Monthly Archives: Aralık 2014

Doğu Karadeniz İçin ‘Temiz Enerji Evi’ Projesi

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mühendislik Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü tarafından hayata geçirilen “Temiz Enerji Evi Projesi”yle, güneş ve rüzgar enerjisinden faydalanılarak Doğu Karadeniz Bölgesinde bir evin ortalama elektrik ihtiyacının karşılanması amaçlanıyor. KTÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil İbrahim Okumuş, temiz enerji üretim sistemi ile temel olarak rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanarak bir evin elektrik ihtiyacının karşılanmasının amaçlandığını söyledi.

Sistemin daha önce kullanılmamış bilimsel birçok yeniliği içerdiğini vurgulayan Okumuş, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaşmasını sağlamayı hedeflediklerini anlattı. Okumuş, bu amaçla yüksek verimli bir sistem tasarladıklarını dile getirerek, “Sistem ile güneş ve rüzgardan elde edilen ve artan enerjinin en verimli şekilde akülerde depolanarak daha sonra da kullanılması amaçlanıyor. Gerçekleştirilen sisteminin amacı bölge halkını temiz enerji teknolojileri konusunda bilgilendirmek” diye konuştu. Okumuş, sisteminin Doğu Karadeniz’de rüzgar ve güneşin tek başına yetersiz olması dolayısıyla rüzgar ve güneş enerjisinden birlikte yararlanarak, bir evin elektrik ihtiyacının sürekli karşılanmasını amaçladığını vurguladı.

EKONOMİK YÖNDEN FAYDA SAĞLAYACAK

Gerçekleştirilen çalışmanın bu tip sistemlerde daha önce kullanılmamış bilimsel yenilikleri içerdiğini ifade eden Okumuş, şunları kaydetti: “Doğu Karadeniz’de nüfusun dağınık ve arazinin engebeli bir yapıda bulunması, arıcılık, hayvancılık, balıkçılık gibi tarım işlerinin elektrik hatlarının ulaşmadığı açık arazilerde gerçekleştirilmesi, birçok yerde elektrik sıkıntısına yol açmaktadır. Bu çözüm önerisi zor doğa koşullarında enerji ihtiyacını karşılarken ekonomik yönden de fayda sağlayacaktır. Bu tip sistemlerin tek başına kullanımlarının bölge için çok verimli olmaması ve pahalıya mal olmasından dolayı karma bir sistem üzerinde çalışmak daha verimli olacaktır.”

FARKLI BİR SİSTEM OLUŞTURULDU

Okumuş, Karadeniz Bölgesinin enerji üretimi açısından rüzgar ve güneş yönünden yetersiz olduğuna dikkati çekerek, bu nedenle maliyetinin fazla çıkmasının birbirini tamamlayacak şekilde güneş ve rüzgardan beslenen karma bir sistemin kurulması fikrini oluşturduğunu anlattı. Sistemde 400 voltluk güneş panelleri ve 400 voltluk bir rüzgar türbininin bulunduğunu dile getiren Okumuş, bunları her türlü iklim koşullarında çalışabilmesi ve enerjiyi akülerde depolayabilmesini sağlayacak bir sistem tasarladıklarını söyledi. Okumuş, sistemin kurulu gücünün 2400 volt olarak belirlendiğini belirterek, “Bu enerji ile bir evdeki lamba, televizyon, bilgisayar, buzdolabı hatta klima gibi cihazları çalıştırabiliyoruz. Kurulu gücü arttırarak daha fazla cihazı daha uzun süre çalıştırmamız mümkündür” dedi.

http://www.yenisafak.com.tr/gundem/dogu-karadeniz-icin-temiz-enerji-evi-projesi-2035182

Süt Hakkındaki Bilimsel Gerçekler

Kalsiyum kaynağı ve hayatımızın vazgeçilmez içecekleri arasında yer alan süt hakkında pek çok iddia ortaya atılıyor. İşte sütle ilgili bilmedikleriniz…
Süt ilk olarak milattan önce 7000’li yıllarda güney batı Asya’da kullanılmış, daha sonra M.Ö. 4. milenyumda dünyada kullanımı yaygınlaşmıştır. İlk keşif, yağ sebebi ile olmuş fakat zaman geçtikçe diğer faydaları araştırılmıştır. Özellikle Avrupa’da son 500 yılda süt tüketimi giderek artmıştır.

Süt; içerisinde bulunan, sağılma metodu ile bulaşan veya bekletme koşullarına bağlı olarak oluşan çeşitli mikroorganizmalar için adeta bir besi yeri olmuş ve dezenfeksiyonu için çalışmalar başlatılmıştır. 1863 yılında Fransız bilim adamı Louis Pasteur, pastörizasyonu icat etmiş ve gıdalardaki bakterilerin temizlenmesini sağlamıştır. 1884 yılında ise Amerikalı doktor Thatcher ilk defa cam şişe sütü kullanmaya başlamış, 1932 yılında Victor Farris plastik kaplı karton süt kutularını icat etmiştir. Yıllar sonra 1960’larda UHTultra yüksek ısı işlemi keşfedilmiş ve 1970’li yıllarda bu metotla süt ürünleri piyasaya sürülmüştür. Raf ömrünü uzatan Taylandlı bir firmanın ürettiği Tetra-Pak ambalajlar ise günümüze uzun ömürlü sütün raflardakini yerini almasını sağlamıştır.

 ZENGİN BİR İÇERİĞE SAHİPTİR
Süt üretimi dünyada ciddi boyutlarda yapılmaktadır ve sütün kaynakları da değişkenlik gösterir. Burada bir gurur kaynağımızı da dile getirmek istiyorum, Türkiye manda sütçülüğünde dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer almaktadır. Bilindiği üzere manda sütü, protein içeriği açısından daha değerlidir. Bir bardak sütte yaklaşık 285 mg. kalsiyum bulunur, bu miktar günlük ihtiyacınızın yüzde 30’una denk gelir. Unutmamak gerekir ki; sütte bulunan kalsiyumun diğer sebze veya besinlere göre üstün olmasının sebebi, biyoyararlanımının yüksek oluşudur. Kalsiyum dışında sütün içerisinde bulunan diğer maddeler ise biotin, iyot, magnezyum, potasyum, A vitamini, B2 vitamini, B5 vitamini, B12 vitamini, D vitamini, K vitamini, selenyum ve tiamindir.

UHT SÜT NE DEMEK?
UHT, pastörizasyonun ultrası demek. Tam açıklaması ise Ultra-Heat- Treatment veya Ultra-Heat-Temperature Proccessing’dir (Ultra-Isı ile İşleme). Bu işleme metodu, iki saniye süre ile 135 0 C’lik ısıya sütün maruz bırakılmasıdır. Bu ısı ve süre, sütün içerisindeki bakteri ve mantar sporlarının yok edilmesi için yeterlidir. 1960’larda geliştirilen bu teknik de sütün temizlenmesi yani dezenfeksiyonu için yapılmaktadır. UHT tekniğinin uygulandığı başlıca gıda süt olmasına rağmen; meyve suları, krema, soya sütü, yoğurt, şarap ve hazır çorbalar gibi diğer gıda ürünleri de bu yöntemle dezenfekte edilerek paketlenmektedir. UHT işleme sürecindeki yüksek ısı, sütte Maillard kahverengileşmesi adı verilen bir reaksiyona yol açar. UHT sütlerin tadının ve kokusunun günlük sütlerden farklı olmasının sebebi de bu reaksiyondur. Sütün dekontaminasyonuna yani mikroplardan arındırılmasına çok büyük bir zaman harcanmışken, bir devletin genç nesillerine süt dağıtması sonrası ortaya çıkan klinik tablonun sonucunda ‘sütlerin mikroplu olduğu’ iddiasının ortaya atılması, bu iddianın ancak ideolojik boyutunu gözler önüne serebilir. Yani bazılarının iddia ettiği gibi çocuklara bozuk süt dağıtılmamıştır!

ARAŞTIRMALAR SÜT İÇİN NE DİYOR?
1- Gebe kalmak isteyen kadınlar eğer düzenli olarak tam yağlı süt içerlerse gebe kalma ihtimali artıyor.
2- Sütün içerisinde bulunan konjuge lineloic asit; damar sertleşmesinden ve çeşitli kanserlerden koruduğu gibi aynı zamanda bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.
3- Süt içmek kaslarda gelişmeyi ve egzersiz sonrası kasların geri kazanımlarını arttırır.
4- Sütün içerisinde bulunan trans-palmitoleic asidin Tip 2 diyabetten koruduğu gösterilmiştir.
5- İnek sütü alerjisi gelişen insanlarda görülen reaksiyonlar ölümle bile sonuçlanabilir.
6- Sütün içerisinde bulunan kazein bileşiklerinden kazomorfin, ağrı dindirici özelliği olsa da otistik çocuklarda bulguların artmasına yol açabilmektedir.
7- Aşırı süt içimi erkeklerde prostat kanserine ve tüm toplumda Crohn hastalığına sebep olabilir. Bu listenin özellikle son üç maddesindeki olumsuz sonuçlar, aşırı tüketim ile yapılan araştırmalardan elde edilen sağlıksız çalışmaların sonuçlarıdır.

http://www.sabah.com.tr/saglik/2014/12/05/sut-hakkindaki-bilimsel-gercekler

Ziraat Mühendisleri, Bitki Koruma Ürünü Reçetesi Yazabilecek

Ziraat mühendisleri ve tütün teknoloji mühendisleri, “bitki koruma ürünü reçete yazma yetki belgesi” almak için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il müdürlüklerine başvurabilecek. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca hazırlanan “Bitki Koruma Ürünlerinin Önerilmesi, Uygulanması ve Kayıt İşlemleri Hakkında Yönetmelik”, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, bitki ve bitkisel ürünler ile bitki koruma ürünleri Bakanlık tarafından kalıntı izleme programı, ithalat ve ihracat bildirimleri gibi veriler dikkate alınarak insan ve çevre sağlığı açısından risk değerlendirme esaslarına göre belirlenecek. Bitki ve bitkisel ürünler ile bitki koruma ürünleri listesi her yıl Bakanlık web sayfasında yayımlanacak.

Yönetmelik, orman alanları ve ormanlardan elde edilen bitkisel ürünleri kapsamayacak.

Reçete ve üretici kayıt defteri zorunluluğu olmayan ürünler için ilgili diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla istenildiğinde reçete yazılabilecek ve üretici kayıt defteri tutulabilecek.

– Reçete yazma yetkisine sahip kişilerin sorumlulukları

Ziraat mühendisleri ve tütün teknoloji mühendisleri (sadece tütünlerde kullanılan bitki koruma ürünlerini reçeteye yazmak üzere) “bitki koruma ürünü reçete yazma yetki belgesi” almak için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il müdürlüklerine başvurabilecek.

Bitki koruma ürünü bayilik belgesine sahip kişiler reçete yazamayacak, ancak ziraat mühendisi olan bayiler gerekli şartları yerine getirerek “yetkili bitki koruma ofisi belgesi” almaları halinde bu yetkiye sahip olacak.

Reçete yazan yetkili kişiler ihbarı zorunlu olan zararlı organizmaları Bakanlığa bildirecek.

Reçete yazma yetkisine sahip kişi, zararlı organizmadan dolayı kendisine müracaat eden üreticinin arazisini ziyaret ederek, gerekli görülmesi durumunda üretici kayıt defterinde bitki koruma ürünü reçetesi bölümüne uygun tavsiyesini yazacak.

“Yetkili bitki koruma ofisi belgesi” alan bayiler sözleşme yaptıkları üreticilerin alan ve numune kontrollerini yaparak zararlı organizmaların teşhislerini yapabilecek, mücadele amaçlı öneride bulunabilecek, sözleşme yaptıkları üreticilere gerekli kayıtları tutmak şartıyla reçete yazabilecek, bitki koruma ürünü satabilecek ve uygulama yapabilecek.

Yetkili bitki koruma ofisleri, sözleşme yapmadığı diğer üreticilere bitki koruma ürünü satabilecek fakat reçete yazamayacak ve uygulama yapamayacak.

– Bitki koruma ürünlerinin uygulanması

Ticari amaçlı bitki ve bitkisel ürün üretimi yapılan alanlarda ve bitkisel ürünlerin bulunduğu depolarda, bitki koruma ürünü uygulamaları yetkili kişiler tarafından veya yetkili kişi nezaretinde yapılacak.

Bitki koruma ürünü uygulamaları, Bakanlık tarafından hazırlanan düzenlemelere, teknik talimatlarda belirtilen tavsiyelere, uygulama zamanı ve dozu ile etiket bilgilerine uygun yapılacak.

Bitki koruma ürünü uygulayıcıları, bitki koruma ürünü hazırlama ve uygulama işlerinde hamile kadınları, on sekiz yaşından küçük çocukları ve hastaları çalıştıramayacak.

Bitki koruma ürünlerinin hazırlanması ve uygulanması sırasında tütün ve tütün ürünleri dahil herhangi bir şey yenilip içilemeyecek.

Profesyonel uygulayıcıların ve yanında bitki koruma ürünü hazırlama ve uygulama işlerinde fiilen çalışacak olanların işe başlamadan önce sağlık raporu almaları zorunlu olacak. Raporda, astım gibi kronik solunum yolu rahatsızlıkları, alerjik rahatsızlıklar, cilt hastalıkları ve nörolojik rahatsızlıklarının bulunup bulunmadığı ile ilgili sağlık kontrollerinin yapılarak bu işi yapmaya uygun oldukları belirtilmiş olacak.

Hassas bölgeler ve sulak alanların korunması

Su kaynakları civarında bitki koruma ürünü kullanılması halinde sulak alanlar için tehlikeli olmayan bitki koruma ürünü ve düşük sürüklenme sağlayan uygun bitki koruma ürünü uygulama makinesi ve uygulama teknikleri kullanılacak.

Üretici, kimlik bilgilerini, ürün adı, bitkisel üretim yeri, üretim alanı, ürün hasat tarihi ve miktarı gibi bilgileri üretici kayıt defterine kaydedecek.

Üretici, reçete zorunluluğu bulunan bitki koruma ürününü reçete ile alacak ve “bitki koruma ürünleri uygulama belgesi” almış kişiye uygulatacak, ihbarı zorunlu olan zararlı organizmaları Bakanlığa bildirecek.

Yönetmelikle, Bitki Koruma Ürünlerinin Uygulama Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik, Bitki Koruma Ürünlerinin Reçeteli Satış Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ve Bitkisel Üretimde Kullanılan Bitki Koruma Ürünlerinin Kayıtlarının Tutulması ve İzlenmesi Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırıldı.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD5848_ziraat-muhendisleri-bitki-koruma-urunu-recetesi-yazabilecek.html

Ceviz, Kalp ve Damar Hastalıkları Riskini Azaltıyor

Yapılan araştırmalar sonucunda, bir kişinin beslenmesine ceviz dâhil edildiğinde, hâlihazırda kalp hastalığı olanlara fayda sağlanmasının yanı sıra, kalp hastalığı geliştirme riskinin de kayda değer oranda azaldığı gözlemlendi. Advances in Nutrition dergisinin 14 Kasım 2014 tarihli sayısında çıkan bir makalede, Pennsylvania State University, Beslenme Bilimleri Bölümünden Ordinaryüs Profesör Penny Kris-Etherton, ve Jennifer A. Fleming, ceviz ve ceviz yağında bolca bulunan a-Linolenik Asit (ALA) alan kişilerin kalp ve damar hastalıklarına (CVD) yakalanma riskinin azaldığı sonucuna ulaştılar.

“ALA ile ilgili bilgimiz son 10 yılda arttı”

Beslenme alanında Ordinaryüs Profesör Penny Kris-Etherton, “ALA’nın  kalp damar hastalıklarında sağladığı yararlar konusundaki bilgimiz son on yılda gözle görünür ölçüde ilerledi, mevcut verilere bakıldığında, ALA kalp damar hastalıkları riskini azaltıyor.” dedi.

Flemig ise, “Kalp hastalığını önlemek için neler yapılabileceğini öğrenmek, herkes için önemli ve anlamlıdır,” diyor.

Fleming ve Kris-Etherton; bitkiden elde edilen, ceviz ve ceviz yağında bulunan ALA’nın CVD’nin önlenmesinde deniz ürünlerinde bulunan eicosapentaeonic asit (EPA) ile docosahexaenoic asit (DHA) ile kıyaslanabilecek ölçüde rol oynadığını tespit ettiler.

2010 yılında, Amerika Birleşik Devletleri Beslenme Kılavuzları Danışma Komitesi, toplam günlük kalori ihtiyacı içerisinde %0,6-1,6 oranında ALA alımını tavsiye etti. Bununla birlikte, Fleming ve Kris-Etherton; yaptıkları araştırmada mercek altına alınan bulgulara göre, daha yüksek oranda ALA alımının kalp-damar sağlığına daha da faydalı olabileceğini ortaya koydular. En ideal miktarın belirlenmesi için daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç olduğunu önerdiler.

Kalp Krizinde Avrupa Birincisiyiz

22 Avrupa ülkesinde CVD’ye yakalanma sıklığının araştırıldığı Euroaspire III adlı çalışmada, 50 yaş altı kişilerde görülen ölümcül kalp krizlerinde, Türkiye’nin Avrupa’daki en yüksek orana sahip olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de her on kişiden dördü bir şekilde “kalp ve damar hastalıkları” nedeniyle hayatını kaybedecek. 2020 yılına kadar, Türkiye’de yılda toplam 400.000 kişinin kalple ilgili rahatsızlıklardan hayatını kaybetmesi bekleniyor.

Türkiye Cumhuriyeti sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan  Beslenme Rehberlerinde de, cevizin tekli doymamış yağ asitlerinin yanı sıra omega 3 yağ asidi bakımından da zengin olduğu belirtiliyor, rehberde ayrıca şöyle deniyor: “Bu gıdalar kalp hastalığı ve kanser riskini azaltır.”

İç hastalıkları uzmanı Dr. Baha Aydoğ, “Bana kalırsa bu bulgular son derece önemli; Türkiye’de günlük hayatta, bilhassa sağlığımızı, kalbimizi ve tansiyonumuzu olumsuz etkileyen strese karşı vücudumuzun verdiği tepkileri, gıdaların gerçekten olumlu yönde nasıl etkileyebileceğini kanıtlıyor” diyor ve devam ediyor: “ALA bakımından zengin gıdaların vücudumuzun ve hayatımızın hemen her yönü için iyileştirici etkileri olduğunu biliyoruz. Bundan sonra, strese gireceğinizi hissettiğinizde fast-food, şekerleme ve geçici olarak kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan diğer her şeyden uzak durun. Bunlar yerine, bir avuç ceviz tüketin. Stresinize, kalbinize ve genel olarak sağlığınıza iyi gelir”.

Bu bulguların ayrıntılarının yer aldığı makale, “The Evidence for a-Linolenic Acid and Cardiovascular Disease Benefits: Comparisons with Eicosapentaeonic Acid and Docosahexaenoic Acid ,” Advances in Nutrition dergisinin Kasım 2014 sayısında yayınlandı.

http://www.milliyet.com.tr/ceviz-kalp-ve-damar-hastaliklari-pembenar-detay-sagliklibeslenme-1977830/

Keneleri Tuzağa Düşürecekler

Bursa’da iki akademisyen, ‘kene tuzağı’ hazırlayıp KKKA hastalığına yol açan virüsün taşıyıcısı bu hayvanları bertaraf etmeye yönelik çalışma yürütüyor. Türkiye’de son yıllarda iyice yayılan ve bazıları Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsünün taşıyıcısı olan kenelere karşı Uludağ Üniversitesinde (UÜ) yürütülen proje kapsamında “kene tuzağı” hazırlanıyor. Proje kapsamında üretilen ve içinde bu hayvanlara cazip gelecek maddeler konulan tuzak, yere sabitlenerek kenelerin belli bölgelere toplanması sağlanacak.

UÜ Veteriner Fakültesi Parazitoloji Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Aydın, yıllardır kenelerle ilgili çalışmalarda bulunduklarını söyledi.

Manisa’da bir plastik firmasının sahibi Hatice Yılmaz Koçalp’in, yaklaşık 3 yıl önce virüs taşıyan kenelerin bertaraf edilmesi için kendilerine bir fikirle geldiğini belirten Aydın, “Bize, ‘Kenelerle ilgili çevre ilaçlama yapamayacağız, insanlara toksik etkileri var. Ayrıca bir sürü de çevre kirliliğine neden oluyor. Keneler için bir tuzak yapabiliriz’ dedi. Biz de bunun üzerine harekete geçtik” diye konuştu.

Dünyada buna benzer çalışmaları araştırdıklarını anlatan Aydın, kenelere cazip gelebilecek gıda ya da çiftleşme olgularını içeren bir tuzak oluşturabileceklerini belirlediklerini ifade etti.

Tuzak için hazırlıklarının sürdüğü bilgisini veren Aydın, şöyle konuştu:

“Asistanımız Özgür Selçuk ile sıkı bir şekilde çalışıyoruz. Kısa bir ara vermiştik ama firmamızla konuştuk ve tekrar çalışmaya devam edeceğiz. Bu aslında bir Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Ar-Ge projesidir. Hatta Erciyes Üniversitesinden hocamız Prof. Dr. Abdullah İnci de TÜBİTAK adına bu çalışmanın hakemliğini yaptı. Geliştirdiğimiz ürünle şu an yüzde 60-70 arasında değişik kene türlerini değişik gelişme dönemlerinde 20-25 metrekarelik açık alana çekmeyi başardık. Bu ürünün yüzde 90’ın üzerine çıkması ve daha toksik etkilerle çalışılması, özellikle de şehir merkezlerindeki kenelerle mücadelede, piknik alanlarında kedi ve köpek kökenli kenelerle mücadelede kullanılabilecek bir olay haline gelmesi gerekiyor. Yüzde 90’ın üzerine çıkarsak hem ülkemiz hem de bizim için büyük başarı olur.”

Asıl hedef; “kene paniğine son vermek”

Aydın, tuzağın, kırsaldan çok kent merkezlerine yönelik olduğuna dikkati çekti.

KKKA virüsünün şehir merkezlerinde pek görülmediğine değinen Aydın, şunları kaydetti:

“Bu virüste son konakçı sığırdır, ara konakçılar yabani hayvanlar, yer kuşlarıdır ama şehir merkezlerinde bir panik olduğu için böyle bir yola çıktık. Türkiye’de insanlarda yıllık ortalama 500 bin kene tutulma vakası oluyor. Bunların belki bin 300-bin 400’ü KKKA ile bağlantılı ama 500 bin insanın hastanelere geldiğini ve şikayetlerin olduğunu düşünün. İşte biz bunu, özellikle bu çalışmayı, bu küçük tuzağı bunun için düşündük. Bunu yere sabitliyoruz. İçine keneyi çekebilecek maddeyi bırakıyoruz ve yoğunluğu bulunan bir kene bölgesini tespit ediyoruz. Orada ne kadarını çekebiliyoruz? Kaç metreden çekebiliyoruz? Onlara cazip gelecek maddeleri kullanarak ve karışımlar hazırlayarak çalışmamamıza devam ediyoruz.”

http://www.tarimtv.gov.tr/HD5835_keneleri-tuzaga-dusurecekler-.html