Monthly Archives: Ekim 2011

Giresun Valisi Dursun Ali Şahin’den Tanıtım Atağı

Giresun ilimiz, turizm alanında gelişimi için birçok proje başlatan Vali Dursun Ali Şahin, turizmin en önemli ayaklarından biri olan tanıtım içinde düğmeye bastı.Vali Şahin’in girişimiyle 20 Arap ülkesinden 28 profesyonel Turizm Acente yetkilisi ilimize geldi. Dün ilimize gelen konuklar geceyi Kümbet Koçkayası’nda geçirdiler. Kümbet ve çevresini gezen misafirler bugün Vali Şahin’i makamında ziyaret ettiler. Konuklarıyla İngilizce ve Arapça sohbet yapan Vali Şahin, deniziyle, adasıyla, kalesiyle, yaylalarıyla ve doğal güzellikleriyle eşsiz bir güzelliğine sahip Giresun, en iyi tatil yapma ve dinlenme yeri olduğunu söyledi. Giresun’daki turistik yerler ve turizme yönelik yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Vali Şahin, Giresun insanının da çok misafirperver olduğunun altını çizdi.

Vali Şahin, Giresun güzelliklerinin tanınması amacıyla Türkçe, İngilizce ve Arapça yayına giren (www.giresun.com.tr) web sitesi hazırlandığını, ayrıca valilik web sitemizde İngilizce ve Arapça yayına birkaç gün içinde başlayacağını sözlerine ekledi.  Acente yetkilileri de gördükleri yakın ilgi ve alaka ve Giresun’un güzelliklerinden dolayı yorgunluklarını unuttuklarını kaydettiler. Bölgeye hayran kaldıklarını ifade eden turizmciler önümüzdeki süreçte gelir düzeyi yüksek turistleri Giresun’a getirmeyi planladıklarını söylediler. Vali Şahin, turizmci konuklarına ili tanıtıcı yayınların yanında Türk Bayrağı rozeti hediye etti.

http://www.giresun.gov.tr/syf/haberleri_goster.aspx?haber_ID=4380

http://www.sabah.com.tr/Turizm/2011/10/05/reklamla-ilcenin-kaderi-degisti

Anadolu Mandası Varlığı Arttırılacak

Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nce Türkiye’nin önemli sulak alanlarından biri olan Kızılırmak Deltası’nda manda yetiştiriciliğinin temel özellikleri, organik hayvancılığa katkıları, deltanın dünyada ve Türkiye’de manda yetiştiriciliğindeki yeri, yapısal durumu ve geleceği konusunda çalışma başlatıldı. Deltada başlatılan çalışma kapsamında incelemelerde bulunan Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İhsan Soysal, Aa muhabirine yaptığı açıklamada, dünyada manda yetiştiriciliği artarken Türkiye’de gerilediğini, bunun önüne geçilmesi için de çalışma yapıldığını söyledi. Soysal, Türkiye’nin her bölgesinde mandaların rahatlıkla yaşayabildiğine işaret ederek, şu bilgileri verdi:

“Manda, Türkiye’nin hemen her bölgesinde yaşayabiliyor. Hatta sığırların beslenemediği eğimli, yetersiz kaba yem alanlarında bile yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Türkiye’deki tarım uygulamalarında entansif üretime geçilmesiyle birlikte manda sayısında azalma görülmektedir. 2000 yılında ülkemizdeki manda sayısı 146 bin dolayındayken 2007 yılında bu sayı 85 bine düşmüştür. Aynı dönem içinde İtalya’da 182 binden, 237 bine, Irak’ta ise 115 binden 120 bine çıkmıştır. Bu nedenle 1960’lı yıllardan bu yana Türkiye’de sayısı azalan manda varlığını arttırmak istiyoruz. Bunun için Kızılırmak Deltası’nda çalışma başlattık.”

Türkiye’de manda yetiştiriciliğinin genellikle meraya dayalı olarak yapıldığını ifade eden Soysal, bu nedenle Türkiye için en elverişli cinsin Anadolu Mandası ırkı olduğunu kaydetti. Anadolu’da mandaların çok soğuk kış koşuları hariç yıl boyunca meralarda otlatıldığını da belirten Prof. Dr. Soysal, şöyle devam etti:

“Mandaların derisi güneşe karşı daha hassastır. Bu nedenle güneş tepedeyken çamurla sıvanması ya da suya girmeleri gerekiyor. Bu yönüyle Kızılırmak Deltası manda yetiştiriciliği için çok elverişlidir. Göletleri, kumulları, ve mera alanları ile çok rahat yaşam alanları oluşturuyor. Ülkemizde manda yetiştiriciliğini teşvik etmek ve yok olmak üzere olan ırkları geliştirmek için başlatılan çalışmaların sürdürülmesi gerekir. Bu yönde son yıllarda önemli çalışmalar yapılıyor. Mandanın bakımı ve beslenmesindeki zorluklar nedeniyle yetiştirilmesinden vazgeçilmektedir. İnsanlar daha kolay ve daha çok ürün alabilecekleri metotları kullanmakta ve manda yetiştiriciliğinden uzaklaşmaktalar. Bu edenle organik ürün gurubuna giren manda ürünleri üretimi teşvik edilmeli, bu ürünler için üreticilere ek primler verilmelidir. Manda sütünden yapılan tereyağı, kaymak, peynirin kalitesi ile etinin, derisinin ve boynuzunun önemi konusunda insanlar bilgilendirilmelidir. Bunun içinde üretici birlikleri, kooperatifler kurulmalı, manda yetiştiriciliği desteklenmelidir.”

Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Hayvancılık ve Su Ürünleri Daire Başkanı Dr. Bekir Ankaralı ise, Samsun’un Bafra, Alaçam ve 19 Mayıs ilçesi sınırları içindeki 57 bin hektarlık sulak alanda manda yetiştirilmesinin Türkiye’deki manda varlığının geliştirilmesi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

Ankaralı, mandacılığın temel sorunlarının giderilmesinin, aynı zamanda deltadaki sulak alan ekosisteminin sorunlarının çözümünde de önemli rol oynayacağını kaydetti.

Mandacılığın yaşatılmasının sulak alanın ve deltadaki yaşam kültürünün sürdürülmesi açısından da büyük önem taşıdığını kaydeden Ankaralı, “Ülkemizde manda yetiştiriciliğinde destekler sağlanıyor. Her bakımdan önemli getirisi olan mandaların yörede artmasını amaçlıyoruz. Manda sayısının azalmasında birçok etken vardır. Bunlardan bir tanesi uygun arazilerin azalmasıdır. Toprağın entansif kullanımı ile birlikte tarım işlerine makineleşmeye gidilmesi de bir nedendir. Ancak diğer hayvanlara göre mandalar daha verimli ve uzun ömürlüdür” dedi.

Ankaralı, Kızılırmak Deltası’nın her yönüyle manda yetiştiriciliği için çok elverişli bir alan olduğunu, sağlanan destekler ve kolaylıklarla üreticilerin manda yetiştiriciliğine yönelmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

http://www.haberler.com/kizilirmak-deltasi-nda-anadolu-mandasi-varligi-3024633-haberi/

 

Kadınlar Kooperatif Kurarak Kuru Fasulyeyi Üretip Satıyor

Gümüşhane’nin Köse ilçesinde kadın çiftçilerin ürettiği kuru fasulyenin, paketlenerek satışı gerçekleştirilecek. Köse Belediyesi’nin ilçede yaşayan ve fasulye yetiştiren kadınları bilinçli üretici ve girişimci yapmak, ürettikleri fasulyeyi pazara sunacakları bilgi ve organizasyonları gerçekleştirerek ekonomik hayatta yer almalarına katkı sağlamak amacıyla hazırladığı ‘Topraktaki Kadın Eli’ (TOKA) projesi kapsamında 23 kursiyer kooperatif kurdu. Kursiyerler, kurdukları Topraktaki Kadın Eli Temin ve Tevzi Kooperatifi ile ürünlerinin piyasada satışını sağlayacak. Kooperatif Başkanı Semiha Taşdemir, proje kapsamında aldıkları eğitimle birlikte mahsulün daha verimli olacağını düşündüklerini belirtti.

Taşdemir Aa muhabirine yaptığı açıklamada, 23 kursiyer ile birlikte kooperatif kurduklarını belirterek, şunları kaydetti:

“Proje kapsamında, Köse Belediyesi ek hizmet binasındaki salonunda, kuru fasulye yetiştiriciliği, fasulye kurutma, kooperatifleşme, markalaşma, paketleme ve girişimcilik konularında eğitim aldık. Aldığımız eğitimin ardından Köse’deki 23 kadın arkadaşımız ile kooperatifimizi kurduk. Aldığımız eğitimle fasulye üretimimizi artırmaya çalıştık. Mahsulün veriminin daha iyi olacağını düşündüğümüzden dolayı da kooperatif kurduk. Aynı zamanda proje kapsamında gördüğümüz eğitimler sayesinde fasulyenin ekim ve hasat dönemine kadar birçok şeyler öğrendik. Gördüğümüz eğitimleri uygulamak için bu uygulama tarlasında ekim yaptık.”

Kooperatif ile bakliyat paketleme makinesi aldıklarını kaydeden Taşdemir,

“Topraktan aldığımız mahsulü, kurduğumuz kooperatif sayesinde aldığımız bakliyat paketleme makinesiyle paketleyerek satışını gerçekleştireceğiz. Paketleme makinemiz ile diğer ilçelerimizdeki vatandaşlarımızın ürettiği ürünleri alarak paketleyebiliyor ve satışını yapabiliyoruz” diye konuştu.

Köse Belediye Başkanı Şerif Aygün ise amaçlarının fasulyenin yetiştirilmesinin daha bilimsel olarak yapılması olduğu kaydetti. Aygün, Avrupa Birliği hibe programları kapsamında belediye olarak istihdama yönelik olarak projeyi hazırladıklarını ifade ederek, şöyle devam etti:

“Biz tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan bir ilçeyiz. Burada tarımda önemli bir kalem olan kuru fasulye yetiştiriciliği için proje yapmayı uygun gördük. Kuru fasulye yetiştiriciliğinde başından sonuna kadar bayanlarımızın emeği çok. Dolayısıyla toprak, tarım, kuru fasulye ve bayan istihdamını düşünerek böyle bir proje hazırladık. Amacımız fasulyenin yetiştirilmesinin daha bilimsel olarak yapılması, bu kadar emeğin daha çok ürüne dönüşmesi ve elde edilen ürünün daha iyi pazarlanabilmesidir. Proje kapsamında 17-45 yaşları arasında 30 yetiştirici kadın seçildi. Kursiyerler 6 ay kuru fasulye yetiştiricili hakkında eğitime tabi tutuldu. Eğitim sürecinin sona ermesinin ardından Konya’ya kuru fasulye yetiştiriciliği hakkında bilimsel bir gezi düzenlendi.”

-Üçova kuru fasulye satışa sunulacak-

Aygün, Köse’de yetiştirilecek olan fasulyelerin Üçova adı altında paketlenerek piyasaya sürüleceğini de belirterek, “Proje kapsamında bayanlarımız bir kooperatif kurdu. Kooperatif bünyesine bakliyat paketleme ünitesi alındı. Bu makine ile kuru fasulye ve diğer baklagiller paketlenebilecek” diye kaydetti.

Proje kapsamında bir uygulama tarlası oluşturduklarını vurgulayan Aygün, şöyle konuştu:

“Bu tarlada kuru fasulye ekildi ve ürünler toplanmaya başlandı. Fasulyemize Türk Patent Enstitüsü’nden marka aldık. Kuru fasulyemizin adı ‘Üçova Kuru Fasulye’dir. Artık Köse’de yetiştirilecek olan fasulye Üçova adı altında paketlenerek piyasaya sürülecek. Köse’deki kuru fasulye yetiştiricilerinin daha iyi kuru fasulye yetiştirme, yetiştirdikleri kuru fasulyeleri daha iyi pazarlama ve zirai donatım imkanlarından daha iyi istifade edebilme adına kurulan bir kooperatifleri var. Bunların hepsini bir araya getirerek kendileri istifade ederseler daha az emekle daha çok fasulye, daha çok kar elde etmelerini sağlamış oluruz. Markalı, paketli ürünlerimizin piyasada daha iyi ücretlerle satılacağını düşünüyorum.”

Şerif Aygün, elde edilen ürünlerin özellikle Karadeniz bölgesi ve İstanbul, Ankara ile Bursa illerinde satışı sunulacağını da ifade etti.

http://www.aksam.com.tr/kadinlar-kooperatif-kurarak-kuru-fasulyeyi-uretip-satiyor–70764h.html

Yerli Tohum İthali Unutturdu

Yerli Tohuma Destek Verildi, İthal Tohum Gözden Düştü. Çiftçilerin bir dönem çok rağbet gösterdiği ithal tohumlara olan ilginin, yerli tohumda elde edilen olumlu sonuçlar sayesinde son yıllarda önemli ölçüde düştüğü bildirildi. Ceyhan Ziraat Odası Başkanı Yavuz Tezcan, bir dönem ithal tohumuna yoğun ilgi gösteren çiftçilerin bu alışkanlıklarını değiştirdiğini belirterek, artık ithal tohuma eskisi kadar rağbet olmadığını kaydetti. Bu değişimde yerli tohum üretimine ve ıslahına verilen önemin çok etkili olduğunu belirten Tezcan, yerli üretim tohumun kullanımında gözle görülür bir artış olduğunu söyledi. Bu artışın altında yatan en önemli nedenlerden birinin çiftçilerin yerli tohum ile istediği verimi alabilmesi olduğunu ifade eden Tezcan, ”Çiftçiler yerli tohumla da verim ve lezzette istediğini elde edebiliyor.

Bu nedenle Çukurova’da büyük çoğunlukla yerli tohum kullanılıyor” dedi. Tezcan, yerli tohumun fiyat olarak da ithale göre daha uygun olduğunu belirterek, Çukurova’da genellikle buğday, mısır, soya fasulyesi ve pamukta yerli tohumun tercih edildiğini bildirdi. Tezcan, ithal tohumun genleriyle oynanma riski de taşıdığının altını çizerek, şöyle devam etti: ”Tohum ithal etmek aslında sadece masum bir ticari alışveriş olarak görülmemeli. O tohumun içinde ne olduğunu kimse bilmiyor. Bu nedenle biz ithal tohumun kullanımına en baştan beri karşıydık. Çiftçiler de bu gerçeği gördü ve yerli tohumda kalite artınca ona ilgi göstermeye başladı.”

Destek Sonuç Verdi

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saadet Büyükalaca da, 2004 yılında ”Türkiye F1 Hibrit Sebze Çeşitlerinin Geliştirilmesi ve Tohumluk Üretiminde Kamu-Özel Sektör İşbirliği Projesi”nin hayata geçirildiğini hatırlatarak, bu projenin yerli tohuma adeta can suyu olduğunu ifade etti. Eskiden yurt dışından tohum ithal edip satan yerli firmaların proje ile artık kendi tohumunu üretir hale geldiğini belirten Büyükalaca, projenin başladığı tarihten bugüne kadar geçen sürede çok sayıda yerli tohumun çiftçilerin beğenisine sunulduğunu söyledi. Bu gelişmeler sonucunda yerli tohumlar ile Hollanda, Fransa veya İsrail’den ithal edilen tohumlar arasında verim farkı olmadığının görüldüğünü belirten Büyükalaca, bunun da çiftçilerin yerliye olan güvenini ve ilgisini artırdığını kaydetti. Büyükalaca, proje ile kavun, karpuz, domates ve biber başta olmak üzere neredeyse tüm sebzelerde yerli tohum kullanımının arttığını ifade etti.

http://www.yabantv.com/haber/8221-yerli-tohum-ithali-unutturdu.aspx

Şifa Kaynağı Tarhana

Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, vitamin ve mineraller yönünden zengin olan tarhananın şifa kaynağı olduğunu söyledi. Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, yaptığı açıklamada, tarhananın içinde bulundurduğu çeşitli liflerden dolayı yüksek kolesterol, kalp krizi, kolon kanseri, obezite, yüksek tansiyon, hemoroid ve damar hastalıklarının azaltılmasında etkili olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Temiz, tarhanada bulunan proteinlerin vücut için gerekli olan bazı aminoasitleri bolca ve dengeli olarak içerdiğini belirterek, “Tarhana, vücudumuzun mikroplara karşı dirençli olması açısından önemli olan vitaminler ve mineraller yönünden  zengindir. Tarhanada özellikle B vitaminleri bol miktarda bulunur. Kepeği uzaklaştırılmamış undan yapılan tarhanalardaki B vitaminleri içeriği kepeksiz undan veya göceden (kabuğu soyulmuş ve kırılmış buğday) yapılan tarhanalara göre daha yüksektir. Kalsiyum, demir ve çinko ise tarhanada bol bulunan minerallerdir” dedi.

Gıdalarla alınan proteinlerin vücuda yararlı olabilmesi için ilk aşamada mide ve bağırsaklarda sindirilerek aminoasitlere kadar parçalanması gerektiğini kaydeden Temiz, “Aminoasitler bağırsaklardan kolayca emilir ve vücuda yarar sağlar. Sindirilemeyen proteinler ise dışkıyla dışarı atılır ve vücut bu proteinlerden yararlanamaz. Tarhananın bileşimine yoğurt ve bitkilerden kaynaklanarak dahil olan laktik asit bakterileri tarhanadaki proteinleri belli ölçülerde aminoasitlere parçalayarak tarhanayı sindirimi kolay gıda şekline dönüştürür. Böylece aminoasitler tarhana ile vücuda hazır olarak girerler ve bağırsaklardan kolayca emilerek vücuda yarar sağlar. Buna bağlı olarak tarhananın besleme değeri artmış olur” diye konuştu.

Proteinlerin sindiriminin özellikle bebekler ve yaşlılar için çok önemli olduğuna işaret eden Temiz, bebeklerde sindirim enzimlerinin yetersiz olduğunu, yaşlılarda ise sindirim enzimlerinin çalışmasının yavaşladığını, bu nedenle tarhananın bebekler ve yaşlılar için tüketimi özendirilecek, sindirimi kolay besleyici bir gıda olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Temiz, tarhananın buğday unu veya göce adı verilen kepeksiz buğday yarmasına yoğurt, maya, domates, biber ve soğan gibi çeşitli sebzelerle nane, dereotu ve çörtük gibi çeşitli aromalı otlar ve tuz eklenip yoğrularak elde edilen hamurun 1-5 gün süreyle fermantasyona bırakılması ve ardından kurutulmasıyla elde edilen sağlıklı, sindirimi kolay, beslenme değeri yüksek ve dayanıklı geleneksel bir fermente Türk gıdası olduğunu söyledi.

Tarhananın Türk kavimleri tarafından çok eski çağlarda üretilip tüketildiğinin tahmin edildiğini kaydeden Temiz, Orta Asya’dan göç eden Türklerle birlikte Anadolu’ya geldiğini ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de İran ve Irak gibi imparatorluğa yakın komşu doğu ülkelere ve Rumeli üzerinden Macaristan ve Yunanistan gibi batı ülkelerine yayıldığının kabul edildiğini belirtti.

Temiz, Türklerle ırk yakınlığı bulunan Macarların tarhanayı Macaristan’a ve Finlandiya’ya kadar taşıdıklarını belirterek, bugün Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi Yakındoğu ülkelerinde “kishk”, İran ve Irak’ta “kushik” veya “kushuk”, Türkistan’da “göce”, Yunanistan’da “trahanas”, Macaristan’da “tahonya”, Finlandiya’da ise “talkhuna” ismiyle tarhanaya çok benzeyen gıdalar üretildiğini bildirdi.

Bileşimine katılan maddeler ve üretim tarzındaki değişiklikler nedeniyle tarhananın bölgelere göre çeşitlilik gösterdiğini kaydeden Temiz, genellikle İzmir, Manisa ve Burdur yöresinde yapılan un tarhanasının büyük bir kazanın dibine “tarhana otu” adı verilen aromalı otun yerleştirilmesiyle yapıldığını söyledi.

Ege Bölgesi’nin farklı yörelerinde üretilen un tarhanalarına tarhana otu yerine nane, un yerine irmik konulduğunu, un ve maya karışımına mercimek ve nohut da eklenebildiğini belirten Prof. Dr. Temiz, Tokat, Sinop, Edirne ve Tekirdağ gibi bazı illerde süt, un ve yumurta karıştırılarak “sütlü tarhana” yapıldığını ifade etti.

Temiz, Kahramanmaraş ve köylerine özgü firiğin (yarı kurumuş tarhana) özellikle çocuklar tarafından ceviz içiyle birlikte çiğ olarak tüketildiğini, tamamen kurutulmuş tarhananın ise kış boyunca çorbalık ve çerez olarak değerlendirildiğini söyledi.

http://saglik.milliyet.com.tr/sifa-kaynagi-tarhana-/beslenmevediyet/haberdetay/27.09.2011/1443656/default.htm