Monthly Archives: Ekim 2011

Buğday Raporu Yayınlandı

Ulusal Hububat Konseyi (UHK) tarafından hazırlanan ve yayımlanan ”Buğday Raporu” kitabında gerek dünya gerekse ülkemiz açısından stratejik öneme sahip olan buğdayın ekonomik durumu, ticareti, buğdaya dayalı sanayi sektörünün sorunları ile kalite ve yetiştiricilik konularının irdelenerek çözüm önerileri ortaya konuluyorUHK Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Çevik, Ulusal Hububat Konseyi Buğday Çalışma Kurulu’nun, bir süredir üzerinde çalıştığı ”Buğday Raporu” kitabını tamamlayarak tarım paydaşlarıyla buluşturduğunu belirtti.

Çevik, yaptığı açıklamada, hazırlanan ayrıntılı raporun tarım paydaşları ile paylaşıldığını belirterek, ”Buğday dünyada en çok üretilen ve pek çok ülkenin beslenme, ticaret ve ekim nöbeti sistemlerinde vazgeçilmez bir kültür bitkisidir. Özellikle insan beslenmesinde alternatifsiz bir bitki olan buğday kitabımız bünyesinde devlet, tüccar, sanayici ve çiftçi açısından değerlendiriliyor” dedi.

İsabetli ve güncel konuların ele alındığı kitapta, Türk tarımı için önemli bir yer teşkil eden buğdayın önemine vurgu yapıldığına dikkati çeken Çevik, şunları kaydetti:

”Kitapta 2023’te tarımsal ekonomik büyüklük açısından, dünyanın ilk 5 ülkesi arasında yer almak ülke olarak hedeflerimiz arasındadır. 2023 vizyonu için oluşturulan projelerden biri de yayınlamış olduğumuz bu rapordur. Son 10 yılın değerlendirmesini yaptığımız raporumuzda; buğdayın dünya ve ülkemizdeki değişim seyri, buğday üretiminde karşılaşılan ekonomik sorunlar ve çözüm önerileri, üretim, tüketim, ihracat, ithalat, stok, fiyat, tüketim gibi konuları, ayrıca buğdaya dayalı sanayinin yıllara göre değişimi ve günümüzdeki durumu, buğdayda yetiştirme teknikleri ve kalite ilişkisi, un sanayinin durumu ile gelecek 10 yıldaki ihracat odaklı projeksiyonu hakkında geniş kapsamlı bilgi yer almaktadır.”

Türkiye’nin dünyadaki yeri

”Ülkemiz, dünyanın 6. büyük tarım ekonomisi haline gelmiş bulunmakla birlikte sahip olduğumuz büyük potansiyelle daha iyi bir seviyeye gelebiliriz” diyen Çevik, güncel veriler bugün tarımın büyük bir girişimcilik sektörü olduğunu ve insanların bilinçlendirilmesi ile büyük tarım potansiyeli olan ülkemiz gelişmesinin sağlanabileceği ifadelerine yer verdi.

Tarımın günümüzde stratejik bir hale dönüştüğünü ifade eden Çevik, ”Üzerinde çok boyutlu olarak durulması gereken bir sektör olmuştur. Bu açıdan Türkiye gibi bölgesinin lider ülkesi için de tarım ve tarım politikaları çok önemli hale gelmiştir” diye konuştu.

Ulusal Hububat Konseyi olarak üretici, tüccar ve sanayici üyeleriyle yaptıkları görüşmelerde uygulamaya geçen ”TMO Yeni Alım Sistemi”nin sektörün tüm paydaşları tarafından benimsendiğini ve olumlu karşılandığını gördüklerini anımsatan Çevik, ”Kaliteli üretenin daha çok kazanmasını teşvik eden, piyasalara standart, güven ve yeknesaklık getiren TMO Yeni Alım Sistemi her kesime kazanç getirecektir. Dünya ile entegre olup, sektörün AB’ye uyumunu kolaylaştıracak olan yeni alım sistemini uygulamaya koydukları için TMO’ya teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.

Buğday raporunda dikkati çeken başlıklar

Çevik, buğday raporunda dikkati çeken başlıkları ise şöyle özetledi:
”Dünyada başlıca buğday üreticisi ülkelerin son 10 yıllık verileri incelendiğinde, 1999 yılında 213 milyon hektar olan ekim alanlarının yıllık yüzde 0.5 artış ile 2009 yılında 225 milyon hektara ulaştığı görülür. Bu süre içinde ekim alanlarındaki toplam artış yüzde 5.1 düzeyindedir. Buğday üreten başlıca ülkeler; Hindistan, Rusya, Çin, Amerika Birleşik Devletleri, AB ülkeleridir. Türkiye yaklaşık 8 milyon hektar ekim alanı ile Dünya buğday ekim alanlarının yüzde 3.56’sını oluşturmaktadır.

Dünyada buğday veriminin 1999 yılında dekarda 275 kilogram iken, 2009 yılında dekarda 302 kilograma yükseldiği anlaşılmaktadır. Başlıca buğday üreticisi ülkelerden Almanya’da dekarda 780 kilogram ortalama verim elde edilirken, bu ülkeyi dekarda 744 kilogram ile Fransa ve dekarda 474 kilogram ile Çin takip etmiştir. Türkiye’de son 10 yıllık süreç incelendiğinde 1999 yılında dekarda 192 kilogram olan buğday verim düzeyinin, 2009 yılında yüzde 34 artış ile dekarda 256 kilograma çıkması, buğday ekim alanlarının azalmasına karşılık üretimin azalmadan devam edebilmesini sağlamıştır. Dünya buğday üretimi; son beş yılda yaşanan belirgin kuraklığın etkisiyle 2007 yılında en düşük düzeyde gerçekleştirilmiş, 2008 ve 2009 yıllarında sırasıyla 686 ve 679 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Dünya buğday üretimi 2010 yılında ise bir önceki yıla göre yaklaşık olarak 29 milyon ton düşüşle 650 milyon ton olmuştur.”

Ülkemizde 800 un fabrikası bulunuyor

Türkiye’de 2010 yılı verilerine göre yaklaşık 800 adet faal un fabrikası bulunduğunu açıklayan Çevik, ”Bu faal olan un fabrikalarının kurulu buğday kırma kapasitesi yıllık yaklaşık 40 milyon tondur. Buna karşılık bu kapasitenin yalnızca yüzde 40’lık kısmı faal olarak kullanılmaktadır” dedi.

Buğday tarımında yağışın bol olduğu ekolojilerde ve sulanır koşullarda uygun çeşit seçilmediği takdirde beklenen verimde yüzde 50, kuru tarım sisteminde ise yüzde 20-30 azaldığını bildiren Çevik, ”Tohumluk başlangıçta yalnızca üretimin bir aracı olarak görülmüşken, sonraları tohumlukla ürün, verim ve kalite arasındaki ilişkilerin anlaşılmasıyla iyi çeşit ve iyi tohumluk kavramları gündeme gelmiştir. Ülkemizde 132’si tescilli, 41’i üretim izinli olmak üzere toplam 173 ekmeklik buğday çeşidi ve 45’i tescilli, 8’i üretim izinli olmak üzere toplam 53 adet makarnalık buğday çeşidi bulunmaktadır” diye konuştu.

TMO 2011 buğday alım stratejisinde yenilik yaparak bir ilke imza attığını hatırlatan Çevik, ”Buna göre; alım grubu ve kot değişikliği ile proteine dayalı alım sistemine geçmiştir. Ekmeklik buğdaylar 6 alım gurubu yerine 4 alım grubuna düşürülmüştür. Bunlar; Anadolu Beyaz Sert Buğdaylar, Anadolu Kırmızı Sert Buğdaylar, Diğer Beyaz Buğdaylar ve Diğer Kırmızı Buğdaylardır. Ürün İhtisas Borsacılığı(ÜİB) sisteminde; başta Hükümeti temsilen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ticaret Borsaları olmak üzere; üretici, tüccar ve sanayici organizasyonları; lisanslı depolar, ‘merkezi kayıt kuruluşu’, sigorta şirketleri ve bankalar yer alacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de buğdayda sorun üretim değil, kalite

”Ülkemizde buğdayda esas sorunun üretim sorunu değil, kalite sorunu olduğu tüm çevrelerce kabul edilen bir olgudur” diyen Çevik, kalite sorununun, ıslahçının, tohumluk üreticilerinin, girdileri ve yetiştirme tekniklerini buğday yetiştiriciliği ile bir araya getiren çiftçilerin, onların eğitiminde görev alan teknik personelin, üretim girdilerini üreten ve satışa arz edenlerin, TMO’nun, tüccarın, depolama işlevini gerçekleştirenlerin, buğday işleyen sanayicinin, bu kesimlerin organizasyonları olan sivil toplum örgütlerinin birlikte ve diyalog halinde bulunmaları ile çözüleceğini dile getirdi.

Türkiye’deki buğday yetiştiriciliğinin yaklaşık yüzde 25’inin sulu şartlarda (veya yüksek yağışlı) yapıldığının tahmin edildiğini anlatan Çevik, şöyle devam etti:

”Bitki yetiştiriciliğinde sulu-kuru tarım arasındaki verim oranı 2.5/1 olarak kabul edildiğine göre, buğday veriminin kuru şartlarda yaklaşık dekarda 200-300 kilogram, sulu şartlarda ise dekarda 500-750 kilogram arasında olduğu söylenebilir. Hububat yetiştiriciliğinde verim ve kaliteyi olumsuz yönde etkileyen unsurların en önemlilerinden biri de bitki koruma ile ilgili olan sorunlardır. Bitki koruma ile ilgili olan sorunlar hastalık, zararlı ve yabancı ot kaynaklı olmaktadır. Dünyada hububatta hastalık, zararlı ve yabancı otlardan dolayı yaklaşık yüzde 32 oranında ürün kayıpları meydana gelmektedir.”

Geleneksel tarımın, ürün artıklarının yakılması, yabancı ot kontrolü için derin toprak işleme gibi uygulamaları içerdiğinden, genel olarak çevre için zararlı olduğunu açıklayan Çevik, bu tekniklerin toprakta sıkışıklığını artırarak deformasyona ve erozyona neden olduğunu, aşırı gübre ve ilaç kullanımı sonucunda oluşan kalıntılar ile yeraltı sularının kirletilmesine de yol açtığını söyledi.

Çevik, ayrıca geleneksel toprak işleme tekniklerinin, CO2’in atmosfere emisyonunu artırarak küresel ısınmaya neden olduğunu, tarımın sürdürülebilirliğini çevreye verdiği olumsuz etkiler nedeniyle azalttığını sözlerine ekledi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=287516

Milli Ekonominin Temeli Ziraattır

Malatya Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Hamit Aygül, “Milli ekonominin temeli ziraattır, özdeyişi bugün daha bir anlam ifade etmekte ve yurdun gerçek efendisinin tarımla uğraşan çiftçiler olduğu idrak edilmeye başlanmıştır” dedi. 16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniyle basın açıklamasında bulunan, gıdaların önemine temas eden Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Hamit Aygül, “Dünyada en büyük sorunların başında açlık gelmektedir. Dünya üzerinde yaklaşık 700 milyon insan açlıkla mücadele etmektedir ve bundan çok daha fazla sayıda insan da gizli açlık çekmekte ve yetersiz beslenmektedir. Bilindiği gibi açlık, hastalığa ve ölüme yol açar, insanların potansiyel çalışma güçlerini azaltır, çocukların öğrenme kapasitelerini etkiler. Ulusların barış ve refah içerisinde yaşamalarını etkiler. Yetersiz ve dengesiz beslenme sorunlarının nedenleri, besin üretim ve dağılımının yetersizliği, bilgisizlik, hızlı nüfus artışı, ekonomik güçsüzlük ve çevre sağlığının bozulmasıdır” diye konuştu.

 “220 milyon ton yenebilir ürünü heba ediyor”

“Hiç kuşku yok ki, medeniyet tarım ve tarımdaki gelişmeler ile başlamıştır. İnsanlık tarih boyunca yiyecek ve içecek için gerek doğa ile gerekse kendi arasında mücadeleler vermiştir. Bu yüzden gıda ile ilgili en ufak değişiklik insanlık için her daim çok önemli olmuştur. Gıdaya ulaşım gıda güvenliği ve gıda fiyatları 21.yüzyılda bile insanlığın en önemli mücadele alanıdır” diyen Aygül, “Araştırmaya göre, gelişmiş ülkelerde ziyan olan yiyeceklerin yüzde 40’ını, aslında tüketilebilecek ürünler oluşturuyor. Gelişmiş ülkeler yılda yaklaşık 220 milyon ton yenebilir ürünü heba ediyor ki bu miktar neredeyse Sahra Altı Afrika ülkelerinin yıllık toplam gıda üretimine denk gelmektedir. Ülkemiz verimli topraklara sahiptir. Her türlü, sebze, meyve, tahıl ürünleri bol miktarda yetiştirilmektedir. Ayrıca hayvancılık ta çok gelişmiştir.

Ülkemizde besin üretimi, artan nüfusun ihtiyacını karşılamaktadır. Besin tüketimimiz ile üretimimiz arasında bir denge vardır. Türkiye, yeryüzünde besin maddeleri üretiminde kendi kendine yeterli ender ülkelerden biridir” şeklinde konuştu.

Dünyanın bütün ülkelerinin bu kadar şanslı olmadığına dikkat çeken Aygül, “Sahip oldukları iklim koşulları ve elverişsiz topraklardan dolayı milyonlarca insan ölmektedir. Çocuklar yetersiz beslenmeden dolayı iyi gelişim gösterememektedir. Yetersiz beslenme yüzünden hasta ve sakat insanların sayısı artmaktadır” dedi.

 “Fiziksel altyapı yatırımları teşvik edilmekte”

“Ülkemizde Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde; Köye Dönüş Projelerini desteklemekte, kırsal ve tarımsal veri tabanı oluşturulmakta, kırsal yerleşim planlaması yapılmakta, tarımsal alan ve işletmelerin küçülmesinin önlenmesi için gerekli tedbirler alınmakta, tarımsal işletmelerde fiziksel altyapı yatırımları teşvik edilmekte, tarımsal sulama ağı yaygınlaştırılarak etkin su kullanımı sağlanmakta, bitkisel, hayvansal ve su ürünlerinin işleme, paketleme, depolama ve pazarlama yapıları geliştirilmekte, işlemeli tarıma elverişli olmayan alanlarda küçükbaş hayvancılık ve arıcılık faaliyetleri teşvik edilmekte, küçük ve orta ölçekli tarımsal sanayinin gelişmesi desteklenmekte, stratejik, ekonomik ve avantajlı ürünlerin üretimi teşvik edilmekte, organik ve iyi tarım uygulamaları desteklenerek yaygınlaştırılmakta, kırsal turizm geliştirilmekte, eğitim ve yayım faaliyetleri güçlendirilerek yaygınlaştırılmakta, mesleki eğitim faaliyetleri artırılmakta, detaylı temel toprak etütleri ve arazi envanteri yapılarak Entegre Arazi Kullanım Planları hazırlanmakta ve Entegre Havza Yönetimi Programları geliştirilmektedir” diyen Aygül, son olarak şunları belirtti. “Milli ekonominin temeli ziraattır, özdeyişi bugün daha bir anlam ifade etmekte ve yurdun gerçek efendisinin tarımla uğraşan çiftçiler olduğu idrak edilmeye başlanmıştır. Küresel anlamda karşılaştığımız güçlükler genel olarak benzerdir. Bu sebeple hepimiz için var olan bir tek dünyayı iyi kullanarak, bugün ve gelecek nesiller için gıda kaynaklarımızı güvence altına almak zorundayız.”

http://www.malatyasonsoz.com.tr/haber/10278/milli-ekonominin-temeli-ziraattir.html

Tarımsal İşletmecilik Eğitim Projesi

Amerika’da 26 eyalette uygulanan ve başarılı sonuç alınan Kadın Çiftçilere Yönelik Tarımsal İşletmecilik Eğitim Projesi, Kumluca’da başlıyor. Eğitime, seracılık ve narenciye üretimi yapan 45 kadın çiftçi katılacak. 24 Ekim-18 Kasım 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilecek eğitim programını, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Rutgers Üniversitesi (New Jersey) Tarım, Gıda ve Kaynak Ekonomisi Bölümü’nden Tarımsal İşletmecilik Uzmanı Prof. Dr. Robin Brumfield yürütecek.

Kadın Çiftçi Projesi’nin Türkiye koordinatörlüğünü yapan Akdeniz Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhan Özkan, ABD’de 26 eyalette 8 bin kadın çiftçinin katılımıyla başarılı bir şekilde uygulanan projenin Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü işbirliğiyle Kumluca’da uygulanmaya başlanacağını bildirdi. Özkan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, projeyle kârlı ve sürdürülebilir bir tarımsal üretim faaliyeti için kadın çiftçilerin işletme yöneticiliği ve üretim teknikleri konusundaki bilgi ve beceri düzeylerinin arttırılmasının amaçlandığını belirtti. Projeyi hayata geçirmek için 1-15 Eylül 2011 tarihleri arasında bölgede üreticilere yönelik ziyaretler yapılarak incelemelerde bulunulduğunu ve çalıştay düzenlendiğini aktaran Özkan, şunları kaydetti: “Yapılan inceleme çalışmaları ve tartışmaların ışığında projenin Antalya ve Türkiye’de uygulanabilirliliği tartışıldı. Bu kapsamda Antalya merkez, Kumluca, Elmalı, Korkuteli ve Serik ilçelerinde seracılık üretimi başta olmak üzere kadın çiftçilerin üretim yaptığı işletmelerde incelemeler yapıldı.”

Özkan, projenin başarılı sonuç alınması halinde sadece Antalya’da değil, Türkiye genelinde uygulanma potansiyelinin bulunduğuna işaret etti. Eğitime katılmak için çok sayıda kadın çiftçinin başvuruda bulunduğunu ancak hepsine cevap veremediklerini ifade eden Prof. Dr. Özkan, “Eğitime katılacak kadın çiftçilerin seçiminde üretim faaliyetini bizzat yapan, üretim ve pazarlama ile ilgili kararları veren veya bu konulardaki kararlara etkin bir şekilde katılan çiftçi kadınlara öncelik verildi. Ülkemizde 2010 yılı verilerine göre istihdama katılan kadınların yüzde 42,4’ü, kırsal alandaki 100 kadından 84’ü tarım sektöründe çalışıyor. Dolayısıyla Çiftçi Kadın Projesi’nin ülke geneline yayılması tarım sektörüne ve ülke ekonomisine ciddi bir katkı anlamına geliyor.” diye konuştu.

http://www.tarimsalhaber.com/ekonomi/amerikali-profesor-45-kadin-ciftciye-egitim-verecek-h2681.html

Gıda, Değeri Yokluğunda Anlaşılan Varlıklardandır


Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, ‘Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Dünya Gıda Günü’ dolayısıyla Grand Cevahir Otel’de düzenlenen ‘Küresel Gıda Fiyatları – Krizden İstikrara’ konulu panele katıldı. Panelde konuşan Bakan Eker, ‘küresel gıda krizi’ konusuna değinerek, “Gıda, insanın kalıcı ve evrensel ihtiyaç alanıdır. İnsanların sadece kendileri için değil, başkaları için üretim yapmaya başladığı süreçle birlikte, yani şehirlerde tüketicilerin artmasıyla birlikte giderek etkisi daha çok hissedilen bir probleme dönüşmektedir. Bu ticarete, uluslararası politikalara konu oluyor. Onun için de zaman zaman insanlığın vicdanını sızlatan, insanlığın en önemli ayıp işleme alanı haline gelen bir sıkıntıya dönüşmektedir. Kuşkusuz bugün düzenlenen bu etkinlik tek başına bunun çözümünü sağlamayacaktır. Keşke sağlayabilse. Çünkü mesele bir boyutlu değil, maalesef çok boyutlu ve çok faktörlü” diye konuştu.

“Gıda değeri yokluğunda anlaşılan varlıklardandır” diyen Bakan Eker, konuşmasını şöyle sürdürdü;

“Bazı şeyler vardır, değerini yokluğunda hissedersiniz. Varken değerini çok fazla hissetmezsiniz. Evde buzdolabında, mutfakta yeterince yiyecek varsa, ülkenizde yeterince buğday varsa, fırınlarda rahat ekmek bulabiliyorsanız değeri sizin için çok önemli değil. Ama ne vakit ki acıktınız, mutfağınızda yiyecek bir şey yok, fırınlarınız kapalı, lokantalarınızda yemek sınırlı, dükkanlara gidip gıda maddesi almaya kalkıştığınızda bunu temin edemiyorsunuz. O zaman insanların birbirlerinin gözlerini çıkardıklarını biz gördük, şahit olduk, duyduk. Çok uzak bir zamanda değil, 2007-2008’de. Akdeniz çanağındaki bazı ülkelerde bu yaşandı. İşte değeri yokluğunda anlaşılan şey budur. Onun için Dünya Gıda Günü etkinliklerine bizim toplumumuzda çok fazla ilgi olmaz. Biz herkesi davet ederiz, gerek basın kuruluşları aracılığıyla, gerekse diğer araçlarla. Ama çok fazla ilgi görmez. Bu da acı bir şeydir.”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ise özellikle Afrika ve Doğu bölgelerinde yaşanan açlık sorununun giderilmesi için tarımsal yatırımların global ölçeklere ulaşması gerektiğini ifade etti. Hisarcıklıoğu, “Gıda ve içecek imalatı alanında geçtiğimiz yıl 39 bin kayıtlı işletme ve 370 bin kayıtlın istihdam bulunuyor. Gıda sektörü katma değer üretme potansiyeli en yüksek sektörlerden. Türkiye’nin önünde bu alanda ciddi potansiyel bulunuyor. Çevremizdeki ülkelerin toplam nüfusu 1 milyarı buluyor. Bu ülkelerin toplam gıda içecek ithalat ve ihracat hacmi ise 632 milyar dolar. Bizim şimdilik pastadan aldığımız pay sadece yüzde 1 düzeyinde. Doğru planlama ve desteklerle gıda sektörümüz bölgeyi besleyecek muhteşem bir potansiyele sahiptir” diye konuştu.

http://www.nethabercilik.com/haber/gida,-degeri-yoklugunda-anlasilan-varliklardandir.htm

Köylerini Geliştirmek İçin Şehir Şehir Geziyorlar

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarım ve hayvancılığı geliştirme şefliği farklı kentlerdeki gelişmeleri takip ederek, tüm yenilikleri Kocaeli köylerinde uygulamaya çalışıyor. Büyükşehir Tarım ve hayvancılığı geliştirme şefliğinde çalışan ziraat mühendisleri önce Yalova Karaca’da geziler yaparak, arberetumları inceledi. Karaca’daki arberetumlarında 5 bin tür 15 bin çeşitle dünyanın farklı ülkelerinden getirilmiş çeşitli süs bitkileri hakkında bilgi aldı. Ardından edindikleri yeni bilgileri köy köy dolaşarak çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşları bilinçlendirdi.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Tarım ve Hayvancılığı Geliştirme Şefliği, Bursa ve Yalova’da Arberetum adı verilen ağaç parkı, ağaçlar ile ağaççık ve çalı gibi diğer odunsu bitkilerin yetiştirilmesinde uzmanlaşmış firmalardan teknik bilgiler aldı. Böylece bahçeler bilimsel araştırma ve gözlemler için kullanılan, çeşitli canlı ağaç türlerinin koleksiyonunu barındıran birer müze halindeki bu bitki türleri Kocaali’de yetiştirilebilecek. Firmalarda görevli ziraat teknikerinden bir ağaç parkı kurulması ve işletmesi sürdürebilirliği hakkında bilgiler alan tarım ve hayvancılığı geliştirme şefliği çalışanları, 25 dalda farklı alternatif ürünler hakkında bilgiler aldı. Ayrıca Bursa’da ceviz üretim tesislerini dolaşan aşılama ve çelik alınması hakkında bilgi aldı. Ayrıca aşılı badem, şeftali, incir fidanı üretilen bahçeler incelendi. Bitkisel üretim teknikleri ile ilgili bilgiler alan ekip son olarak da Bursa 9.tarım, tohumculuk, fidancılık ve süt endüstrisi fuarına katıldı. Fuarda yeni biyolojik mücadele sistemleri, tuzaklar, organik ürünler, yeni fidan, tohum çeşitleri, yeni hayvan ırkları, tarım alet ve makineleri ile ilgili stantlar gezildi.

http://www.haber3.com/koylerini-gelistirmek-icin-sehir-sehir-geziyorlar-1047209h.htm