Monthly Archives: Aralık 2010

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Saanen Keçisi Dağıttı

İlçemiz Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından Konak Köyünden  3 çiftçi ailesine ve Güzelyurt Köyünden 12 çiftçi ailesi için hazırlanan 7 adet Saanen Keçi Projesi için 105.000,00 TL kaynak aktarıldı.   Bu kapsamda Şebinkarahisar Tarım Kredi Kooperatifi aracılığı ile alınan toplam 144 adet saanen keçisi fayda sahibi çiftçilerimize dağıtıldı. Bu proje, ilçemizde hayvancılığın geliştirilmesi ve saanen keçi yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması açısından örnek teşkil edecektir.

Saanen Keçisi Dağıtımında, İlçe Kaymakam Vekili Ünal KOÇ, Belediye Başkanımız Şahin YILANCI, Belediye Başkan Yardımcımız Eleaddin ÖNAL, İlçe Milli Eğitim Müdürü Naci KURU, bazı sivil toplum örgütü yöneticileri ve köylülerimiz yer aldı.

http://www.sebinkarahisar.bel.tr/default.aspx?pid=64856&nid=65192

Ekmeklik Buğday Ekimine Devlet Desteği Bekleniyor

Türkiye un üretiminde 14.5 milyon ton ile dünyanın en büyük üçüncü ülkesi konumunda iken, kaliteli hammadde bakımından sorunlar yaşıyor. Hammadde konusunda devlet desteği bekleyen sektör, aksi durumda kaliteli buğdayda tamamen dışa bağımlı olma durumuyla karşı karşıya.Üreticisi, işçisi, tüketicisi ve fırıncısıyla milyonlarca insanın hayatını yakından etkileyen Türkiye un sektörü önemli bir istihdam ve faaliyet alanı teşkil ediyor. Böylesi önemli iş kolu olan un sektörü, kaliteli hammadde temini konusunda sıkıntı yaşıyor ve sektör temsilcilerine göre bir tarım ülkesi konumunda bulunan Türkiye’de kaliteli buğday üretimi neredeyse yok denecek kadar az.

 Kaliteli hammadde temin edemeyen un üreticileri ise kaliteli un üretememekten şikayetçi. Kaliteli hammadde temini konusundaki sıkıntıdan Ukrayna ve Kazakistan gibi ülkelerden yapılan ithalatlarla kurtulmaya çalışan sektör, devletten destek beliyor. Devletin başarılı tarım politikalarıyla çiftçileri kaliteli buğday üretmeye teşvik etmesi gerektiğini vurgulayan sektör temsilcilerine göre, ancak sertifikalı tohumculukta sağlanacak başarıyla hammaddedeki kalite ve dışa bağımlılık sorunu ortadan kalkabilir. Aksi durumda Türkiye, şuanda hammadde ithal ettiği Ukrayna ve Kazakistan gibi ülkelere tamamen bağımlı olma durumuyla karşı karşıya kalabilir.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gıda sanayinin hammaddesi yüksek oranda tarım sektöründen karşılanıyor. Türkiye’deki yıllık buğday üretimi ve stok miktarı tüketime yetecek kadar olmanın yanında mevsimsel dalgalanmalara bağlı olarak buğdayda, özellikle kaliteli buğday konusunda ithalata başvuruluyor. Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu’ndan alınan verilere göre; Türkiye’de tarımsal üretimin yüzde 25-30’unu hayvansal üretim, yüzde 70-75’ini bitkisel üretim oluşturuyor. Türkiye’de ekili ve dikili alanların önemli bir bölümü tahıl ve baklagil alanlarından oluşurken, Türkiye’de tahıl üretimi, tarım sektörünün olduğu kadar genel Türkiye ekonomisinin de temelini oluşturuyor. Tarım sektörünün GSMH içindeki paylarına baktığımızda 2005 yılında yüzde 9.4 olan oran 2007-08 döneminde yüzde 7.6’ya gerilerken, 2009 yılında tekrar yükselişe geçerek, yüzde 8.2 oldu. Bu süreçte tarım sektöründe kuraklığa bağlı sıkıntılar yaşanırken, aynı ölçüde olmasa bile 2010 yılında mevsim dışı alınan aşırı yağışlar rekolte düşüşlerine ve kalite kayıplarına neden oldu. Türkiye’de, tarım ve gıda sanayi içinde yüzde 40’a yakın bir payla tahıl ve nişasta ürünleri ilk sırayı alırken, bunu yüzde 15’er pay ile süt ve et ürünleri takip ediyor. Şeker, meyve ve sebze ile bitkisel yağların payları ise sırasıyla yüzde 11, yüzde 9 ve yüzde 6. Türkiye’deki gıda ve içecek işletmelerin dağılımına baktığımızda ise 22 bin 275 işletme üzerinden yapılan çalışmaya göre bu işletmelerin yüzde 26.6’sını işlenmiş unlu mamuller, yüzde 17.9’u meyve ve sebze, yüzde 14.1’i süt ve süt mamulleri, yüzde 8.4’ünü bitkisel ve hayvansal yağlar, yüzde 7.6’sını ise un ve unlu ürünler oluşturuyor. Un ve unlu ürünler ile işlenmiş unlu ürünler toplamının ise yüzde 34.2 olarak en yüksek paya sahip olduğu görülüyor. 2009 İSO “En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu” içinde beş, ikinci “500 Sanayi Kuruluşu” arasında ise 10 un firmasının yer alması da sektörün gerek iç tüketimin karşılanmasında, gerekse dünya ticaretinde oynadığı rolü ve büyüklüğü göstermesi açısından bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

14 milyon tonla dünyanın üçüncü büyük üreticisi

Dünyanın başlıca buğday üreticileri, aynı zamanda en fazla un üretimi gerçekleştiren ülkelerini oluşturuyor. Türkiye 2009 yılı itibariyle un üretiminde 14.5 milyon ton ile dünyanın en büyük üçüncü ülkesi konumunda bulunuyor. Üretimin 12 milyon tonu iç piyasada tüketilirken, geriye kalan 2 milyon tonluk kısmı ise Irak, Endonezya, Filipinler gibi ülkelere ihraç ediliyor. 2009 yılı itibariyle 1 milyon 806 bin ton un karşılığı 581 milyon 470 bin dolar değerinde ihracat gerçekleştiren Türkiye, satışının büyük bir kısmını Irak’a yaptı. Bu dönemde Türkiye’nin un ihracatında Irak yüzde 43 pay ile başı çekerken, Endonezya yüzde 24 ve Filipinler yüzde 5 ile ihracatta dikkat çeken ülkeler oldu. Kapasite kullanımında dünya ortalaması yüzde 65 iken bu oran Türkiye’de yüzde 45 seviyesinde yer alıyor. 700 firmanın faaliyet yürüttüğü sektörde yaklaşık 14 kişi de istihdam ediliyor. Türkiye un sektöründe şuanda 715 un fabrikası faal durumda. Bu fabrikaların yüzde 28’si İç Anadolu, yüzde 20’si Karadeniz, yüzde 19’u Marmara, yüzde 13’ü Güneydoğu Anadolu, yüzde 7.5’i Ege, yüzde 6.4’ü Akdeniz ve yüzde 4’ü ise Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunuyor. İşletmelerin kuruluş yeri ve yatırım planları incelendiğinde hammaddeye, pazara ve altyapıya yakınlığın önemli olduğu, ayrıca Türkiye’de buğday ekim ve üretim alanlarının bu seçimde önemli rol oynadığını söyleyebiliriz.

Temel sorun atıl kapasite

Üretim ve dış ticaret potansiyeliyle göz kamaştıran Türkiye un sektörü, kaliteli hammaddenin temini dışında atıl kapasite konusunda da sorun yaşıyor. Dünya gelenlinde firmaların kapasite kullanım oranı ortalama yüzde 65 iken, bu oran Türkiye’de yüzde 45 seviyesinde bulunuyor. En büyük sıkıntıyı kaliteli hammadde temini ve atıl kapasite konusunda yaşayan sektörün, toplam ihtiyacından çok daha fazla üretim kapasitesi var. Ayrıca bilinçsiz tarım faaliyetlerinden ötürü kalitesiz buğday haddinden fazla üretilirken, bölgesel bazda fiyatta aşırı bir rekabet de yaşanıyor. Sertifikalı buğdayın kullanılmamasının kalitede düşüşün yaşanmasına neden olduğunu savunan sektör temsilcilerine göre, Türkiye’de toprak reformunun yapılması, bölgesel ekim alanları planlanarak Türkiye’deki tarım ürünlerinin kalitesinde artış yaşanabilir.

http://www.tarimsalhaber.com/ekmeklik-bugday-ekimine-devlet-destegi-bekleniyor.htm

Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliğine İlgi Az

Bursa Tarım İl Müdürü Kasım Piral, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin maliyetinin düşük olduğunu ve oldukça karlı olmasına rağmen hayvan yetiştiricilerinin yeterince ilgisinin çekmediğini söyledi. Bursa Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği (BKKYB) Başkanı Yıldırım Oran’ın ziyareti sırasında konuşan Kasım Piral, küçükbaş hayvan üretimi için Bursa’da uygun alanlar bulunduğuna dikkat çekip mevcut üretimi teşvik edeceklerini söyledi.

BKKYB Başkanı Yıldırım Oran, Tarım İl Müdürü Kasım Piral’a yaptığı ziyarette, birliğe bağlı yaklaşık 4 bin üreticileri olduğunu ve bu üreticilerin ellerinde 300 bin kayıtlı anaç damızlık bulunduğunu söyledi. Bursa’da yılda ortalama 500 bin kuzu ve oğlak üretildiğini anlatan Oran, bu hayvanların et ve sütünün ekonomiye doğrudan katkı sağladığının altını çizerek, “Birlik olarak küçükbaş hayvan üretimi arttırmak amacıyla çeşitli projelerimiz var. Bunların zaman zaman Tarım İl Müdürlüğü ile birlikte yapıyoruz. Bu ortak projeleri daha da arttırabilirsek mevcut üretimi katlarız.” diye konuştu.

Tarım İl Müdürü Kasım Piral, Bursa’nın tarım ve hayvan potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu söyledi. Piral Bursa’nın yüksek potansiyeline rağmen kapasitesinin büyük bölümünü gerektiği kadar kullanmadığını tespit ettiğini belirterek, “Kentimizde tarım ve hayvancılığın daha da gelişmesi için, Tarım İl Müdürlüğü olarak çeşitli projeler hazırlayacağız. Bizim için üretici birlikle çok önemlidir. Bursa’da küçükbaş hayvan üretiminin en az üçe katlanması gerekir. Çünkü Bursa küçükbaş hayvan üretimi için her türlü olanağa sahip.” dedi.

Kasım Piral üretimin artması için mevcut üretimi teşvik edeceklerini ve hayvan ırklarının ıslahını yapmayı amaçladıklarını kaydetti. Tarım Müdürlüğü olarak tek tek ulaşmalarının zor olacağına işaret eden Piral şöyle devam etti; “Ama birlik çok kısa bir sürede bütün üreticilere ulaşabiliyor. Bu nedenle projelerimizi üretici birlikleri ile birlikte yürütmeyi çok önemsiyoruz”. – BURSA (CİHAN)

http://www.muhabir.net/bursa-tarim-il-muduru-piral-kucukbas-hayvan-yetistiriciligine-ilgi-az/

Kuraklık Test Merkezi

Eker, burada yüzlerce çeşit tohum geliştirme imkanı olacağını, söz konusu merkezin laboratuvarlar, seralar ve yapay iklimlendirme unsurlarından oluştuğunu ifade etti; Tarım ve Köyişleri Başkanı Mehmet Mehdi Eker, Konya‘da araştırma enstitüsü bünyesinde açılan Kuraklık Test Merkezi’nde, hububatta diğer çeşitlere göre daha az su ihtiyacı hissedecek tohumların da geliştirileceğini belirterek, ‘Bunun için çok değerli, önemli…’ dedi.

Eker, Konya‘daki Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde inşa edilen Kuraklık Test Merkezi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında küresel ısınmaya bağlı olarak dünyada bir kuraklık yaşandığını, Türkiye’nin de bu kuraklıktan etkilenen ülkeler arasında yer aldığını hatırlattı. 2007 yılında böyle bir kuraklık merkezinin kurulması kararını aldıklarını, çalışmaya 2008’de başladıklarını ve tesisi bugün bitirdiklerini anlatan Eker, bu özellikteki bir kuraklık merkezinin ABD ve Avustralya olmak üzere dünyada sadece 2 yerde olduğunu belirtti. Bu çalışmanın küresel ısınma gibi tehditlere karşı önlem olarak gerçekleştirildiğini ifade eden Eker, şunları kaydetti:

Konya‘daki bu Kuraklık Test Merkezi için 1 milyon 700 bin lira para harcandı. Bu kuşkusuz Konya‘ya verdiğimiz önemi ve Türkiye’de tarım sektörü açısından Konya‘nın değerini gösteriyor. Küresel ısınmayla birlikte, bu tehdidi yakından hisseden Akdeniz Havzası’nda bulunuyoruz. Türkiye’de bu tehdidi hisseden ve hissedecek yerlerin başında İç ve Güneydoğu Anadolu geliyor. Öngörüler doğru çıkar da kuraklık artar, ısınma artarsa, topraklarımız daha az yağmur alırsa biz ne yapacağız? 2 şey yapabiliriz, birincisi mevcut su kaynaklarımızı azami düzeye çıkartıp bunu olabildiğince verimli kullanmanın tedbirlerini alırız. Zaten bunu yapıyoruz, GAP ve KOP projeleri bu vizyonun, kararlılığın, bu öngörünün bir parçasıdır. İkinci husus ise bütün bunlara rağmen eğer kuraklık tehdidi, küresel ısınma tehdidi varsa, buna karşı kuraklığa daha çok dayanıklılık gösteren, daha az su ile alınabilecek bitki tohumlarının geliştirilmesidir. Ar-Ge dediğimiz, bilimsel araştırma geliştirme dediğimiz şey bu… Öyle hububat tohumları geliştireceğiz ki, diğer çeşitleri göre daha az su ihtiyacı hissedecek. İşte bu test merkezi bu tür tohumların geliştirilmesi için merkez haline gelecektir. Bunun için çok değerli, önemli…’

Eker, burada yüzlerce çeşit tohum geliştirme imkanı olacağını, söz konusu merkezin laboratuvarlar, seralar ve yapay iklimlendirme unsurlarından oluştuğunu ifade etti. Burada oluşturulan kuraklık şartlarında, deneme ekilişlerin yapılacağını ve tohum geliştirme faaliyetinin gerçekleştirileceğini anlatan Eker, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘2005 yılından bu yana Bakanlık olarak tohumculukla ilgili, Hibrit Tohumculuğunun Geliştirilmesi Projesi’ni başlattık. İddiaların ve söylenenlerin aksine tohumculuk konusunda ülkemizde önemli gelişmeler var. Yüzde 10 olan Türkiye’deki hibrit tohum üretimi 5 yıl gibi bir süre içinde yüzde 30’ların üzerine çıktı. Sertifikalı tohumluk üretimi ise 145 bin tondan 385 bin tona yükseldi. Tohum ihracatı yüzde 3 bin 500 arttı, Türkiye’de çok büyük bir mesafe kaydedildi. Hububat tohumluğunun yüzde 100’e yakını Türkiye’de üretiliyor. Sadece sera alanlarında yetiştirilen sebze tohumluklarının bir kısmında dışardan gelen tohumlar kullanılıyor.’

Eker, hazırlanan kurdelenin kesilmesinin ardından, Kuraklık Test Merkezi laboratuvarları ile seralarını gezdi, yetkililerden bilgi aldı. Programa, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürü Masum Burak, Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, Konya milletvekilleri, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek ve diğer davetliler katıldı.

Bilimsel Tarım ve Hayvancılığın Yapılmasını Amaçlayan Seminerler

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin, köylerde tarım ve hayvancılığı geliştirmek için tahsis ettiği veteriner ve ziraat mühendisleri, kentin ihtiyaç duyulan noktalarında seminerler düzenliyor.Büyükşehir Belediyesi, kentteki tüm köylerde bilimsel tarım ve hayvancılığın gelişmesini sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Tarım ve hayvancılığı geliştirme şefliği tarafından yürütülen çalışmalarda vatandaşlara bilgilendirmeler yapılıyor. Toprak analizi nasıl yapılır, hayvan yetiştirme, bitki koruma, hayvan barınakları gibi çok çeşitli konularda bilimsel veriler vatandaşlara seminerler aracılığı ile iletiliyor.

Eğitimlerin, bölgelerin ihtiyaç duyulan ve öne çıkan ürünlerine göre verildiği seminerler, Gölcük ilçesi Hisareyn Köyü ve Kandıra ilçesi Topluca Köyü’nde sürdü. Damlama sulama ile ilgili seminerlerin düzenlendiği Hisareyn Köyü’nde bu sistemle sadece bitki kökünün yetiştiği toprak bölgesi sulandığı, bu nedenle, sulanan toprağın oranı, diğer sistemler ile sulanan toprağın oranının yaklaşık yüzde 30’u kadar az olduğu ifade edildi.

Damla sistemi ile bitkinin gelişme ve olgunlaşma dönemi hızlı ve düzenli olacağını zirai ilaç ve gübre kullanımından, işçilikten tasarruf sağlanacağının açıklandığı seminerleri köylü vatandaşlar dikkatle dinledi. Vatandaşlar, verilen bilgilerin kendileri için çok değerli olacağını bildirerek, bu noktada topraklarındaki ürünleri bu sistemle değerlendirmenin faydalı olacağını söyledi.

Kandıra ilçesi Topluca Köyü’nde ise fındık yetiştiriciliği konusunda eğitimler verildi. Büyükşehir Belediyesi uzman ekibinin verdiği eğitimlerde, fındık hastalıkları ve zararlıları konusunda vatandaşlar bilgilendirildi. Fındığın en önemli hastalıklarının başında Bakteriyel kökenli olan ‘Bakteriyel Yanıklık Hastalığı’ geldiğinin bildirildiği seminerlerde, toprak 60-70 santimetre derinlikte olması gerektiği bildirildi. Bitkinin besin maddesince zengin olması gerektiğinin anlatıldığı seminerlerde, taban suyu yüksek ve su tutan topraklarda bahçenin kurulmasının daha etkili olacağını ifade etti.

http://www.tarimsektor.com/haber/1421/Uzmanlar_Koyu_Ihya_Ediyor.html