Daily Archives: 03 Şubat 2011

İyi Bakım, Çok Verim

Konya Şeker dana kreşinde “iyi bakım, çok verim” sloganıyla yürütülen süt hayvancılığında alınan sonuçla üreticiyi umutlandırdı. “Gözde” ismini verdikleri inekten bir günde 63,2 litre süt aldılar.Konya– Konya Şeker’in dana kreşinde süt veriminde önemli bir adım atıldı. Dana kreşine 9 Şubat 2007 tarihinde katılan rekortmen ineğin o tarihten sonra yaptığı her doğumda süt verimi katlanarak arttı. İlk doğumunu yaptığı 2007 yılında pik verimi 28,85 litre olan ‘Gözde’ isimli Holstein ırkı ineğin 2008 yılındaki pik verimi 43,55 litreye, 2009 yılı pik verimi ise 49,40 litreye çıktı.Çumpaş Yönetim Kurulu Başkanı Dede Ülker, 12 Aralık 2010’da yaptığı doğum sonrası adını Gözde koydukları ineğin hakkını verdiğini belirterek “O bizim kreşimizin yıldızı. Yaptığı doğumdan buyana geçen bir buçuk aylık sürede günlük ortalama süt verimi 60,4 litre olarak gerçekleşti.

Bu süre zarfında 12 Ocak 2011 tarihindeki sağımda 63,2 litre süt verdi. Bu süt verimi bölgemiz ölçeğinde karşılaştığımız bir durum değil. Hatta bu verime yaklaşan bir örnek bile yok. Çumpaş bünyesindeki Dana Kreşi’nde iyi bakımın sonucu alınmıştır. Çiftliğimiz süt verimi açısından Konya’da bir rekora imza atmıştır. Ancak, bu rekor verimden daha çok bizi sevindiren husus ise, aynı ineğin 3 yılda gösterdiği aşamadır. Çiftliğimize ilk dahil olduğundaki pik verimini, aynı inek hemen hemen üçe katlamıştır” dedi.

Ülker, ineğin sadece bakım şartlarının değişmesiyle ulaştığı nokta ortada olduğunu belirterek “Ülkemizde hayvancılığın ölçeği belli, genelde çiftçilerimiz ahırlarına bağladıkları üç beş başla hayvancılık yapmaya çalışıyorlar. Onların bakımına ayırdıkları zaman ise kısıtlı. Genelde de yük hanımların üzerine kalıyor. Bu tür hayvancılık aileye ek geçim kaynağı olmaktan da öteye geçemiyor. 3-5 hayvanlık ahırdan alınan toplam sütün, bakımı iyi yapılan sadece bir inekten alınabileceğini biz gösterdik. Aynı ırk, aynı yaşta ineği olan üreticilerimiz verim açısından karşılaştırmayı yapacaklardır. İyi bakımın farkı şudur; geleneksel süt hayvancılığında aldığınız süt parası masrafları ya karşılar ya karşılamaz. Yani yılsonunda hesap yaptığınızda el elde baş başta kalırsınız. Bu işi bilimsel yaparsanız sütten kazanacağınız farkla yılda bir inek sahibi daha olacak kadar gelir elde edersiniz. Biz Kreşimizdeki diğer ineklerde de aynı seyri gözlüyoruz. Çiftliğimize dahil olan her ineğin süt verimi ilk yılın sonunda dikkat çekici şekilde artıyor. Mesela bölgemizdeki süt verimi ortalaması günlük yaklaşık 15-20 litre civarında. Dana Kreşi’ndeki randımana oturttuğumuz sağmal ineklerin ortalaması ise 37-38 litre civarındadır” diye konuştu.

Konu ile ilgili değerlendirme yapan Pankobirlik, Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi, AB Holding ve Konya Şeker Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Recep Konuk ise, “Dana Kreşi Projesi”ni üreticilerin benimsediğini ve yeni çiftliklerle yaygınlaşacağını söyledi. Konuk “Sistem artık oturdu. Çiftlikte çalışan personelimiz tecrübe kazandı. Bununla birlikte yem rasyonları konusunda daha etkili çalışma yapmamızı sağlayacak, Yem Fabrikamız da devreye girdi. Bütün bunları birlikte düşününce teknik imkânları genişlemiş, personeli tecrübe kazanmış bu işletmemiz de elde edilen bu başarının hakkını teslim etmekle birlikte, bunun beni kesmediğini söylemeliyim. Ben Dana Kreşinden birkaç yıl içinde dünya rekoru bekliyorum. Bizim bu işletmemiz, dünya rekortmeni bir inek çıkardığı zaman hedefine ulaşılmış, kuruluş gayesini gerçekleştirmiş olacak” diye konuştu.

Konuk, dana kreşinin model bir proje olduğunu ve süt hayvancılığının üreticiler için nasıl kârlı şekilde yapılacağını uygulamada göstermek amacıyla kurulduğunu kaydederek “Asıl önemli olan modelin Türkiye geneline yaygınlaşmasıdır” dedi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=209776

Sulak Alanlar Tehlikede

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Genel Müdürü Tolga Baştak, sulak alanların tehdit altında olduğunu bildirdi.Baştak, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamasında, Sulak Alanların Korunmasına Yönelik Uluslararası Ramsar Sözleşmesi’nin, ilk olarak 1971 yılında imzaya açılmasının ardından geçen 40 yıl içinde Türkiye’de, kurutma, doldurma ve su sistemlerine müdahaleler nedeniyle sulak alanlarının yarısının kaybedilmiş durumda olduğunu ifade etti.Baştak, yaklaşık 20 yıllık bir gecikmeyle 1994 yılında Ramsar Sözleşmesi’ni imzalayan Türkiye’de, aradan geçen süre içerisinde 13 sulak alan Ramsar alanı ilan edilmiş olsa da bunların korumasına yönelik uluslararası taahhütlerin yerine getirilmediğini kaydetti.

Baştak, özellikle 2010 yılında ülkenin en doğusundan en batısına kadar hızla yayılan HES furyasının ve sulak alanları etkileyecek yasal düzenlemelerin Türkiye’nin geriye kalan sulak alanlarını tehdit ettiğini öne sürerek, açıklamasını şöyle sürdürdü:

”Enerji ihtiyacının karşılanmasında sürdürülebilir olmayan yolları seçen Türkiye, sulak alanlar başta olmak üzere bütün doğal kaynaklarını çevresel ve sosyal boyutu yeterince dikkate almadan yönetmekte ve geri dönüşü olmayan biçimde tüketmektedir. Sulak alanlarımız tehdit altındadır. 2010 yılının Ağustos ayında Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, sulak alanların ana arterleri olan akarsuları koruma dışında bırakmaktadır. 25 Ekim 2010 tarihinde TBMM gündemine alınan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı, ‘Doğal Sit’ statüsünü ortadan kaldırarak, ülkemizdeki bin 261 Doğal Sit Alanı’nda tahribatın önünü açmaktadır. Son olarak 29 Aralık 2010’da, mecliste kabul edilen Yenilenebilir Enerji Kanunu’nun 5. maddesinde yapılan düzenleme, yenilenebilir enerjiyi teşvik etmek adına milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri, doğal sit alanları gibi özel hukuksal düzenlemeler ve uluslararası sözleşmelerle korunması taahhüt edilmiş alanlarda da yenilenebilir enerji yatırımlarına izin vermektedir.

Sürdürülebilir kalkınma, bugünün gereksinimlerinin, geleceğin gereksinimlerini tehlikeye atmamak anlamına gelir. Tüm dünyada Ramsar Sözleşmesi’nin 40. yılının kutlandığı 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde, HES yatırımlarının çığ gibi büyüdüğünü ve yeni yasal düzenlemelerin sulak alanlarımızı savunmasız bıraktığını görüyor, ülkemizin izlediği kalkınma yolunun sürdürülebilir olmaktan uzak olduğuna tanık oluyoruz. Sulak alanların korunması ve etkin su yönetimine yönelik dünyaca kabul edilmiş, pek çok gelişmiş ülkede uygulanan çözümlerin Türkiye’de de devreye sokulması, gelecek nesillerden öte, bugün yaşamın devamı için acil bir durum kazanmıştır.”

http://www.ntvmsnbc.com/id/25177772/