Daily Archives: 26 Şubat 2012

Arı Kayıplarında Kaygılandıran Artış

Bal arılarında, 2006’dan bu yana görülen koloni kayıpları ve özellikle ABD’de ortaya çıkan ”koloni çöküş sendromu” olgusu dünyayı kaygılandırmaya devam ediyor. Kayıpların kapsamıyla ilgili bugüne kadar süregelen bilgileri sistemleştirmek için Avrupa, Kuzey Amerika, Çin, İsrail ve Türkiye’de yapılan sistematik araştırmaların sonuçları, ilk kez ”Journal of Apicultural Research” adlı uluslararası dergide yayımlandı. Araştırma, Uluslararası COLOSS (Bal arısı koloni kayıplarının önlenmesi) ağını oluşturan 35 bilim adamı ve Kuzey Amerika’da Bilgilendirilmiş Arı Ortaklığı (BIP) kuruluşundan 15 bilim adamından oluşan bir ekip tarafından gerçekleştirildi. Bu sonuçlara göre, Avrupa’daki ortalama bal arısı kayıpları, 2008-2009 kışında yüzde 7-22, 2009-2010 kışında ise yüzde 7-30 arasında değişim gösterdi.

Çalışmaya katılan tüm ülkeler için 2009-2010 döneminde yaşanan kış kayıplarının, 2008-2009 dönemindeki kış kayıplarından çok daha fazla olması önemli bir bulgu olarak kaydedildi. 2009-2010 yılında Güneydoğu Avrupa ve Çin’in 5 bölgesindeki kış kayıpları düşük çıktı. Kanada’nın 6 bölgesinde gözlenen kayıplar yüzde 16-25 arasında seyrederken, Nova Scotia’da yüzde 40’lık yüksek bir kayıp gözlendi. Birbirini izleyen 5 sene boyunca ABD’deki kış kayıplarının yüzde 30 civarında olduğu kaydedildi. Anket katılımcılarının, 2010-2011 kışında ortalama olarak kolonilerinin yüzde 38.4’ünü kaybettikleri bildirildi. ABD’de ise koloni kayıplarının toplamı ise yüzde 29 çıktı. Birçok ülkede, amatör arıcıların (1-50 koloni ya da arılı kovan), orta seviyede (51-500 koloni ya da arılı kovan) veya ticari arıcılıkla uğraşan arıcılardan (500 artı arılı kovan), 3 sene boyunca daha fazla kayıp verdikleri gözlendi. Uluslararası Arı Araştırmaları Derneği (IBRA) Bilim Sorumlusu ve Arı Bilimi Araştırmaları Dergisi (JAR) Baş Editörü Norman Carreck, konuya ilişkin olarak ”Kayıp oranları ülkeden ülkeye büyük oranda değişmekle beraber, bu sonuçlar bal arısı koloni kayıplarının devam etmekte olduğunu göstermektedir.

Bu durumun sebepleri konusunda kesin yargılara varamıyor olsak da, öne çıkan tek bir nedenden çok, pek çok faktörün birlikte etkili olduğu açıktır” ifadelerini kullandı. -Türkiye’deki durum- Çalışmanın Türkiye ayağı ise TÜBİTAK ve Türkiye Arı Yetiştiriciler Birliğinin katkılarıyla gerçekleşti. Türkiye’de 2009 yılında ortalama kayıp yüzde 15, 2010 yılında yüzde 22, 2011 yılında ise yüzde 25 civarında oldu. Konuya ilişkin çalışmayı yorumlayan ODTÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Kence, arı kayıplarının birbirini izleyen yıllarda giderek artmasının, ilerisi için kaygı verici sinyaller sunduğunu söyledi. -Bal arılarının ekonomik önemi- Koloni kayıplarını önleme ağının amacının, arı kayıplarının nedenlerini belirlemek ve bu nedenlere karşı önlemler alarak arı kayıplarının önüne geçmek olduğunu ifade eden Kence, araştırmanın en önemli sonuçlarından birisinin arı kayıplarının tek bir nedene bağlanamayacağı sonucu olduğunu vurguladı.

 Kence, kayıp nedenlerinin bölgelere ve ülkelere göre değişebildiğini dile getirerek, şöyle konuştu: ”Bu kayıpların önemli nedenleri arasında, son 5-10 yılda arı kolonilerini etkileyen nosema cerenae, İsrail akut paraliz virüsü gibi patojen ve virüsler, pestisitlerin hoyratça kullanımı ve kötü beslenme gibi nedenler bulunmaktadır. Bu nedenlerin önceden belirleyip bunların üzerine gitmek en uygun çözüm olacaktır. Örneğin bizim çalışmalarımızda İsrail akut paraliz virüsüne Türkiye’de rastlanmamıştır.

Nosema cerenae ise oldukça yaygındır. Bu durumda İsrail akut paraliz virüsü için önlem almak pek yarar sağlamayacaktır. Ama nosema ceranae’nin yayılmasını önlemeye çalışmak arı kayıplarını önleyebilir. Bal arılarının ekonomik önemi sadece ürettikleri bal ile ilgili değildir. Çiçekleri tozlaştırarak, bitkilerin verimini artırmadaki ekonomik katkıları, bal üretiminden gelen ekonomik katkıların en az 100 katıdır. Öyle ki yediğimiz üç lokmadan biri arılara bağlıdır. İşte bu nedenle dünya, arı kayıpları konusunda kaygı duyuyor ve bunları önlemeye çalışıyor.”

http://www.tarimtv.gov.tr/HD950_ari-kayiplarinda-kaygilandiran-artis.html

http://www.tarimtv.gov.tr/VD190_ari-hastalik-ve-zararlilari.html

Tarım Yayıncılığı Dersi Olsun

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının düzenlediği “Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Çalıştayı”na, iletişim fakültelerinde tarımsal yayıncılık dersleri okutulması önerisi damgasını vurdu. Ankara- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, Antalya’nın Side ilçesinde 13-17 Şubat tarihleri arasında tarımsal yayım ve yayıncılığın tüm taraflarını ilk kez bir araya getirerek topladığı “Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Çalıştayı”nın ön sonuç bildirisi yayınlandı. Çiftçi eğitiminin önemine dikkat çekilen bildiride, tarımsal yayım ve yayın faaliyetlerinde özel sektör, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve kamunun işbirliği içinde çalışması gerektiği vurgulandı.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre 5 gün süren geniş kapsamlı çalıştayın sonucunda, tarımsal yayım ve yayın dersinin üniversitelerde okutulmasının zorunluluğuna dikkat çekildi. Çalıştaya katılan akademisyenler, bazı ziraat fakültelerinde okutulan tarımsal yayım dersinin kapsamının genişletilerek tüm ziraat fakültelerine yaygınlaştırılmasını ve yayın dersinin iletişim fakültelerinin müfredatına alınmasını önerdiler.

Eğitim Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanı Recep Tezgel, tarımsal yayım ve yayın dersinin üniversitelerde okutulması önerisine destek verdi. Üreticilerin medyayı yakından takip ettiğini belirten Tezgel, “Bakanlığımızın stratejik eylem planı çerçevesinde üreticilere yönelttiği ‘yeni tarımsal yöntemleri ilk olarak hangi bilgi kaynağından öğreniyorsunuz’ sorusuna üreticilerimiz yüzde 51’lik ve en yüksek oranda medyadan yanıtını vermiştir” dedi.

Bakanlık olarak sadece geçen yıl 6 milyon 684 sayfa yayım materyali ürettiklerini ifade eden Tezgel, şu açıklamalarda bulundu: “Bakanlığımızın resmi yayın organı Web Tarım Tv’ye bir yılda 2 milyondan fazla ziyaret gerçekleşti, 23 bin cd’ye eş değer görüntü izlendi. Özel sektör de üreticileri keşfetti ve bu yönde çalışmaya başladılar. GSM operatörlerinin çiftçi haber paketlerine üye olanların sayısı bir milyonu aştı. Son yıllarda kurulan tematik TV kanaları ve onlarca dergi de bu veriyi teyit etmektedir.”

Tezgel, doğru bilginin doğru zamanda hem tüketiciye hem de üreticiye ulaştırma zorunluluğunu ortaya çıktığına işaret ederek sözlerine şöyle devam etti: “Üretici ve tüketicinin değişen beklentileri, değerleri ve tutumlarına uygun iletişim kodları profesyonelce verilmelidir. Bunun için de tarımsal yayıncılıkta uzmanlaşmış gazetecilere ihtiyaç duyuyoruz. Florida üniversitesinde ‘Tarımda Medya ve İletişim’, Wisconsin Üniversitesinde ise ‘Tarımsal Gazetecilik’ dersleri lisans düzeyinde fakültelerde okutulmaktadır. Uluslararası Tarım Gazetecileri Birliği IFAJ’ın 29 ülkede kurumsal yapısı bulunmaktadır. Neden bizim ülkemizde de olmasın?”

Tarımsal yayım ve yayın derslerinin üniversitelerde okutulması önerisini dile getiren akademisyenlerden biri de Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Sezai Türk oldu. Türk, tarımsal yayın dersinin özellikle iletişim fakültelerinde okutulması gerektiğini vurgulayarak, bu konuda üniversite yönetimine teklifte bulunacağını dile getirdi. Türk, diğer iletişim fakültelerindeki hocaların da konuyu sahiplenmesini istedi. Medyanın tarım sektörüne yabancı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Türk, iletişim fakültelerinde verilecek tarımsal yayım dersi ile bu açığın giderileceğine dikkat çekti. Türk, tarımsal yayımın çiftçi eğitimi için hayati öneme sahip olduğunu ifade ederek “uzmanlaşmış tarım muhabirlerine ihtiyaç var” dedi.

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Boyacı ise çiftçi eğitiminde değişimin sağlanması için tarımsal yayımın ders olarak okutulması gerektiğini kaydetti. Kırsal kesimde gelişim ve değişimin önemli olduğunu dile getiren Boyacı konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Tarımsal yayım dersi bazı üniversitelerin ziraat fakültelerinde okutuluyor. Sanırım önümüzdeki yıl bütün ziraat fakültelerinde bu ders verilecek. Ayrıca tarımsal yayın dersi de iletişim fakültelerinde okutulması gerekiyor.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=317798