Daily Archives: 05 Mart 2012

Enerji Açığına Biyogaz Projesi

Türkiye’de yapılan tarım ve hayvancılıktan elde edilen gübrelerin ve diğer organik atıkların biyogaz tesislerinde işlenerek elektrik ve ısı enerjisine dönüştürülmisi için düğmeye basıldı. Bu kapsamda Türkiye’nin ilk biyogaz projesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Federal Alman Çevre, Doğa Koruma ve Nükleer Güvenlik Bakanlığı arasındaki ‘Çevre Alanında Ortak İkili İşbirliği’ çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Projenin 2014 yılında hayata geçirilmesi için önümüzdeki iki yıllık süre içinde yasal mevzuat çalışmaları başlayacak.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, projenin başarıyla tamamlanması için çalışmalarını Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile yakın işbirliği içerisinde yürütüyor. Fosil yakıtların yerine biyogazdan elde edilecek enerjinin kullanılması yoluyla fosil yakıtlardan kaynaklanan olumsuz etkiler azalacak ve bu sayede iklim korunacak. Ayrıca proje ile gübrelerin ve diğer organik atıkların toprağa ve yüzeysel sulara olan olumsuz etkileri giderilecek, biyogaz tesisinden çıkan maddenin tarım uygulamalarında kontrollü bir biçimde kullanılması sağlanacak.

 PROJE ÜÇ TEMEL AŞAMADAN OLUŞUYOR

 Türkiye’nin ilk biyogaz projesi üç temel hedef çerçevesinde şekillendirildi. Öncelikle hayvansal atıkların yönetimine ilişkin yasal altyapı oluşturulacak. İkinci aşamada biyogaz konusunda kurumsal kapasite geliştirilme çalışmalarının ardından son aşamada seçilecek pilot bölgede sürdürülebilir bir şekilde işletilebilecek örnek bir biyogaz tesisi kurulacak.

 Proje kapsamında bugüne kadar çeşitli çalışmalar yapıldı. Öngörülen takvim çerçevesinde Amasya’nın Suluova ilçesinin hayvansal atık sorunu ve biyogaz potansiyelini belirlemeye yönelik olarak Alman biyogaz uzmanlarınca detaylı bir analiz çalışması yapıldı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcilerinin katıldığı Biyogaz Teknik Eğitimleri gerçekleştirilirken Almanya’da hayvansal atıklar ile ilgili yürürlükte olan kanun ve yönetmelikler Türkçe’ye çevrildi.

 Alman Biyokütle Araştırma Merkezi tarafından Türkiye’nin biyogaz envanteri çıkarıldı ve son olarak da pilot bölge seçimi için Türkiye’deki mevcut durumu belirlemek amacıyla hayvancılık faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı çeşitli illerde saha ziyaretleri ve toplantılar gerçekleştirildi.

 2014’de UYGULANACAK

 Projenin 2014 yılında hayata geçirilmesi için önümüzdeki iki yıllık süre içinde yasal mevzuat çalışmaları başlayacak ve Alman uzmanlarca teknik ve danışmanlık hizmeti verilerek desteklenecek pilot biyogaz tesisi seçilerek Türkiye’nin ilk biyogaz tesisi faaliyete geçirilecek.

http://www.showhaber.com/enerji-acigina-biyogaz-projesi-541987h.htm

http://www.eie.gov.tr/turkce/YEK/biyoenerji/01-biyogaz/bg_nedir.html

Hava Koşulları Gittikçe Sertleşecek

220 bilim adamı tarafından 2 yılda tamamlanan ”Aşırı Hava Koşulları Özel Raporu”na göre, 21. yüzyılda aşırı soğukların görülme sıklığında azalma, aşırı sıcaklıkların görülme sıklığında ise yüzde 99-100 olasılıkla dünya çapında bir artış yaşanacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ”Çevre ve Şehir Dergisi”nde yayımlanan makaleye göre, Birleşmiş Milletler tarafından desteklenen ve dünyanın önde gelen iklim bilimcilerinin yer aldığı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ”Aşırı Hava Koşulları Özel Raporu”nu hazırladı.

220 bilim adamı tarafından 2 yılda tamamlanan rapora göre, iklim değişikliğinin artan etkisiyle gerçekleşecek şiddetli yağmurlar, sert fırtınalar ve kuvvetli kuraklıklar, önümüzdeki yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alacak. Rapora göre, yükselen deniz seviyesi, kıyı şeritlerinin hassasiyetini arttıracak ve oluşan ”aşırı hava koşulları” ise bir çok yerel ekonomiyi zarara uğratıp milyonlarca insanın hayatını etkileyecek. Raporda özellikle coğrafi konumları gereği iklim değişikliğinden en çok etkilenecek gelişmekte olan ülkelere uyarılar da yer alıyor.

Havadaki sert değişimler tüm insanoğlunu etkileyecek

IPCC’nin eş başkanı Chris Field, raporu değerlendirirken, ”Hava koşulları şimdiden değişmeye başladı ve gelecekte de değişmeye devam edecek. Son yıllarda yaşanan afetlerin şiddetinden zaten bunu anlayabiliyoruz. Eğer yeterli önlemler alınırsa afetlerin ekonomiye ve canlılara olan etkisi büyük ölçüde azalır. Afetlerde gereğinden fazla can ve ekonomik değer kaybediyoruz” ifadelerini kullandı.

Field, iklim değişikliğinin halihazırda dünyanın birçok yerini sıcaklık dalgaları, kuraklık ve seller gibi sık ve şiddetli hava olayları ile etkilediğini belirtti. Raporun, sürekli artmakta olan sera gazlarının atmosferik değerleri durdurulmadığı takdirde, ısınma ve havadaki sert değişimlerin tüm insanoğlunu etkileyeceğini ortaya koyduğunu vurgulayan Field, ”Ancak raporda bazı soru işaretleri de mevcut. Örneğin, yakın zamanda yaşadığımız aşırı hava koşullarının, insan kaynaklı küresel ısınmaya bağlı olduğu tam olarak yansıtılamıyor. Ekonomik kayıpların geçmişe göre daha fazla olması, artan şehirleşme ve zenginlik ile bağdaştırılabilir. Bu nokta, gelişmiş ülkelerden fakir ülkelere iklim değişikliği uyumu için finansman sağlanmasının istenmesi ile ileride daha sıkı tartışmalara yol açabilir. Her ne kadar bilim adamları ısınan bir iklimin fırtına ve başka tropik fırtınaları arttıracağından emin olmadıklarını belirtseler de, Avrupa ve Kuzey Amerika başta olmak üzere tropik fırtınaların fazla yaşanmadığı kuzey yarımküre için pek iç açıcı olmayan bir tablo gösteriliyor” değerlenmesinde bulundu.

Sel riski artacak, kuraklıklar şiddetini arttıracak

Raporda verilen bilimsel modellere göre ise, yüzde 90 ve yüzde 100 gibi bir oran ile ısı dönemleri ve sıcaklık dalgaları karasal alanlarda daha uzun, sık ve yoğun bir biçimde gerçekleşecek. Yani, 20 yılda bir yaşanan rekor sıcaklıklar artık her yıl yaşanacak. Bunun, sıcaklık değişimlerine hassas olan yaşlılar ve çocuklar için ciddi bir etkisi olacak. Raporda dikkat çeken diğer noktalar ise şöyle:

”Aşırı yoğunlaşma ve metrekareye düşen yağış miktarı 21. yüzyılda dünyanın her yerinde artacak. Özellikle yüksek enlemli ve tropik bölgelerde kış aylarında bu oranlar zirve noktalara ulaşacak. Yoğun yağış miktarları ve ona bağlı fırtınalar da küresel ısınmanın etkisini arttıracak. Bir başka deyişle, 20 yılda bir gerçekleşen ani sağanaklar artık beş yıllık dönemlerde gerçekleşecek. Bu da dünyadaki sel riskini arttıracak. Dünyanın başka yerlerinde ise azalan yoğunlaşma ve artan su kaybı ile kuraklıklar şiddetini arttıracak. En hassas bölgeler ise Güney Avrupa ve Akdeniz bölgesi, Orta Avrupa, Kuzey Amerika, Orta Amerika ve Meksika, Kuzeydoğu Brezilya ve Güney Afrika olacak.

Tropikal siklonların neden olduğu şiddetli yağışlar, sera gazı salınımlarının sebep olduğu ısınma nedeniyle artacak. Isı dalgalarındaki değişimler, buzulların erimesi ve kutuplarda bulunan donmuş kara parçalarındaki bozulma büyük olasılıkla yüksek dağlarda eğim değişikliklerine, büyük kütlelerin yer değiştirmesine ve buzul göllerinde taşkınlara neden olacak.

1979 ila 2004 yılları arasında geçen 25 yıllık süreçte doğal afetlerden ölümlerin yüzde 95’i gelişmekte olan ülkelerde yaşandı. Eğer daha sık ya da daha şiddetli felaketler yaşanırsa, dünyada yaşanılabilir olan bölgeler azalacak. Bu da beraberinde göçlerde bir artışı getirecek. Mercan adalar gibi sular altında kalma tehlikesi olan yerlerde pek çok kişinin göç etmek zorunda kalması olasılığı var.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=318908