Monthly Archives: Nisan 2012

“Su” Bitiyor

Su Kaynakları Konusunda Bir Önlem Alınmazsa 2030 Yılında Türkiye Su Kıtlığı Yaşanacak. Ulusal Su Kalitesi Yönetimi Strateji Belgesi taslağında, su kaynakları konusunda bir önlem alınmadığı takdirde, 2030 yılında Türkiye’nin su kıtlığı yaşayan bir ülke durumuna gelmesinin muhtemel görüldüğü belirtildi. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Ulusal Su Kalitesi Yönetimi Strateji Belgesi taslağında, teknik ve ekonomik şartlar çerçevesinde Türkiye’nin tüketilebilir yerüstü ve yeraltı su potansiyelinin yılda ortalama 110 milyar metreküp düzeyinde bulunduğu ve ülkede kişi başına yılda yaklaşık bin 500 metreküp su düştüğü belirtilerek, bu miktarın ABD, Kanada ve Batı Avrupa ülkeleri gibi su zengini ülkelerde 10 bin metrekübün üzerinde olduğu kaydedildi.

Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığı vurgulanan taslakta, su kaynakları konusunda bir önlem alınmadığı takdirde, 2030 yılında Türkiye’nin su kıtlığı yaşayan bir ülke durumuna gelmesinin muhtemel görüldüğü dile getirildi.  Ülkede kullanılan su miktarının, ekonomik olarak tüketilebilir su potansiyelinin yüzde 36’sına ulaştığı belirtilen taslakta, ”Özellikle doğal kaynaklarımızın korunarak kullanılması ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması açısından, koruma-kullanma dengesinin ülkemizin sosyo-ekonomik şartlarına göre ayarlanması, her ne kadar zor bir görev olsa da, büyük önem arz etmektedir. Tüm bu unsurların sürdürülebilir su yönetimi kapsamı içerisinde değerlendirilmesi, gelecek kuşaklara bırakacağımız su mirası yönünden doğru bir planlama ve uygulamanın hayata geçirilmesi için şart gözükmektedir” ifadesi kullanıldı.  Günümüzde su kaynakları yönetiminin giderek daha karmaşık bir hale geldiği anlatılan taslakta, bu karmaşıklığın temelinde, karşılaşılan sorunların kapsam ve boyut açısından çeşitlenmesinin yattığı, geçmişte yalnızca nerede ve ne kadar su bulunduğu sorusuna cevap aranırken; günümüzde bunlara ilave olarak suyun miktarı ve kalitesinin de ele alınmasının, tüm faktörlerin bütünleşik bir biçimde değerlendirilmesi zorunluluğunu ortaya çıkardığı belirtildi.

Bugüne kadar yapılan çalışmalara AB sürecinin de önemli bir ivme getirdiği ve yeni kazanımlar sağladığı kaydedilen taslakta, AB Çevre Müktesebatı’na uyum çerçevesinde yürütülen projelerin, tüm paydaşların katkı ve katılımlarıyla hayata geçirildiği, mevzuat uyumu yapılırken, bu uyumun gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyulan yatırımların da tespit edildiği ve uygulama planlarının ülke şartlarına göre önümüzdeki yıllara düzgün ve gerçekçi bir biçimde yayılacak şekilde düzenlendiği ifade edildi.       Taslakta, Türkiye’de su kaynaklarının yönetimine AB üyesi ülkelerin yol haritası kabul ettikleri Su Çerçeve Direktifi (SÇD) bakış açısının getirilmesinin, SÇD ve su kalitesi ile ilgili diğer direktiflerin uyumlaştırılması ve uygulanmasının, ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının daha etkin ve verimli bir şekilde yönetilmesinin temini açısından önemli görüldüğü kaydedildi. Diğer taraftan, Türkiye’de su kaynaklarının ekolojik ve kimyasal durumları, yani kalitesiyle ilgili yeterli izleme verilerinin bulunmadığı vurgulanan taslakta, fizikokimyasal parametreler ile ilgili izleme sonuçlarının kısmen bulunduğu, ancak öncelikli maddeler, mikro kirleticiler ve biyolojik kalite elementleri ile ilgili düzenli izleme neticelerinin yer almadığı dile getirildi.

    Taslakta, bu durumun, su kaynaklarının kalite yönetimi açısından karar alma süreçlerinde sürdürülebilir olmayan yanlış kararların alınmasına sebebiyet verebildiği anlatıldı. Önümüzdeki süreç içerisinde; tüm su kütlelerini kapsayan hidro-morfolojik, fiziko-kimyasal ve biyolojik izleme ağlarının oluşturulmasının, yüzeysel suların çevresel kalite standartlarının belirlenerek kıyı ve geçiş suları da dahil olacak şekilde tüm suların kalitelerinin ortaya konulmasının, yeraltı sularının izleme verilerinin değerlendirilmesi sonucu eşik değerlerin belirlenmesinin, yeraltı suyunun artan kimyasal durum bozulmasının tespit edilmesinin, önemli ve artan kirlilik eğilimlerinin tespiti ve iyileştirmeye geri dönüş için başlangıç noktalarının tespit edilmesinin, belirlenen kalitenin bozulmasının engellenmesinin ve iyileştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasının, su kaynaklarının korunması açısından önem arz ettiği vurgulandı.

Taslakta, ”Ulusal Su Kalitesi Yönetimi Stratejisi” ile öncelikle, Türkiye’de su kaynaklarının koruma ve kullanma dengesi içerisinde sürdürülebilir kullanımını sağlamak maksadıyla, kurumsal ve yasal çerçevenin çizilerek ilgili kurumlarla eşgüdüm, işbirliği ve koordinasyonu sağlamaya, su yönetiminde teknik ve ekonomik araçlar geliştirerek, kurumsal kapasiteyi güçlendirmeye ve eylem planları ve uygulamalarının takibini yapmaya ilişkin stratejilerin ortaya konulduğu ifade edildi.  Tasarıda, kıyı suları da dahil olmak üzere nehir, göl, dere, rezervuar, kıyı ve geçiş suları gibi yüzeysel su kaynaklarının ve yeraltı sularının kalitesinin etkin ve verimli bir şekilde yönetiminin gerçekleştirilmesi, su kalitesinin korunması ve iyileştirilmesi maksadıyla izlenmesi, kalite sınıflandırılmasının yapılması ve kullanım maksatlarının sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde belirlenmesi için gerekli hukuki ve teknik esasları ortaya koyan yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu kaydedildi.

Türkiye’de su kaynaklarında sadece fiziko-kimyasal parametrelerin izlendiği ve bu parametrelere göre sınıflandırma yapıldığı belirtilen taslakta, şu görüşlere yer verildi:  ”Ancak bu çalışmalar sucul çevre ve insan sağlığını korumak maksadıyla su kaynaklarında alınacak koruma ve iyileştirme tedbirleri açısından son derece yetersiz kalmakta ve sağlıklı planlama yapılması önünde en büyük engeli teşkil etmektedir. Bu kapsamda her su kaynağı için, genel kimyasal, fiziko-kimyasal, biyolojik ve hidromorfolojik kalite elementlerini kapsayan çevresel hedeflerin ortaya konulması gerekmektedir. Bununla birlikte, su kaynaklarının noktasal kirlilik kaynaklarına karşı korunması için alıcı ortamın özelliklerine göre deşarj standartlarının uygulamaya konulması önem arz etmektedir. Bunu destekleyici olarak, ülke bazında öncelikli maddeler ve öncelikli maddeler dışındaki spesifik kirleticiler için Çevresel Kalite Standartları ile birlikte ulusal bazda çevresel kalite hedeflerinin belirlenmesi ve söz konusu standartların yasal düzenlemeler içerisinde yer alması gerekmektedir.”

Vizyonu, ülkedeki su kaynaklarını hem miktar hem de kalite açısından korumak, geliştirmek, kontrol etmek ve sürdürülebilir şekilde kullanmak için katılımcı ve bütünleşik bir yaklaşımla havza bazında suyu yönetmek olarak belirlenen taslağın, misyonunun ise ”Türkiye’deki kıyı suları dahil su havzalarının havza koruma eylem ve yönetim planlarını hazırlayarak bütünleşik bir yaklaşımla su yönetiminin altyapısını oluşturmak, ülkenin ulusal ve uluslararası su yönetim politikasının geliştirilmesi için gerekli koordinasyonu yapmak” olduğu ifade edildi.  Taslakta, temel görevler ise ”Su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak, mevzuat hazırlamak, havza bazında üst planlamaları yaparak bütünleşik havza yönetimini sağlamak, ülkenin ulusal ve uluslararası su yönetimini koordine etmek” şeklinde belirlendi.  Taslakta, stratejik amaçlar da ”Kıyı ve geçiş sularının da dahil olduğu tüm yüzeysel ve yeraltı sularının kalitesinin iyileştirilmesi maksadıyla, kurumsal ve yasal çerçevenin çizilerek; ilgili kurumlarla eşgüdüm, işbirliği ve koordinasyon sağlamak, su yönetiminde teknik ve ekonomik araçlar geliştirmek ve kurumsal kapasiteyi güçlendirmek, su kütlelerinin kalitesini ve miktarını birlikte korumak ve iyileştirmek, eylem planları ve uygulamaların takibini yapmak” olarak saptandı.

http://www.yabantv.com/haber/10201-su-bitiyor.aspx

Fazla Tuz Kullanmanın Zararları

Vücudumuzun dengesini koruyan elektrolitlerden biri sodyum yani tuzdur. Tuz, bu dengenin sağlıklı bir şekilde devamlılığı, asit-baz dengesinin sağlanması, hücrelerin işlevini devam ettirebilmesi, hücre canlılığı, vücudun su-tuz dengesini ayarlayabilir. Ancak bu gereklilikten, ne kadar olursa o kadar iyi olur gibi bir ifade anlamamalıyız. Yetişkin bir kişide günlük ortalama 5-6 gram tuz kullanılması gerektiği, daha fazlasının zararlı olduğu artık günümüzde hemen herkes tarafından bilinmektedir. Peki vücudumuzun için bu kadar gerekli olan bu maddenin fazlası neden zararlıdır? Vücudumuzun sodyum dengesini sağlamakla yükümlü organı olan böbreklerimiz tarafından fazladan aldığımız sodyumun büyük bir kısmı atılmaktadır. Ancak böbreklerimiz sağlıklı bir şekilde çalışmazsa fazla tuzu atmakta güçlük çekeriz.

Fazla tuz terleme yolu ile atılmasına rağmen, düzgün çalışmayan böbrekler sözkonusu olduğunda  yeterli olmayacaktır. Bu da her şeyden vücudumuzda “ödem” adını verdiğimiz şişliklere, bu şişlikler de obezite gibi sağlık sorunlarına yol açacaktır.       Ödemin yanı sıra vücudumuzdaki fazla tuz kan basıncımızın yükselmesine neden olur. Bu durum da kalp ve böbrek hastalıkları ile felç riskini artırır. Toplumumuzun %30undan fazlasının hipertansiyon riski altında olduğunu da gözönünde bulundurursak vücudumuzun fazla sodyumu atamamasının bu hastalıkları nasıl tetiklediğini görebiliriz. Ayrıca yine tuz tüketimi fazla kişilerde astım şeker hastalığı oluşma riski de tuz kullanım oranı ile artıyor.  Peki “lezzet odaklı” beslenenler olarak tabi edilen tuzu fazla tüketen kişiler ne yapabilirler? Uzmanlar tuzu yavaş yavaş azaltmanın bile etkili olduğunu belirtiyorlar

 Konserve, turşu, salamura gibi besinleri fazla tüketen toplumumuzda dikkat edilecek sofra alışkanlıklarının başında ekmek tüketimi geliyor. Zira ekmeğimizdeki (yaklaşık 300 gr lık) tuz miktarı zaten bir günde almamız gereken yaklaşık 6 gr. kadar. Bu nedenle uzmanlar coğrafi koşullara bağlı olarak tuz tüketimi fazla olan bir ülke olarak dikkat etmemiz gerektiğine dikkat çekiyorlar. Çünkü ülkemizde tarım ürünlerinin yetiştiği toprak ve sudaki iyot yetersizliğinden kaynaklanan iyot ihtiyacımızı “iyot katkılı tuzlar” la gidermemiz daha sağlıklı bir seçim olacaktır. Zira iyotun fazla kullanımı gibi eksikliğinden de kaynaklanan; bedensel ve zihinsel gelişim eksikliği, guatr gibi hastalıklar var. Tuzu azaltmanın yollarının başında ise;  -Aldığımız besin ürünlerinin etiketine bakmak ve varsa tuzsuz seçeneği seçmek.  -Yemeklerde daha az tuz kullanıp, baharatlara ağırlık vermek.  -Konserve, turşu, hazır çorba ve soslarda tuz kullanımı çok fazla olduğundan bu gıdaları daha az seçmek.  -Taze sebze çekmek.  -Bol su tüketmek.

 http://www.gazete5.com/haber/fazla-tuz-kullanmanin-zararlari–211981.htm

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=333280

Su Ürünleri Sektöründe Türkiye Yıldız Ülke

Avrupa Deniz Ürünleri Fuarı’nda ilgi Türkiye’ye alanında dünyanın en büyüğü olan Brüksel’deki Avrupa Deniz Ürünleri Fuarı’nda yoğun taleple karşılaşan Türk üreticiler, 2023 hedefini öne çekti. İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Tuncay Sagun, deniz ürünleri sektöründe Türkiye’nin artan etkinliğinin fuarda da hissedildiğini ve 2023 için konulan 2,5 milyar dolarlık ihracat hedefinin daha önce tamamlanacağını söyledi. Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan ise, dünyada gittikçe önem kazanan kültür balıkçılığında Türkiye’nin çipura, alabalık ve levrekte iddialı olduğunu ve fuarda yaptıkları ihracat bağlantılarının geçen yıla göre yüzde 40 arttığını anlattı.

 http://www.tarimtv.gov.tr/HD1162_su-urunleri-sektorunde-turkiye-yildiz-ulke.html

http://www.tarimsalhaber.com/su-urunleri/su-urunleri-ureticileri-hedef-buyuttu-h3682.html

Sütler, 2 Mayıs’ta Sıralarda Olacak

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ”Okul Sütü Programı” kapsamında 7,2 milyon ilköğretim öğrencisi nesüt dağıtımı, 2 Mayıs Çarşamba günü başlıyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’yla işbirliğinde düzenlediği ”Okul Sütü Programı” kapsamında ilk sütler, 2 Mayıs’ta dağıtılacak. Özel okullar hariç ana sınıfı ve 1, 2, 3, 4, 5. sınıf öğrencilerine, bu eğitim öğretim yılı sonuna kadar süt dağıtımı yapılacak. 17 Nisan’da gerçekleştirilen süt ihalesini kazanan 4 ortak girişimle sözleşmeler dün imzalandı. Süt firmaları, dağıtımla ilgili herhangi bir sorun olmayacağını ve ilk sütün 2 Mayıs günü öğrencilere verilebileceğini taahhüt etti.

Hayvancılık Genel Müdürü Ali Karaca, toplam 7,2 milyon öğrenciye her gün 200 ml’lik süt dağıtılacağını belirterek, bu projeyle hem öğrencilere süt içme alışkanlığı kazandırmayı hem de piyasadaki arz fazlası sütü değerlendirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Türkiye’de günlük süt üretiminin dönemsel olarak değişiklik gösterdiğini ve şu anda piyasada arz fazlalığı bulunduğunu anlatan Karaca, Okul Sütü Programı’yla günlük bin 500 ton sütün piyasadan çekileceğini kaydetti. Karaca, süt tozu projesiyle de 2 bin ton olmak üzere Bakanlığın bu süreçte piyasadan günlük 3 bin 500 ton süt çekeceğini ve piyasada fiyat istikrarını sağlamaya çalışacağını belirtti.

Projeyle çocuklara günlük süt tüketimi alışkanlığı kazandırmayı da amaçladıklarını anlatan Karaca, süt dağıtımının yanı sıra öğrencilere eğitim de verileceğini söyledi. Bu amaçla 81 ilden çalışanların katılımıyla seminer düzenlediklerini ifade eden Karaca, eğitim sürecine velilerin de dahil edileceğini vurguladı.

Bu süreçte süt alerjisi ve laktoz intoleransı bulunan çocukların tespitiyle ilgili okullarda velilere birer form gönderildi. Süt kutusu üzerinde de bu durumdaki çocukların öğretmenlerini bilgilendirmeleri konusunda uyarıya yer verildi.

Her partiden numune alınacak

Ali Karaca, sütlerin kalitesi ve dayanıklılığıyla ilgili velilerin ”kesinlikle kaygı duymaması” gerektiğini belirterek, sütlerin gıda standardına uygun olduğunun altını çizdi. Karaca, Okul Sütü Komisyonu’nun da dağıtımı yapılacak her parti için numune alacağını ve bu numunelerin analizinin yüklenici firmalar tarafından karşılanacağını ifade etti.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD1157_sutler-2-mayis-ta-siralarda-olacak.html

http://www.tarimtv.gov.tr/HD1127_uretici-sut-kampanyasini-dort-gozle-bekliyor.html

Özgür Tavuklar!

Aydın’da Erbeyli İncir Araştırma İstasyonu Müdürlüğü’nce yürütülen Organik Etlik Piliç Yetiştiriciliği Proje sayesinde tavuklar özgür ve kaliteli bir yaşam sürüyorlar. Aydın İli Germencik İlçesinde faaliyetlerini sürdüren Erbeyli incir Araştırma İstasyonu Müdürlüğü Tavukçuluk Şubesince yürütülen Organik Etlik Piliç Yetiştiriciliği Projesi kapsamında yetiştirilen tavuklar,  gerek yaşam alanları gerekse beslenmeleri bakımından uygun doğal ortamda üretiliyorlar. Tavuklar, her birine en az 4 metrekare gezinme alanı düşecek şekilde hazırlanan kapalı ve açık mekânların bulunduğu 200 metrekarelik bölümlerde organik yemlerle beslenip,  yeşil alanlarda özgürce gezinebiliyorlar. Toplam, 2 dekar alana kurulu 9 bölümden oluşan tesiste her bir bölümde 50 adet tavuk bulunuyor.

Proje ile ilgili bilgi veren Erbeyli incir Araştırma İstasyonu Müdürlüğü Tavukçuluk Şubesinden Dr. Kamil Küçükyılmaz;  bu projenin altyapı çalışmalarına 2006 yılında başlanıldığını ve bu güne kadar da başarılı bir şekilde yürütüldüğünü belirtti. Yemin protein düzeyinin hayvanın performansı, et kalitesi ve et lezzetine etkilerinin bu proje ile araştırıldığını söyleyen Küçükyılmaz, proje ile tavuklar güneş ışığından ve yeşil alanlardan özgürce yararlanabildiğini, doğal yapılarına uygun bir yaşam sürdürebildiklerini kaydetti. Hayvan refahının ön plana çıktığı günümüzde doğal yaşama uygun üretim yapan işletmelerin varlığı, hayvanlar için olduğu kadar insan ve toplum sağlığı için de büyük önem taşıyor.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD1142_ozgur-tavuklar.html