Daily Archives: 01 Şubat 2011

Hayvansal Üretimde Dikey Kümelenme Modeli

GAP Bölgesi Hayvansal Üretiminde Dikey Kümelenme Modeli Projesiyle topraktan, et, süt ve gıda sanayine uzanan zincir birleştirilecek.16 ortakla kurulması planlanan AGRIMED AŞ’nin yürüteceği ‘GAP Bölgesi’nde Hayvansal Üretimde Dikey Kümelenme Modeli Projesi’ ile Doğu ve Güneydoğu’daki 5 ilde hayvancılık ayağa kaldırılacak.250 milyon dolarlık proje kapsamında Malatya, Şanlıurfa, Diyarbakır, Bingöl ve Van’da topraktan, et, süt ve gıda sanayine uzanan zincir birleştirilecek. Bölge hayvancılığının kaba yem ihtiyacını karşılamayı, toprak kullanımını ve verimliliğini artırmayı, sulama sistemleri kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlayan projeyle, zorunlu göç mağdurlarının istihdam sorunu da çözülecek. Proje kapsamında tahıl ve kaba yem sanayi bitkileri üretilecek, günlük 500 ton kapasiteli süt işleme tesisi kurulacak.

 Et işleme üniteleriyle damızlık düve üretimine de yoğunlaşacak olan AGRIMED, aşı için Ar-Ge çalışmaları da yürütecek. Ekolojik tarıma da el atacak olan AGRIMED’in Danimarka, Polonya ve Almanya’dan gelen partnerleri ise biogaz üretim tesisi kuracak. 

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Avrupa Birliği Bilgi Merkezi’nin düzenlediği, moderatörlüğünü DÜNYA Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ’ın yaptığı, konuşmacıları arasında DÜNYA Gazetesi yazarı Rüştü Bozkurt’un da yer aldığı ‘AB, Türkiye ve GAP Bölgesinde Hayvancılık’ konulu panel, Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Avrupadan Danimarka, Polonya ve Almanya’dan biogaz, tarım aletleri ve hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren konukların da izlediği panel öncesinde ‘GAP Bölgesi’nde Hayvansal Üretimde Dikey Kümelenme Modeli Projesi’ni bir sunumla tanıtan Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Hüseyin Pulat, alt sektör olarak görülmesi ve ıslah çalışmalarında yapılan hataların Türkiye’de hayvancılığın gelişmesini engellediğini belirterek, “Bölgede müthiş bir sinerji yaratacak Hayvansal Üretimde Dikey Kümelenme Modeli Projesini ilk etapta Diyarbakır için hazırladık. Ancak GAP idaresi ve Kalkınma Bankasının çağrısı üzerine projeyi GAP’a endeksli 250 milyon dolarlık büyük bir proje haline dönüştürdük.

Öncelikli olarak çatı şirketimiz olan AGRIMED AŞ’nin kurulma çalışmaları devam ediyor. Bu şirketin alt şirketleri ve akademik ortakları olacak. Topraktan, et -süt ve gıda sanayine giden yolculuğu birleştirmek küçük ölçekleri birleştirmek mega proje haline getirmek istiyoruz. Projemizin hedefi, bölge hayvancılığı için gerekli olan kaba yem ihtiyacını karşılamak, toprak kullanımı ve verimliliğini artırmak. Sulama sistemleri kullanımını yaygınlaştırmak istiyoruz. Diyarbakır merkez ve GAP bölgesi içinde entegre süt sığırcılığında sektörel bütünlük oluşturacağız.

Kaliteli, sağlıklı süt üretimi yaparak tarımsal üretimin rekabet gücünü artırmak amacındayız. Kırsaldan kentsel alanlara göçü önlemek, kentte hayvansal üretim yapan zorunlu göç mağdurlarının istihdam sorunlarını çözmek istiyoruz. Kırsal üretimi cazip hale getirerek kentsel dönüşüm projelerini desteklemek, hastalıklardan arı damızlık hayvan potansiyeli oluşturmak amacındayız. Hayvan hastalıkları ve işletme sorunlarına çözüm üretecek gezici hayvan polikliniği ve danışmanlık hizmeti sunacağız” açıklamasını yaptı.

Projenin ekseni kaba yem üretimi

Proje kapsamında tahıl ve kaba yem sanayi bitkileri üretimi yapacaklarını kaydeden Pulat, “GAP bunu artıracak. Sulama ile artacak üretimi pazarlamak önemli. Sözleşmeli üretimi model olarak görüyoruz. Sulama sistemleri, tarımsal mekanizasyon imalatı ve yan sanayiye yönelik çalışmalar da olacak. AGRIMED AŞ’nin alt kurumsal ortakları 100 ile bin baş arasında projede yer alabilecekler. Biz ortalama 300 baş düşünüyoruz.

‘Bireysel akademik ortaklar’ ile birlikte süt ve et işleme üniteleri, hastalıksız hayvan üretimi için damızlık düve üretimi , konsantre yem üretimi için projelerimizi hayata geçireceğiz. Proje kapsamında danışmanlık, hayvan sağlığı , tarım akademisi , Ar-Ge ilaç ve sperm üretimi de yapılacak. Kaba yem üretimi projenin ekseni. 500 ton gün kapasiteli süt işleme tesisimiz olacak. Ekolojik tarım da olacak. Biogaz üretim tesisini Danimarka, Polonya ve Almanya’dan gelen partnerlerimiz kuracak.

Tarım ve hayvancılık bir kenara bırakıldı

TOBB Başkan Yardımcısı Faik Yavuz da çok kritik bir dönemde geç kalınmış bir projeyi tartıştıklarını belirterek, Türkiye’de Sanayide yapılan atılımlar yapıldığını ama tarım ve hayvancılığın bir kenara bırakıldığını söyledi. Tarım ve hayvancılık için planlamanın gerekli olduğunu belirten Yavuz, sektörün kayıt altına alınması gerektiğini ifade etti.

PANELDEN

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı GALİP ENSARİOĞLU

Projeye yoğun emek harcandı

GAP’ın enerji yatırımlarında sona yaklaşıldı. Ancak sulama yatırımlarında alacak çok yolumuz var. Yeni ürün desenlerine , rekolte artışına yön verecek projeler üretmemiz gerekir. Sanayi ürünlerini , yem bitkisi ürünlerini işleyecek sektörel yapıları şimdiden kurgulamalıyız. GAP tamamlandığında 3.5 milyon insana iş olanağı sağlayacak deyip beklersek bu istihdam ortaya çıkmaz. ‘GAP Bölgesi Hayvansal Üretiminde Dikey Kümelenme Modeli Projesi’ üzerinde uzun süre ve yoğun emek harcanarak hazırlanmış bir proje.

İlk etapta Diyarbakır için kurgulanan 37.5 milyon dolarlık proje GAP ile ilişkilendirilerek genişletildi Şanlıurfa, Bingöl, Van ve Malatya projeye dahil edildi. 250 milyon dolarlık bölgesel kalkınma hamlesi ortaya çıktı. Eğer bizler, sizler elbirliği ile projeye sahip çıkarsak, sadece bölgemizin değil, Türkiye’nin damızlık problemini çözen sektörel yapılar oluşturabiliriz.

Diyarbakır TSO Genel Sekreteri MEHMET ASLAN

İthal ürünlerle ilgili hiçbir fiyat engeli yok

27 AB ülkesinde serbest piyasa sistemi var. Ancak söz konusu tarım ve hayvancılık olunca liberal ekonomik sistemleri askıya alınabiliyor. AB’de tamamen koruma ekonomisi var. Korumanın esasında ise üreticiler ve tüketiciler arasında denge oluşturma mantığı yatıyor. AB çok ciddi müdahale sistemi belirliyor. Her ülkenin sütte kotası var. Bu kotalar aşılırsa yüksek vergiler devreye koyuluyor. Kota eksik kalırsa ülkelerarası transferler yapılabiliyor. Bu şekilde piyasalar denetleniyor. Biz de ithalat bile üreticiyi tehdit etme politikası olarak uygulanıyor.

İthalat rekabetçi yapıyı geliştirmek için yapılır. Şu anda bizde uygulanan sistemde ise ithal edilen ürünler ile ilgili hiçbir fiyat engeli yok. Bu ithalatımızda ciddi bir fiyat krizi çıkarabilir. Kayıtlarımızda 10 milyon 800 bin büyükbaş hayvan var. AB’de ise bu rakam 90 milyon. 7 ülkeye bölündüğünde her ülkede ortalama 3.5 milyon büyükbaş oluyor. Bizim her ülkeden 3 misli fazla stokumuz var.

Hedef Alliance Holding AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ETHEM SANCAK

Meralar ya yakıldı ya kendi haline bırakıldı

Et krizi 3-4 aydır sürüyor. Çok temel yapısal problemle karşı karşıyayız. Hayvancılık sektörü ile ilgili çok ciddi devrim yapılmalı. Bu hükümet 10 yılda muazzam işler yaptı. Ancak, tarım ve hayvancılıkta popülizmden kurtulamadı. Bu sektörü ciddi bir endüstriyel sektör olarak görmüyor. Tarımı düzgün ele almayan bir ülkenin demokrasi inşa etmesi mümkün değil. Şu an tarım ve hayvancılıkta yaşananlar toplumsal sorun. Hayvancılık sektörüne bu işin yapılabilirliğini göstermek için girdim. Et ve süt konusunda kimseden bilgi almamıza gerek yok.

Biz etin ırkını 300 yıldır yok etmişiz. Süt ırklarını kesip yiyoruz. Yem sanayini geliştirmek için endüstriyi geliştirmeliyiz. Niyetli köylümüze de bu işi öğreteceğiz. Meralarımız 20-30 yılda ya yakıldı ya kendi haline bırakıldı. Tedavi yöntemleri için de çok değişik bileşenleri bir araya getirmek, hükümeti bu popülizmden vazgeçirmek gerekir. Et meselesinin arkası daha kötü hale geliyor. Kapıda bekleyenler size 3-4 dolara et satmazlar.

DÜNYA Gazetesi Yazarı RÜŞTÜ BOZKURT

Hükümetin en zayıf tarafı tarımda popülizm

Hayvancılıkta A’dan Z’ye her şeyin değişmesi gerek. Türkiye’de 500’ün üzerinde hayvan besleyen bütün işletmeleri gezdim. Sektörün öncelikli sorunu kültürümüz. Bir sütü 38 saate işlemezseniz, süt değerini kaybeder. Çok uzaktaki büyük süt işletmelerine Şanlıurfa’dan süt götürülüyor. GAP’ta açıklanan ve söylenen rakamlar arasında inanılmaz derecede farklılıklar var. Ne kadar hayvanı olduğunu bilmeyen bir ülkede hayvancılığı nasıl geliştirebilirsiniz? Toprak, su, iklim, insanımız var ama verimliliği dünya düzeyine çıkartamıyoruz.

Bu şartlarda et ithal ediyorsak, bu işte bir yanlışlık var. Dikey Kümelenme Modeli projesi çok güzel. Ancak bu projede dahil genel anlamda kaba yemin yüzde 60’ını kendi çiftliğinde üretmeyen başarılı olamaz. Hükümetin en zayıf tarafı tarımda popülizmdir.

Harran Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi ŞÜKRÜ GÜRLER

Türkiye’de tarım ve hayvancılığın zemini yok

Aslında tarım sorunları neden çözülmüyor diye düşünürsek cevabı şöyle karşımıza çıkıyor. Toplumun en örgütsüz kesimi tarafından yürütüldüğü için Türkiye’de ıslah konusunda yapılan çalışmalar 30 yıl önce bitti. Hayvancılıkta ıslah politikaları. hükümet politikası olmalıdır. Herkes Angus peşinde koşuyor Ama nasıl kesileceğini bile bilmiyoruz. Türkiye’de tarım ve hayvancılığın zemini yok. O nedenle neyi tartışırsanız tartışın sonuç alamıyorsunuz .

27 Ocak 2011 – Dünya Gazetesi

http://www.tarim.com.tr/haber/haberdetay/18852-Dev_hayvancilik_projesi_icin_Diyarbakirda_ilk_adim_atildi.html

50 Yıllık Tohumlara Koruma Kalkanı

İstanbul Ticaret Borsası (İTB) laboratuvarında unutulmuş, GDO’suz (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) öncesi döneme ait 50 yıllık organik tohumlar korumaya alındı.Tarım Bakanlığı ve üniversitenin talip olduğu yarım asırdır uyuyan tohumları İTB, özel güvenlik, alarm ve çelik kapıyla koruma altına aldı. Ayrıca İTB Meclisi’nde de tohumculuk komisyonu kuruldu. 50 yıllık tohumları İTB Meclis Başkanı Ali Kopuz kurumun laboratuvarında bulmuş ve Zaman, kamuoyuna duyurmuştu. Borsa’nın geliştirdiği ‘Tohum Bankası’ projesine olan ilgi de arttı. Projenin başından itibaren borsayla işbirliğine giren Trakya Namık Kemal Üniversitesi’nden sonra Tarım Bakanlığı’ndan da destek geldi. Tarım Bakanlığı adına borsayı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Tarla Bitkileri Araştırma Dairesi Başkanı Dr. Vehbi Eser ziyaret etti.

 Eser, tohumların kimlik tespiti ile kayıt altına alınmasından sonra ikinci aşamada organik üretime hazırlık olarak orijinal tohum üretilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bakanlık olarak tohum bankası projesine maddi talep beklemeksizin teknik destek verebileceklerini ifade eden Eser, tohumların belli miktarının Gen Bankası’na konularak, Borsa adına saklanabileceğini söyledi.

Borsada 50 yıldır muhafaza edilen tohumların canlı olmasalar dahi tarımsal araştırmalar için kaynak oluşturacağını kaydeden Trakya Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölüm Başkanı Kayahan Korkut da şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye Tohum Bankası’nın tarihi 1974 yılına dayanıyor. O tarihten öncesi ise kayıp. Borsanın keşfettiği 50 yıllık tohumlar bu kayıp yılları telafi edecek materyaller. Bitki ıslahı, tohumda dışa bağımlılığı ortadan kaldırma açısından bu tohumlar önümüzdeki dönemde çok büyük bir buluşlara imza atabilir, Türk tarımının kaygı veren geleceğini kurtarabilir. Bunun için üniversitemizde öncelikli olarak canlılık testi ,hemen akabinde de parmak izi tespiti yapılarak bugünkü mevcut çeşitleriyle karşılaştırılacak. Tohumların patentinin olup olmadığına bakılacak. Patenti alınmış bir geni kullanma şansımız yok. Ancak geçmişte patenti alınmış olsalar bile bu tohumları, tohumda dışa bağımlılığı önlemek, kaybetmeye başladığımız yerli tohumlarımıza yeniden kavuşma amaçlı araştırmalarda kullanabiliriz.” Buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır gibi yaklaşık 33 çeşit zirai üründen oluşan tohumlara gen kaynağı gözüyle baktıklarını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet İstanbulluoğlu da, “Bu tohumlar, yaşadıkları tarihte genetik yapısı değiştirilmiş organizmalara dair herhangi bir çalışma yapılmadığı için, GDO’lu olma riski taşımıyor. Bakanlığın da desteğiyle bu tohumlar organik tarıma aktarılabilir. Islahta önemli bir gen kaynağı olabilir.” dedi. İTB Meclis Başkanı İslam Ali Kopuz, 6 kişinin temsil ettiği Tohum İnceleme, Araştırma ve Geliştirme Komisyonu kurulduğunu kaydetti. Kopuz, “Unutulmaya yüz tutmuş bu tohumlar bizim hazinemiz. Türk tarımını, kaybettiği tohumlarıyla yeniden tanıştırabiliriz. Bu işe borsa olarak baş koyduk.” dedi.

Haber Kaynağı: Zaman Gazetesi – www.zaman.com.tr

Yayla Turizmi

Başta yaylalarıyla ünlü Karadeniz Bölgesi olmak üzere Türkiyenin birbirinden güzel yaylaları imara ve turizme açılıyor.Hükümet, yaylaları birbirine bağlayan yollar yapmak ve düzgün bir yapılaşma için yeni bir kanun hazırlıyor. Böylece yaylalar, çevre korunarak bir plan içerisinde imara açılacak. Yöresel butik oteller, konaklama tesisleri, yayladan yaylaya yollar yapılacak. Turist şehirlere inmeden sadece yayla turizmi yapabilecek.Başta yaylalarıyla ünlü Karadeniz Bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birbirinden güzel yaylaları imara ve turizme açılıyor. Hükümet, yaylaların turizme açılması ve çarpık yapılaşmanın önüne geçmek için yasal düzenleme hazırlıyor. Bölgeye has yapılar inşa edilecek. Karadeniz’de şehirlere inmeden seyahat edebilmek için yaylaları birbirine bağlayacak yollar yapılacak.Turizmi çeşitlendirmek ve 12 aya yaymak amacında olan Türkiye, yayla turizmini geliştirmek için harekete geçiyor. Hükümet, yaylaların imara açılması için yasal düzenleme hazırlıyor. Bu düzenleme “Kıyı Kanununda Değişiklik Yapılmasını Öngören Kanun Tasarısı” içinde yer alacak. Öncelikle yaylaların tespit edilmesi için bir komisyon oluşturulacak.Yöresel yapılar yapılacak.

Çevre ve Orman Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, valilikler, il özel idareleri gibi yerel yönetimlerden oluşturulacak komisyon, önce yaylaları tespit edecek. Bu bölgelerde 150 metrekare büyüklüğüne kadar yapılaşma sağlanacak. Bu yapıların alt katında 75 metrekare bodrum alanı da olabilecek. Böylece çarpık yapılaşma yerine düzenli bir oluşum sağlanacak. Bu yolla yaylalarda yöresel özelliklerden giderek uzaklaşan yapılaşmanın önüne geçilmesi amaçlanıyor. Yöresel mimari korunmaya çalışılacak. Kaçak yapılaşmaya ceza getirilecek. Kanun, seçimlerden sonra Meclis gündemine getirilecek.

Bu arada, yayla turizmi süresinin uzatılmasını amaçlayan Karadeniz yaylalarını birleştirme projesi doğrultusunda, Ordu-Artvin arasındaki yaylaları birleştirilecek. Valiliklerle işbirliği içinde yürütülen proje, Ordu’dan başlayarak Giresun, Trabzon, Gümüşhane’nin kuzeyi, Rize ve Artvin arasındaki yaylaların birleştirilmesini kapsıyor.

Yollar birleştirilecek

Yaylaların birleştirilmesi projesinin bir amacı da Doğu Karadeniz’de hizmet sektörünün önünü açmak. Yolların birleştirilmesiyle turistler, bir yaylayı günübirlik gezmek yerine yöredeki bütün yaylaları gezme ve oralarda konaklama fırsatı bulacak. Yaylaların birleştirilmesi yayla turizmini geliştirecek. Buna bağlı olarak yeni istihdam imkanı doğacak.

Özel sektörün butik oteller yapması teşvik edilecek. Hangi yaylanın özelliği neyse yamaç paraşütü, trekking, orada üretilen ürünler bu otellerin konseptinde yer alacak. Bölgeye yönelik turizm sektörü temsilcileri ve inşaat sektörünün önde gelen şirketleri tarafından şimdiden projeler oluşturuluyor.

DOKAP önemli

Bu dönemde Ordu, Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Trabzon, Rize ve Artvin illerini kapsayan Doğu Karadeniz Bölgesel Kalkınma Planı (DOKAP) turizm odaklı olarak yeniden yapılandırılıyor. 5 il, 71 ilçe ve 92 bucaktan oluşan planlama bölgesinde bu gelişmelerden yararlanacak yaklaşık 2.5 milyon kişi yaşıyor. Plan kapsamında da yayla turizmi özel olarak ele alınıyor. Proje kapsamına Artvin, Bayburt, Erzurum, Amasya ve Samsun’un da alınması için bölge milletvekillerinin önerilerde bulunduğu belirtiliyor. Bu konuda kararın da önümüzdeki dönemde verileceği belirtiliyor.
Bölgede turizm sektörünün en önemli iki darboğazı yaz aylarında yatak yetersizliği ile genelde ulaşım ağının zayıf ve kalitesiz olması gösteriliyor. Bölgeye gelen turistler ulaşım ağının yetersiz olması nedeniyle genellikle Sümela-Uzungöl-Ayder’i ziyaret ediyor ve bu ziyaretlerinde doğu batı aksı olarak daima sahil yolunu kullanıyor. Bu 3 yer de sahil yolundan ortalama 70-80 km içeride. Bu yüzden, söz konusu yerleri ziyaret etmek gidiş dönüş ortalama 450 km’lik ek bir seyahate neden oluyor.

Bin kilometre dağ yolu yapılacak

Hazırlanan planın ana hedefi, Karadeniz’de ziyaret edilen bu üç yayla dışında diğer yaylaları da devreye sokacak. Dağlardan geçen doğu batı aksı bir ulaşım oluşturma esasına dayanıyor. 5 ilin dağlardaki tüm turizm kaynakları ve kılcal yol ağı etüt edildikten sonra bu aksın Ordu-Perşembe yaylasından başlayıp Ayder yaylasında sonlanabilecek bir güzergah Perşembe-Çambaşı-Paşakonağı-Bektaş-Kulakkaya-Kümbet yaylalarını devreye sokacak. Kürtün’de ikiye ayrılarak bir kolu Düzköy üzerinden Maçka’ya inerken, diğer kol ise Karaca Mağarası üzerinden Çakırgöl yaylasına ulaşacak. Çakırgöl’de birleşen ulaşım aksı, doğu istikametinde Sultan Murat Yaylası’ndan geçerek Çaykara üzerinden Uzungöl’e, buradan da İkizdere-Kaptanpaşa-Kantarlı-Çamlıhemşin güzergahı ile Ayder Yaylası’na ulaşacak.
Bin km uzunluğundaki bu dağ yolunun yarısı halen asfalt kaplama, diğer yarısı ise stabilize ve ham yol niteliğinde bulunuyor. Bu yolların yapılmasının yanı sıra yol üzerinde yer alan yaylalarda konaklama merkezleri de geliştirilecek. Ayrıca bu merkezlerin kış doluluğunu da sağlamak amacıyla çevre düzenlemesi yapılacak. Yaz doluluğunu sağlamak için de ayrıca günübirlik tesislerin yapılması sağlanacak.

Yaylalarda yeni levhalamalar yapılacak. Yerel el sanatlarının hem imalatını hem de pazarlamasını yapan alışveriş sarayları kurulacak. Festivaller ve yayla şenlikleriyle turist çekilecek. Doğu Karadeniz “Yeşil Yolculuk” logosuyla markalaşacak ve bu logoyla pazarlanacak.

1 milyonu aşkın turist

Büyük bir kısmının 6 yılda tamamlanacağı ve 15 yılda gerçekleşmesi amaçlanan  master planla, orta vadede 53 bin ilave yatak sağlanması planlanıyor. 68 bin ek istihdam sağlanacak. Bölge yıllık 1 milyon 50 bin turisti ağırlayacak ve bu turistlere 6.5 milyon geceleme imkanı sunulacak. İnşaat sektörünün bu kalkınma hamlesiyle 1 milyon 325 bin metrekare inşaat yapılması ve 662.5 milyon TL inşaat cirosu elde edilmesi bekleniyor. Bu yatak kapasitesi ve inşaatların büyük kısmının yayla turizmine yönelik olması bekleniyor.

Projeyle bölgedeki gıda sektörünün de büyümesi planlanıyor. Bölge içinden temin edilebilecek yıllık gıda talebi ise 1.6 milyon litre süt, 195 ton peynir, 195 ton tereyağı, 195 ton bal ve reçel, 4.9 milyon ekmek, 3.3 milyon alabalık, 1.7 milyon deniz balığı, 1 litrelik 6.5 milyon şişe su, bin 700 ton et, 6 bin 500 ton meyve sebze ve salata, 3.2 milyon yumurta, 1.1 milyon tavuktan oluşacak. Bu yüzden bölgede hayvancılığa özel teşvikler verilmesi de gündeme gelecek. Toplu süt toplama ve işleme merkezleri ile alabalık yetiştirme tesisleri kurulacak.

Sadece Karadeniz değil…

Yayla deyince her ne kadar önce akla Karadeniz gelse de Akdeniz Bölgesi de bu konuda oldukça zengin durumda. Toros Dağları, her renk çiçeklerle birlikte çam, ardıç, köknar, sedir ağaçları ve meyve bahçeleriyle iç içe yaylara sahip. Özellikle Akdeniz sıcaklıklarının etkili olduğu yaz aylarında serin yaylalara çıkışlar giderek hızlanıyor. Toros yaylaları; Gaziantep, Hatay, Adana, İçel (Mersin), Antalya ve Muğla il sınırlarında yer alıyor.

Hangi ilde hangi yaylalar var?

Adana
Kozan – Horzum Yaylası ve Çulluuşağı Yayla Koyu
Pozantı – Tekir Yaylası
Pozantı – Armutoluğu Yaylası
Aladağ Ağcakise – Başpınar – Bıcı ve Kosurga Yaylaları
Karaisalı – Kızıldağ Yaylası
Tufanbeyli – Kürebeli Yaylası
Pozantı – Fındıklı Köyü (Yaylası)
Saimbeyli – Çatak Yaylası
Saimbeyli – Tufanbeyli – Obruk Yaylası
Kozan – Göller Yaylası
Pozantı – Belemedik Yaylası
Pozantı – Asar Yaylası

Antalya
Finike – Ördübek Yaylası
Serik – Ovacık Yaylası
Saklıkent (Saklı) Yaylası
Üçoluk Yaylası
Akseki – Piser Yaylası
İbradı – Maşad – Kocaoluk – Sütleğen – Elmalı – Gebesin – Söğütbeli – Sülek Yaylaları
Alanya – Dereköy Yaylası
Serik – Beşkonak – Altınkaya (Zerk – Selge) – Ballıbucak Köyleri, Gödre ve İkiz Yaylaları

Artvin
Yusufeli – Kaçkar Turizm Merkezi – Yaylalar Köyü
Kafkasör Yaylası
Borçka – Karagöl
Şavşat – Karagöl
Ardanuç – Babilan Yaylası

Bayburt
Kop Dağı Turizm Merkezi – Kop Dağı Yaylası
Sultan Murat Yaylası

Gaziantep
İslahiye Hızır Yaylası (Huzur Yaylası)
Küçük Sof Yaylası (Gerdek Pınarı)

Giresun
Kümbet Yaylası
Hanalanı (Kulakkaya) Yaylası
Melikli Obası Yaylası
Bektaş Yaylası

Gümüşhane
Zigana Turizm Merkezi – Zigana Yaylası
Şiran – Tomara Şelalesi
Altıntaşlar (Kalis) Yaylası
Çam Piknik

Hatay
Belen Güzelyayla (Soğukoluk)
İskenderun – Nergizlik Yaylası
Samandağ – Teknepınarı (Batıayaz) Yaylası
Erzin – Kocadüz – Üçkoz – Bağrıaçık – Karıncalı Yaylaları
Dörtyol Topraktaş Yaylası
Dörtyol – Çökek Yaylası
Kırıkhan Delibekirli Köyü ve Çataloluk Yaylası
Kırıkhan – Alan Yaylası
Belen ilçesi ve Atık Yaylası

İçel (Mersin)
Çamlıyayla (Namrun)
Gözne Beldesi (Yaylası)
Soğucak (Bekiralanı) Yaylası
Aslanköy Beldesi (Yaylası)
Fındıkpınarı Beldesi (Yaylası)
Erdemli – Sorgun Köyü (Yaylası)
Erdemli Küçük Sorgun Yaylası
Silifke – Balandız (Gümüşlü) Köyü (Yaylası)
Silifke – Gökbelen Köyü (Yaylası)
Silifke – Uzuncaburç Beldesi (Yaylası)
Silifke – Kırobası (Mara) Köyü (Yaylası)
Mut – Kozlar Yaylası
Mut – Dağpazarı Köyü (Yaylası)
Mut – Sartavul Yaylası
Anamur – Kaş Yaylası
Anamur – Abanoz Yaylası

Muğla
Köyceğiz – Ağla Köyü (Yaylası)
Fethiye – Baba Dağı
Fethiye – Dokuzgöl Yaylası
Kavaklıdere – Gökçukuru Yaylası
Menteşe Beldesi – Yerküpe Yaylası
Menteşe Beldesi – Ötekaya Yaylası

Ordu
Perşembe Yaylası
Keyfalan Yaylası
Çambaşı Yaylası
Osmaniye Yaylaları
Kadirli – Maksutoğlu Yaylası
Kadirli – Bağdaş ve Almacık Yaylası
Kadirli – Beyoğlu – Savrun Gözü – Dokurcun ve Çığşar Yaylaları
Osmaniye – Zorkun ve Olukbaşı Yaylaları
Hasanbeyli – Alman Pınarı Yaylası

Rize
Çamlıhemşin – Ayder Kaplıcası Turizm Merkezi – Ayder Yaylası
Çamlıhemşin – Aşağı ve Yukarı Kavran Yaylaları
İkizdere – Anzer (Ballıköy) Yaylası Turizm Merkezi
İkizdere – Çağırankaya Yaylası

Sinop
Guzfındık – Bozarmut Yaylaları
Türkeli Kurugöl Yaylası
Ayancık – Akgöl Yaylası

Trabzon
Sera Gölü Çevresi
Maçka – Şolma Yaylası
Maçka – Mavura Yaylası
Maçka – Kiraz Yaylası
Lapazan Yaylası
Maçka – Çakırgöl Yaylası
Çaykara – Uzungöl Turizm Merkezi
Karadağ Turizm Merkezi – Karadağ Yaylası
Karadağ Turizm Merkezi – Hıdırnebi ve Kuruçam Yaylaları
Tonya – Erikbeli Turizm Merkezi – Erikbeli Yaylası
Sazalanı Yaylası
Sis Dağı Yaylası
Kadırga Yaylası
Çatma Obası Yaylası
Düzköy (Haçka Obası) Yaylası

Turgut GÜR / Turizm Yatırımcıları Derneği Başkanı

“Yaylalar cazibe merkezi olabilir”

Hangi bölgelerimizi bu türde turizme açıyoruz? Açtığımız bu bölgede turizmin hangi çeşidini öne çıkaracağız? Adama “Bakın şu güzelim ovalara, yaylalara” mı diyeceğiz? Yoksa burada insanların dikkatini çekebileceğimiz bir cazibe merkezi mi kurmalıyız? Polonya’da da Rusya’da da yayla var. Cazibe merkezi haline getirecek konaklama merkezleri kurmak lazım. Bu demek değildir ki 5 yıldızlı oteller yapalım. Konu Karadeniz ise oraya özgü olmalı. Hopa’nın, Arhavi’nin, Rize’nin, Sinop’un, Bayburt’un, Gümüşhane’nin, Kastamonu’nun, hepsinin farklı özellikleri var. Demek ki mahalli kültürü vurgulayan tesisler, yanında mahalli bölgenin yiyecek içecek kültürü, folklorik eğlenceye dönük hizmeti de verecek olan tesisler gerekiyor.

Yayla turizminin içinde trekking, yamaç paraşütü gibi sporlar da var. Bu konuda bir çalışma yapıp önce Türk, sonra dünya turizmine sunmalıyız. Kuş göç yolları var. Dünyada çok önemli bir konu bu. Doğa, bunun yanı sıra kuş dünyasının hareketleri, iklim değişiklikleri… Bunlar için gözleme merkezleri gibi dünyanın dikkatini çekecek merkezler kurmalıyız.

Yayla turizmine çok fazla yatırım yapılabilir. Dünyanın birçok bölgesinden bilim adamları ve pek çok doğasever geleceklerdir. Birbirini zincir gibi takip eden üniteleri bölge haline getirmeliyiz. Konaklama zamanını böylece artırıp önemli bir turizm destinasyonu oluşturabiliriz. Türkiye 4 mevsim yaşadığı için yayla turizmi, sporuyla, yiyecek içeceğiyle, yerel eğlencesiyle cazibe merkezi olabilir. Ancak iyi planlamak lazım. Yolu var mı? Elektrik, su altyapısı var mı?.. Bunlar olunca konaklama tesisleri için zaten yatırımcılar gelir.
gazeteguncel
http://www.tarimsektor.com/haber/1777/Yayla_turizmi.html