Daily Archives: 03 Ekim 2011

Yerli Tohum İthali Unutturdu

Yerli Tohuma Destek Verildi, İthal Tohum Gözden Düştü. Çiftçilerin bir dönem çok rağbet gösterdiği ithal tohumlara olan ilginin, yerli tohumda elde edilen olumlu sonuçlar sayesinde son yıllarda önemli ölçüde düştüğü bildirildi. Ceyhan Ziraat Odası Başkanı Yavuz Tezcan, bir dönem ithal tohumuna yoğun ilgi gösteren çiftçilerin bu alışkanlıklarını değiştirdiğini belirterek, artık ithal tohuma eskisi kadar rağbet olmadığını kaydetti. Bu değişimde yerli tohum üretimine ve ıslahına verilen önemin çok etkili olduğunu belirten Tezcan, yerli üretim tohumun kullanımında gözle görülür bir artış olduğunu söyledi. Bu artışın altında yatan en önemli nedenlerden birinin çiftçilerin yerli tohum ile istediği verimi alabilmesi olduğunu ifade eden Tezcan, ”Çiftçiler yerli tohumla da verim ve lezzette istediğini elde edebiliyor.

Bu nedenle Çukurova’da büyük çoğunlukla yerli tohum kullanılıyor” dedi. Tezcan, yerli tohumun fiyat olarak da ithale göre daha uygun olduğunu belirterek, Çukurova’da genellikle buğday, mısır, soya fasulyesi ve pamukta yerli tohumun tercih edildiğini bildirdi. Tezcan, ithal tohumun genleriyle oynanma riski de taşıdığının altını çizerek, şöyle devam etti: ”Tohum ithal etmek aslında sadece masum bir ticari alışveriş olarak görülmemeli. O tohumun içinde ne olduğunu kimse bilmiyor. Bu nedenle biz ithal tohumun kullanımına en baştan beri karşıydık. Çiftçiler de bu gerçeği gördü ve yerli tohumda kalite artınca ona ilgi göstermeye başladı.”

Destek Sonuç Verdi

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saadet Büyükalaca da, 2004 yılında ”Türkiye F1 Hibrit Sebze Çeşitlerinin Geliştirilmesi ve Tohumluk Üretiminde Kamu-Özel Sektör İşbirliği Projesi”nin hayata geçirildiğini hatırlatarak, bu projenin yerli tohuma adeta can suyu olduğunu ifade etti. Eskiden yurt dışından tohum ithal edip satan yerli firmaların proje ile artık kendi tohumunu üretir hale geldiğini belirten Büyükalaca, projenin başladığı tarihten bugüne kadar geçen sürede çok sayıda yerli tohumun çiftçilerin beğenisine sunulduğunu söyledi. Bu gelişmeler sonucunda yerli tohumlar ile Hollanda, Fransa veya İsrail’den ithal edilen tohumlar arasında verim farkı olmadığının görüldüğünü belirten Büyükalaca, bunun da çiftçilerin yerliye olan güvenini ve ilgisini artırdığını kaydetti. Büyükalaca, proje ile kavun, karpuz, domates ve biber başta olmak üzere neredeyse tüm sebzelerde yerli tohum kullanımının arttığını ifade etti.

http://www.yabantv.com/haber/8221-yerli-tohum-ithali-unutturdu.aspx

Şifa Kaynağı Tarhana

Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, vitamin ve mineraller yönünden zengin olan tarhananın şifa kaynağı olduğunu söyledi. Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, yaptığı açıklamada, tarhananın içinde bulundurduğu çeşitli liflerden dolayı yüksek kolesterol, kalp krizi, kolon kanseri, obezite, yüksek tansiyon, hemoroid ve damar hastalıklarının azaltılmasında etkili olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Temiz, tarhanada bulunan proteinlerin vücut için gerekli olan bazı aminoasitleri bolca ve dengeli olarak içerdiğini belirterek, “Tarhana, vücudumuzun mikroplara karşı dirençli olması açısından önemli olan vitaminler ve mineraller yönünden  zengindir. Tarhanada özellikle B vitaminleri bol miktarda bulunur. Kepeği uzaklaştırılmamış undan yapılan tarhanalardaki B vitaminleri içeriği kepeksiz undan veya göceden (kabuğu soyulmuş ve kırılmış buğday) yapılan tarhanalara göre daha yüksektir. Kalsiyum, demir ve çinko ise tarhanada bol bulunan minerallerdir” dedi.

Gıdalarla alınan proteinlerin vücuda yararlı olabilmesi için ilk aşamada mide ve bağırsaklarda sindirilerek aminoasitlere kadar parçalanması gerektiğini kaydeden Temiz, “Aminoasitler bağırsaklardan kolayca emilir ve vücuda yarar sağlar. Sindirilemeyen proteinler ise dışkıyla dışarı atılır ve vücut bu proteinlerden yararlanamaz. Tarhananın bileşimine yoğurt ve bitkilerden kaynaklanarak dahil olan laktik asit bakterileri tarhanadaki proteinleri belli ölçülerde aminoasitlere parçalayarak tarhanayı sindirimi kolay gıda şekline dönüştürür. Böylece aminoasitler tarhana ile vücuda hazır olarak girerler ve bağırsaklardan kolayca emilerek vücuda yarar sağlar. Buna bağlı olarak tarhananın besleme değeri artmış olur” diye konuştu.

Proteinlerin sindiriminin özellikle bebekler ve yaşlılar için çok önemli olduğuna işaret eden Temiz, bebeklerde sindirim enzimlerinin yetersiz olduğunu, yaşlılarda ise sindirim enzimlerinin çalışmasının yavaşladığını, bu nedenle tarhananın bebekler ve yaşlılar için tüketimi özendirilecek, sindirimi kolay besleyici bir gıda olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Temiz, tarhananın buğday unu veya göce adı verilen kepeksiz buğday yarmasına yoğurt, maya, domates, biber ve soğan gibi çeşitli sebzelerle nane, dereotu ve çörtük gibi çeşitli aromalı otlar ve tuz eklenip yoğrularak elde edilen hamurun 1-5 gün süreyle fermantasyona bırakılması ve ardından kurutulmasıyla elde edilen sağlıklı, sindirimi kolay, beslenme değeri yüksek ve dayanıklı geleneksel bir fermente Türk gıdası olduğunu söyledi.

Tarhananın Türk kavimleri tarafından çok eski çağlarda üretilip tüketildiğinin tahmin edildiğini kaydeden Temiz, Orta Asya’dan göç eden Türklerle birlikte Anadolu’ya geldiğini ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de İran ve Irak gibi imparatorluğa yakın komşu doğu ülkelere ve Rumeli üzerinden Macaristan ve Yunanistan gibi batı ülkelerine yayıldığının kabul edildiğini belirtti.

Temiz, Türklerle ırk yakınlığı bulunan Macarların tarhanayı Macaristan’a ve Finlandiya’ya kadar taşıdıklarını belirterek, bugün Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi Yakındoğu ülkelerinde “kishk”, İran ve Irak’ta “kushik” veya “kushuk”, Türkistan’da “göce”, Yunanistan’da “trahanas”, Macaristan’da “tahonya”, Finlandiya’da ise “talkhuna” ismiyle tarhanaya çok benzeyen gıdalar üretildiğini bildirdi.

Bileşimine katılan maddeler ve üretim tarzındaki değişiklikler nedeniyle tarhananın bölgelere göre çeşitlilik gösterdiğini kaydeden Temiz, genellikle İzmir, Manisa ve Burdur yöresinde yapılan un tarhanasının büyük bir kazanın dibine “tarhana otu” adı verilen aromalı otun yerleştirilmesiyle yapıldığını söyledi.

Ege Bölgesi’nin farklı yörelerinde üretilen un tarhanalarına tarhana otu yerine nane, un yerine irmik konulduğunu, un ve maya karışımına mercimek ve nohut da eklenebildiğini belirten Prof. Dr. Temiz, Tokat, Sinop, Edirne ve Tekirdağ gibi bazı illerde süt, un ve yumurta karıştırılarak “sütlü tarhana” yapıldığını ifade etti.

Temiz, Kahramanmaraş ve köylerine özgü firiğin (yarı kurumuş tarhana) özellikle çocuklar tarafından ceviz içiyle birlikte çiğ olarak tüketildiğini, tamamen kurutulmuş tarhananın ise kış boyunca çorbalık ve çerez olarak değerlendirildiğini söyledi.

http://saglik.milliyet.com.tr/sifa-kaynagi-tarhana-/beslenmevediyet/haberdetay/27.09.2011/1443656/default.htm