havza’daki Bekdiğin OSB Tarımsal Aletler İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olarak planlanıyor. Bafra’daki OSB de tarım ve gıda alanında bir gelişme var. Merkezdeki Gıda OSB’nin kuruluşu tamamlandı, yer tahsisleri yapıldı” şeklinde konuştu.

Vali Aksoy’un konuşmasından sonra Şehir Plancısı Dr. Ümit Özcan, Samsun Tarım Master Planı ile ilgili slayt gösterisi eşliğinde bilgi verdi. Toplantıya Vali Aksoy’un dışında Vali Yardımcısı Mustafa Özer ve Haluk Şimşek, kaymakamlar, OMÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Kuran ve ilçe belediye başkanları katıldı.
http://www.birincikuvvet.com/Yerel_Haber/380022-Samsun_Tarim_Master_Plani_Hazirlaniyor_-_Yerel_Haberler.html

İyi Bakım, Çok Verim

Konya Şeker dana kreşinde “iyi bakım, çok verim” sloganıyla yürütülen süt hayvancılığında alınan sonuçla üreticiyi umutlandırdı. “Gözde” ismini verdikleri inekten bir günde 63,2 litre süt aldılar.Konya– Konya Şeker’in dana kreşinde süt veriminde önemli bir adım atıldı. Dana kreşine 9 Şubat 2007 tarihinde katılan rekortmen ineğin o tarihten sonra yaptığı her doğumda süt verimi katlanarak arttı. İlk doğumunu yaptığı 2007 yılında pik verimi 28,85 litre olan ‘Gözde’ isimli Holstein ırkı ineğin 2008 yılındaki pik verimi 43,55 litreye, 2009 yılı pik verimi ise 49,40 litreye çıktı.Çumpaş Yönetim Kurulu Başkanı Dede Ülker, 12 Aralık 2010’da yaptığı doğum sonrası adını Gözde koydukları ineğin hakkını verdiğini belirterek “O bizim kreşimizin yıldızı. Yaptığı doğumdan buyana geçen bir buçuk aylık sürede günlük ortalama süt verimi 60,4 litre olarak gerçekleşti.

Bu süre zarfında 12 Ocak 2011 tarihindeki sağımda 63,2 litre süt verdi. Bu süt verimi bölgemiz ölçeğinde karşılaştığımız bir durum değil. Hatta bu verime yaklaşan bir örnek bile yok. Çumpaş bünyesindeki Dana Kreşi’nde iyi bakımın sonucu alınmıştır. Çiftliğimiz süt verimi açısından Konya’da bir rekora imza atmıştır. Ancak, bu rekor verimden daha çok bizi sevindiren husus ise, aynı ineğin 3 yılda gösterdiği aşamadır. Çiftliğimize ilk dahil olduğundaki pik verimini, aynı inek hemen hemen üçe katlamıştır” dedi.

Ülker, ineğin sadece bakım şartlarının değişmesiyle ulaştığı nokta ortada olduğunu belirterek “Ülkemizde hayvancılığın ölçeği belli, genelde çiftçilerimiz ahırlarına bağladıkları üç beş başla hayvancılık yapmaya çalışıyorlar. Onların bakımına ayırdıkları zaman ise kısıtlı. Genelde de yük hanımların üzerine kalıyor. Bu tür hayvancılık aileye ek geçim kaynağı olmaktan da öteye geçemiyor. 3-5 hayvanlık ahırdan alınan toplam sütün, bakımı iyi yapılan sadece bir inekten alınabileceğini biz gösterdik. Aynı ırk, aynı yaşta ineği olan üreticilerimiz verim açısından karşılaştırmayı yapacaklardır. İyi bakımın farkı şudur; geleneksel süt hayvancılığında aldığınız süt parası masrafları ya karşılar ya karşılamaz. Yani yılsonunda hesap yaptığınızda el elde baş başta kalırsınız. Bu işi bilimsel yaparsanız sütten kazanacağınız farkla yılda bir inek sahibi daha olacak kadar gelir elde edersiniz. Biz Kreşimizdeki diğer ineklerde de aynı seyri gözlüyoruz. Çiftliğimize dahil olan her ineğin süt verimi ilk yılın sonunda dikkat çekici şekilde artıyor. Mesela bölgemizdeki süt verimi ortalaması günlük yaklaşık 15-20 litre civarında. Dana Kreşi’ndeki randımana oturttuğumuz sağmal ineklerin ortalaması ise 37-38 litre civarındadır” diye konuştu.

Konu ile ilgili değerlendirme yapan Pankobirlik, Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi, AB Holding ve Konya Şeker Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Recep Konuk ise, “Dana Kreşi Projesi”ni üreticilerin benimsediğini ve yeni çiftliklerle yaygınlaşacağını söyledi. Konuk “Sistem artık oturdu. Çiftlikte çalışan personelimiz tecrübe kazandı. Bununla birlikte yem rasyonları konusunda daha etkili çalışma yapmamızı sağlayacak, Yem Fabrikamız da devreye girdi. Bütün bunları birlikte düşününce teknik imkânları genişlemiş, personeli tecrübe kazanmış bu işletmemiz de elde edilen bu başarının hakkını teslim etmekle birlikte, bunun beni kesmediğini söylemeliyim. Ben Dana Kreşinden birkaç yıl içinde dünya rekoru bekliyorum. Bizim bu işletmemiz, dünya rekortmeni bir inek çıkardığı zaman hedefine ulaşılmış, kuruluş gayesini gerçekleştirmiş olacak” diye konuştu.

Konuk, dana kreşinin model bir proje olduğunu ve süt hayvancılığının üreticiler için nasıl kârlı şekilde yapılacağını uygulamada göstermek amacıyla kurulduğunu kaydederek “Asıl önemli olan modelin Türkiye geneline yaygınlaşmasıdır” dedi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=209776

Sulak Alanlar Tehlikede

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Genel Müdürü Tolga Baştak, sulak alanların tehdit altında olduğunu bildirdi.Baştak, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamasında, Sulak Alanların Korunmasına Yönelik Uluslararası Ramsar Sözleşmesi’nin, ilk olarak 1971 yılında imzaya açılmasının ardından geçen 40 yıl içinde Türkiye’de, kurutma, doldurma ve su sistemlerine müdahaleler nedeniyle sulak alanlarının yarısının kaybedilmiş durumda olduğunu ifade etti.Baştak, yaklaşık 20 yıllık bir gecikmeyle 1994 yılında Ramsar Sözleşmesi’ni imzalayan Türkiye’de, aradan geçen süre içerisinde 13 sulak alan Ramsar alanı ilan edilmiş olsa da bunların korumasına yönelik uluslararası taahhütlerin yerine getirilmediğini kaydetti.

Baştak, özellikle 2010 yılında ülkenin en doğusundan en batısına kadar hızla yayılan HES furyasının ve sulak alanları etkileyecek yasal düzenlemelerin Türkiye’nin geriye kalan sulak alanlarını tehdit ettiğini öne sürerek, açıklamasını şöyle sürdürdü:

”Enerji ihtiyacının karşılanmasında sürdürülebilir olmayan yolları seçen Türkiye, sulak alanlar başta olmak üzere bütün doğal kaynaklarını çevresel ve sosyal boyutu yeterince dikkate almadan yönetmekte ve geri dönüşü olmayan biçimde tüketmektedir. Sulak alanlarımız tehdit altındadır. 2010 yılının Ağustos ayında Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, sulak alanların ana arterleri olan akarsuları koruma dışında bırakmaktadır. 25 Ekim 2010 tarihinde TBMM gündemine alınan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı, ‘Doğal Sit’ statüsünü ortadan kaldırarak, ülkemizdeki bin 261 Doğal Sit Alanı’nda tahribatın önünü açmaktadır. Son olarak 29 Aralık 2010’da, mecliste kabul edilen Yenilenebilir Enerji Kanunu’nun 5. maddesinde yapılan düzenleme, yenilenebilir enerjiyi teşvik etmek adına milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri, doğal sit alanları gibi özel hukuksal düzenlemeler ve uluslararası sözleşmelerle korunması taahhüt edilmiş alanlarda da yenilenebilir enerji yatırımlarına izin vermektedir.

Sürdürülebilir kalkınma, bugünün gereksinimlerinin, geleceğin gereksinimlerini tehlikeye atmamak anlamına gelir. Tüm dünyada Ramsar Sözleşmesi’nin 40. yılının kutlandığı 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde, HES yatırımlarının çığ gibi büyüdüğünü ve yeni yasal düzenlemelerin sulak alanlarımızı savunmasız bıraktığını görüyor, ülkemizin izlediği kalkınma yolunun sürdürülebilir olmaktan uzak olduğuna tanık oluyoruz. Sulak alanların korunması ve etkin su yönetimine yönelik dünyaca kabul edilmiş, pek çok gelişmiş ülkede uygulanan çözümlerin Türkiye’de de devreye sokulması, gelecek nesillerden öte, bugün yaşamın devamı için acil bir durum kazanmıştır.”

http://www.ntvmsnbc.com/id/25177772/

Hayvansal Üretimde Dikey Kümelenme Modeli

GAP Bölgesi Hayvansal Üretiminde Dikey Kümelenme Modeli Projesiyle topraktan, et, süt ve gıda sanayine uzanan zincir birleştirilecek.16 ortakla kurulması planlanan AGRIMED AŞ’nin yürüteceği ‘GAP Bölgesi’nde Hayvansal Üretimde Dikey Kümelenme Modeli Projesi’ ile Doğu ve Güneydoğu’daki 5 ilde hayvancılık ayağa kaldırılacak.250 milyon dolarlık proje kapsamında Malatya, Şanlıurfa, Diyarbakır, Bingöl ve Van’da topraktan, et, süt ve gıda sanayine uzanan zincir birleştirilecek. Bölge hayvancılığının kaba yem ihtiyacını karşılamayı, toprak kullanımını ve verimliliğini artırmayı, sulama sistemleri kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlayan projeyle, zorunlu göç mağdurlarının istihdam sorunu da çözülecek. Proje kapsamında tahıl ve kaba yem sanayi bitkileri üretilecek, günlük 500 ton kapasiteli süt işleme tesisi kurulacak.

 Et işleme üniteleriyle damızlık düve üretimine de yoğunlaşacak olan AGRIMED, aşı için Ar-Ge çalışmaları da yürütecek. Ekolojik tarıma da el atacak olan AGRIMED’in Danimarka, Polonya ve Almanya’dan gelen partnerleri ise biogaz üretim tesisi kuracak. 

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Avrupa Birliği Bilgi Merkezi’nin düzenlediği, moderatörlüğünü DÜNYA Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ’ın yaptığı, konuşmacıları arasında DÜNYA Gazetesi yazarı Rüştü Bozkurt’un da yer aldığı ‘AB, Türkiye ve GAP Bölgesinde Hayvancılık’ konulu panel, Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Avrupadan Danimarka, Polonya ve Almanya’dan biogaz, tarım aletleri ve hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren konukların da izlediği panel öncesinde ‘GAP Bölgesi’nde Hayvansal Üretimde Dikey Kümelenme Modeli Projesi’ni bir sunumla tanıtan Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Hüseyin Pulat, alt sektör olarak görülmesi ve ıslah çalışmalarında yapılan hataların Türkiye’de hayvancılığın gelişmesini engellediğini belirterek, “Bölgede müthiş bir sinerji yaratacak Hayvansal Üretimde Dikey Kümelenme Modeli Projesini ilk etapta Diyarbakır için hazırladık. Ancak GAP idaresi ve Kalkınma Bankasının çağrısı üzerine projeyi GAP’a endeksli 250 milyon dolarlık büyük bir proje haline dönüştürdük.

Öncelikli olarak çatı şirketimiz olan AGRIMED AŞ’nin kurulma çalışmaları devam ediyor. Bu şirketin alt şirketleri ve akademik ortakları olacak. Topraktan, et -süt ve gıda sanayine giden yolculuğu birleştirmek küçük ölçekleri birleştirmek mega proje haline getirmek istiyoruz. Projemizin hedefi, bölge hayvancılığı için gerekli olan kaba yem ihtiyacını karşılamak, toprak kullanımı ve verimliliğini artırmak. Sulama sistemleri kullanımını yaygınlaştırmak istiyoruz. Diyarbakır merkez ve GAP bölgesi içinde entegre süt sığırcılığında sektörel bütünlük oluşturacağız.

Kaliteli, sağlıklı süt üretimi yaparak tarımsal üretimin rekabet gücünü artırmak amacındayız. Kırsaldan kentsel alanlara göçü önlemek, kentte hayvansal üretim yapan zorunlu göç mağdurlarının istihdam sorunlarını çözmek istiyoruz. Kırsal üretimi cazip hale getirerek kentsel dönüşüm projelerini desteklemek, hastalıklardan arı damızlık hayvan potansiyeli oluşturmak amacındayız. Hayvan hastalıkları ve işletme sorunlarına çözüm üretecek gezici hayvan polikliniği ve danışmanlık hizmeti sunacağız” açıklamasını yaptı.

Projenin ekseni kaba yem üretimi

Proje kapsamında tahıl ve kaba yem sanayi bitkileri üretimi yapacaklarını kaydeden Pulat, “GAP bunu artıracak. Sulama ile artacak üretimi pazarlamak önemli. Sözleşmeli üretimi model olarak görüyoruz. Sulama sistemleri, tarımsal mekanizasyon imalatı ve yan sanayiye yönelik çalışmalar da olacak. AGRIMED AŞ’nin alt kurumsal ortakları 100 ile bin baş arasında projede yer alabilecekler. Biz ortalama 300 baş düşünüyoruz.

‘Bireysel akademik ortaklar’ ile birlikte süt ve et işleme üniteleri, hastalıksız hayvan üretimi için damızlık düve üretimi , konsantre yem üretimi için projelerimizi hayata geçireceğiz. Proje kapsamında danışmanlık, hayvan sağlığı , tarım akademisi , Ar-Ge ilaç ve sperm üretimi de yapılacak. Kaba yem üretimi projenin ekseni. 500 ton gün kapasiteli süt işleme tesisimiz olacak. Ekolojik tarım da olacak. Biogaz üretim tesisini Danimarka, Polonya ve Almanya’dan gelen partnerlerimiz kuracak.

Tarım ve hayvancılık bir kenara bırakıldı

TOBB Başkan Yardımcısı Faik Yavuz da çok kritik bir dönemde geç kalınmış bir projeyi tartıştıklarını belirterek, Türkiye’de Sanayide yapılan atılımlar yapıldığını ama tarım ve hayvancılığın bir kenara bırakıldığını söyledi. Tarım ve hayvancılık için planlamanın gerekli olduğunu belirten Yavuz, sektörün kayıt altına alınması gerektiğini ifade etti.

PANELDEN

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı GALİP ENSARİOĞLU

Projeye yoğun emek harcandı

GAP’ın enerji yatırımlarında sona yaklaşıldı. Ancak sulama yatırımlarında alacak çok yolumuz var. Yeni ürün desenlerine , rekolte artışına yön verecek projeler üretmemiz gerekir. Sanayi ürünlerini , yem bitkisi ürünlerini işleyecek sektörel yapıları şimdiden kurgulamalıyız. GAP tamamlandığında 3.5 milyon insana iş olanağı sağlayacak deyip beklersek bu istihdam ortaya çıkmaz. ‘GAP Bölgesi Hayvansal Üretiminde Dikey Kümelenme Modeli Projesi’ üzerinde uzun süre ve yoğun emek harcanarak hazırlanmış bir proje.

İlk etapta Diyarbakır için kurgulanan 37.5 milyon dolarlık proje GAP ile ilişkilendirilerek genişletildi Şanlıurfa, Bingöl, Van ve Malatya projeye dahil edildi. 250 milyon dolarlık bölgesel kalkınma hamlesi ortaya çıktı. Eğer bizler, sizler elbirliği ile projeye sahip çıkarsak, sadece bölgemizin değil, Türkiye’nin damızlık problemini çözen sektörel yapılar oluşturabiliriz.

Diyarbakır TSO Genel Sekreteri MEHMET ASLAN

İthal ürünlerle ilgili hiçbir fiyat engeli yok

27 AB ülkesinde serbest piyasa sistemi var. Ancak söz konusu tarım ve hayvancılık olunca liberal ekonomik sistemleri askıya alınabiliyor. AB’de tamamen koruma ekonomisi var. Korumanın esasında ise üreticiler ve tüketiciler arasında denge oluşturma mantığı yatıyor. AB çok ciddi müdahale sistemi belirliyor. Her ülkenin sütte kotası var. Bu kotalar aşılırsa yüksek vergiler devreye koyuluyor. Kota eksik kalırsa ülkelerarası transferler yapılabiliyor. Bu şekilde piyasalar denetleniyor. Biz de ithalat bile üreticiyi tehdit etme politikası olarak uygulanıyor.

İthalat rekabetçi yapıyı geliştirmek için yapılır. Şu anda bizde uygulanan sistemde ise ithal edilen ürünler ile ilgili hiçbir fiyat engeli yok. Bu ithalatımızda ciddi bir fiyat krizi çıkarabilir. Kayıtlarımızda 10 milyon 800 bin büyükbaş hayvan var. AB’de ise bu rakam 90 milyon. 7 ülkeye bölündüğünde her ülkede ortalama 3.5 milyon büyükbaş oluyor. Bizim her ülkeden 3 misli fazla stokumuz var.

Hedef Alliance Holding AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ETHEM SANCAK

Meralar ya yakıldı ya kendi haline bırakıldı

Et krizi 3-4 aydır sürüyor. Çok temel yapısal problemle karşı karşıyayız. Hayvancılık sektörü ile ilgili çok ciddi devrim yapılmalı. Bu hükümet 10 yılda muazzam işler yaptı. Ancak, tarım ve hayvancılıkta popülizmden kurtulamadı. Bu sektörü ciddi bir endüstriyel sektör olarak görmüyor. Tarımı düzgün ele almayan bir ülkenin demokrasi inşa etmesi mümkün değil. Şu an tarım ve hayvancılıkta yaşananlar toplumsal sorun. Hayvancılık sektörüne bu işin yapılabilirliğini göstermek için girdim. Et ve süt konusunda kimseden bilgi almamıza gerek yok.

Biz etin ırkını 300 yıldır yok etmişiz. Süt ırklarını kesip yiyoruz. Yem sanayini geliştirmek için endüstriyi geliştirmeliyiz. Niyetli köylümüze de bu işi öğreteceğiz. Meralarımız 20-30 yılda ya yakıldı ya kendi haline bırakıldı. Tedavi yöntemleri için de çok değişik bileşenleri bir araya getirmek, hükümeti bu popülizmden vazgeçirmek gerekir. Et meselesinin arkası daha kötü hale geliyor. Kapıda bekleyenler size 3-4 dolara et satmazlar.

DÜNYA Gazetesi Yazarı RÜŞTÜ BOZKURT

Hükümetin en zayıf tarafı tarımda popülizm

Hayvancılıkta A’dan Z’ye her şeyin değişmesi gerek. Türkiye’de 500’ün üzerinde hayvan besleyen bütün işletmeleri gezdim. Sektörün öncelikli sorunu kültürümüz. Bir sütü 38 saate işlemezseniz, süt değerini kaybeder. Çok uzaktaki büyük süt işletmelerine Şanlıurfa’dan süt götürülüyor. GAP’ta açıklanan ve söylenen rakamlar arasında inanılmaz derecede farklılıklar var. Ne kadar hayvanı olduğunu bilmeyen bir ülkede hayvancılığı nasıl geliştirebilirsiniz? Toprak, su, iklim, insanımız var ama verimliliği dünya düzeyine çıkartamıyoruz.

Bu şartlarda et ithal ediyorsak, bu işte bir yanlışlık var. Dikey Kümelenme Modeli projesi çok güzel. Ancak bu projede dahil genel anlamda kaba yemin yüzde 60’ını kendi çiftliğinde üretmeyen başarılı olamaz. Hükümetin en zayıf tarafı tarımda popülizmdir.

Harran Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi ŞÜKRÜ GÜRLER

Türkiye’de tarım ve hayvancılığın zemini yok

Aslında tarım sorunları neden çözülmüyor diye düşünürsek cevabı şöyle karşımıza çıkıyor. Toplumun en örgütsüz kesimi tarafından yürütüldüğü için Türkiye’de ıslah konusunda yapılan çalışmalar 30 yıl önce bitti. Hayvancılıkta ıslah politikaları. hükümet politikası olmalıdır. Herkes Angus peşinde koşuyor Ama nasıl kesileceğini bile bilmiyoruz. Türkiye’de tarım ve hayvancılığın zemini yok. O nedenle neyi tartışırsanız tartışın sonuç alamıyorsunuz .

27 Ocak 2011 – Dünya Gazetesi

http://www.tarim.com.tr/haber/haberdetay/18852-Dev_hayvancilik_projesi_icin_Diyarbakirda_ilk_adim_atildi.html