Monthly Archives: Aralık 2012

Arılarda Kış Bakımı Zamanı

Besleyici özelliğiyle sağlık açısından birçok yararı bulunan balı üreten arılar ile kovanlarda kış bakımı yapılmasının, ilkbaharda üretim açısından önemli avantaj sağlayacağı bildirildi. Ordu Arıcılar Birliği Başkanı Necati Aydın, kış mevsiminin gelmesiyle arıların kışlık bakımlarının önem kazandığını söyledi. Mevsim itibarıyla arılarda kış bakımı zamanının geldiğini anlatan Aydın, her üreticinin arılarının kışlık bakımını titizlikle yapması gerektiğine vurgu yaptı.

Necati Aydın, şöyle devam etti: ”Tüm üreticilerimiz arılarının kış bakımlarına önem versinler. Kış bakımları arılarımız için son derece önemli. Unutulmamalıdır ki arıların bütün hastalıkları kışın meydana geliyor. Arıcılarımız bunu böyle bilerek hareket etmeli. Kış bakımının tam zamanı. Üreticilerimiz, arılarının çeşitli hastalıklara yakalanmaması için kış bakımını en iyi şekilde yapmalı.”

Arıcıların dikkat etmesi gereken konuların başında arılara verilen şeker şuruplarının geldiğini anlatan Aydın, şöyle konuştu: ”Üreticilerimiz mutlaka kış mevsimi boyunca arılarına en az 4 defa şeker şurubunu vermeli. Çünkü yazdan kalmış arılar çok çalışmış ve yıpranmış oluyor. Bu nedenle arılarımız çok yorgun olduklarından kışı çıkartamıyor ve sönüyorlar. Eğer üreticilerimiz arılarına yeterince şurup verirlerse arıların genç nesilleri meydana geliyor.”

-”Havaların geç soğuması arıları olumsuz etkiledi”-

Kış mevsimi gelmesine karşın havaların geç soğuması nedeniyle bazı üreticilere ait arıların olumsuz etkilendiğini belirten Aydın, şunları kaydetti: ”Bu yıl havaların biraz geç soğuması arıları olumsuz etkiledi. Yalancı bahara aldanan arılar dışarıya çıkarak boşa uçtular ve yıprandılar. Havalar daha da soğursa arılar bu kez kovanlarını terk etmeyeceklerdir. Temennimiz bu yönde.” Necati Aydın, kışlık bakımların düzenli yapılması halinde arıların daha kaliteli bal üretebileceklerini de sözlerine ekledi.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD2148_arilarda-kis-bakimi-zamani.html

Çiftçinin AB Hibesini Kullanması Gerekiyor

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, AB’nin Katılım Öncesi Yardım Aracı’nın (IPA) Kırsal Kalkınma Programı olan IPARD kapsamında Türkiye’ye tahsis edilen hibe desteğinin, Türk çiftçisi tarafından kullanılması için çalıştıklarını bildirdi. Bayraktar, yaptığı yazılı açıklamada, AB’nin aday ve potansiyel aday ülkelere yönelik IPA adı altında mali yardım programları uyguladığını, Türkiye’de de bu mali yardımlar kapsamında Kırsal Kalkınma Bileşeni olarak IPARD programının uygulanmaya konulduğunu anımsattı. Avrupa Komisyonu’nca 2008 yılında onaylanan programın Türkiye’nin katılım öncesi dönemdeki öncelikleri ve ihtiyaçlarını dikkate alarak, sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için kapasite oluşturmayı hedeflediğini ifade eden Bayraktar, IPARD’ın 42 ilde uygulanacağını belirtti.

TZOB’un gerek merkezde gerek yerelde bilgilendirme çalışmaları yaparak ziraat odalarına teknik hizmet sunacağını vurgulayan Bayraktar, 2006-2010 döneminde kırsal kalkınma için hazırlanan projelerle 11 milyon 289 bin 402 Avro hibe sağlandığına dikkati çekti.

Bayraktar kaynağın, AB standartlarında örnek işletme oluşturulması, yeni ürün çeşitlerinin devreye sokulması, kapasite geliştirme, eğitimlerle bilinç düzeyinin artırılması, mevcut istihdamın korunması ve yeni istihdam olanaklarının geliştirilmesi gibi hizmetlerde kullanıldığını ifade etti.

Programa katılacak iller

IPARD programının 29 Ağustos 2011 tarihi itibarıyla 17, 2 Mart 2012 tarihi itibarıyla 3 olmak üzere toplam 20 ilde uygulanmaya başladığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

”İkinci dönem uygulama illeri için akreditasyon süreci tamamlanmış olup, Avrupa Komisyonu denetimlerini takiben 2013 yılında akreditasyon kararı bekleniyor.

Program kapsamında akredite olmuş 20 il ve yeni akredite olacak 22 il için tüzel kişiler veya şirketlerce hazırlanacak projelere yüzde 50 hibe desteği sağlanıyor. 20 ile eklenecek 22 il ise Ağrı, Aksaray, Ankara, Ardahan, Aydın, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Denizli, Elazığ, Erzincan, Giresun, Karaman, Kastamonu, Kütahya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Nevşehir ve Uşak olacak.

Bu programla AB hibe fonları, kırsal kesimde yaşayan halkımıza, çiftçilere, üretici birliklerine ve tarım sektöründe faaliyet gösteren firmalara projeler karşılığında ve sözleşmelerine uygun olarak kullandırılacaktır.”

”Kredi konusunda bankalara görev düşüyor”

AB’nin, IPARD için ayırdığı 1 milyar 80 milyon Avroluk kaynağın yüzde 80’den fazlasının Türkiye’ye geldiğine işaret eden Bayraktar, 874 milyon Avroluk hibe desteğinin kırsal kalkınma faaliyetlerinde, tarımda yatırım yapacak girişimciler için kullanılmasının önemine vurgu yaptı.

Bayraktar, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

”Bu hibe programından hemen yararlanılmaya başlanmalıdır. Buradaki bir gecikme, hibe programının büyük bölümünün kullanılmadan iade edilmesine yol açar. Çiftçinin, üreticinin yeterince finansmana ulaşamadığı bu ortamda, hazır hibeyi kullanamamak hepimizin hatası olur.”

Kırsal kalkınmaya ayrılan toplam fon miktarının yüzde 75’ini AB, kalan yüzde 25’ini ise Türkiye’nin karşıladığını belirten Bayraktar, proje bazında ise çiftçilerin toplam proje bedelinin yüzde 50’sini hibe olarak programdan alabildiğini bildirdi.

Çiftçilerin AB mali yardım programlarından azami düzeyde faydalanmaları için çalıştıklarını ifade eden Bayraktar, ziraat odalarına başvuru koşulları, proje zamanları gibi temel konularda bilgilendirme yapıldığına işaret etti.

Bayraktar, şöyle devam etti:

”Odalara yönelik eğitim çalışmalarıyla, odaların bu programa yönelik proje hazırlamaları teşvik edilerek çiftçilerimizin hibelerden en yüksek seviyede faydalanmaları ve çiftçilerimize daha iyi hizmet vermeleri amaçlanmıştır.

Üç yıl zamanımız var. Bu parayı ya kullanacağız ya da para Brüksel’e geri dönecek. Bir an önce, eksiksiz projeler hazırlayıp başvurularımızı yapmamız lazım. Çiftçimiz, kendi karşılaması gereken proje bedelinin yüzde 50’sini karşılayamıyorsa, uygun vade ve faiz oranlarıyla bu rakam bankalarımız tarafından çiftçimize kredi olarak açılmalıdır. Kredi konusunda da başta Ziraat Bankası olmak üzere bankalarımıza büyük görev düşüyor.”

http://www.haber7.com/gundem-veriler/haber/962352-ciftcinin-ab-hibesini-kullanmasi-gerekiyor

Böcekler İnsanlara Hizmet Ediyor

Uzmanlar, dünyada 1 milyon 720 bin hayvan türünün olduğunu ve bunun 854 binini böceklerin oluşturduğunu belirterek, böceklerin insanlar için çok faydalı olduğunu bildirdi. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Yıldırım, dünyada yeni buldukları böcek türlerine o yörenin ismini verdiklerini belirterek, Erzincan’da buldukları bir böceğe Erzincan, Erzurum’da buldukları bir böceğe Palandöken, Erzurum gibi isimler verdiklerini söyledi.Böceklerin o bölgenin tapusu mahiyetinde olduğunu ifade eden Yıldırım, ”Dünyada birçok bilim adamı, sevdikleri isimleri, dünya durdukça yaşaması için böceklere değişik isimler veriyorlar. Yani böceğe kişilerin isimlerini veriyorlar” dedi.

Böceklerin sadece pire, tahtakurusu, insanlar için zararlı böcekler olarak düşünülmemesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, ”Dünyada 1 milyon 720 bin hayvan türü var. Bunun 854 binini böcekler oluşturuyor. Bunlardan bin civarında zararlı tür, diğerlerinin hepsi faydalı. Bir kısmının nötr bir kısmının ise henüz daha hangi gaye için yaratıldığı bilinmediği için faydaları daha bilinmiyor. Zaman geçtikçe bunun faydaları biliniyor” diye konuştu.

Fakülte olarak, Türkiye’nin büyük entomoloji müzesine sahip olduklarını vurgulayan Yıldırım, müzede 20 bin civarında teşhis edilmiş, 20 binin üzerinde de teşhis edilecek materyal bulunduğunu belirterek, Türkiye’nin böcek bakımından bir kıta özelliği gösterdiğini ifade etti.

Yıldırım, şunları kaydetti:

”Böcek bakımından Avrupa’dan daha zenginiz. Yani biyoçeşitlilik yönünden çok zenginiz. Her yıl yeni böcek türleri, biz ve yabancı bilim adamları tarafından ülkemizde bulunuyor ve bunları tanımlıyoruz. Yabancı bilim adamı arkadaşlarım buldukları beş yeni böceğe, benim ismimi verdi. Dört tane böceğe ‘Yildirim’ diye soyadımı koymuşlar, bir tanesine de ismimi koymuşlar. Bu benim için bir onur. Çünkü dünya durdukça o böcek türlerinde o isim yaşayacak. Yani herkese bu isim verilmez, bu onur.”

Sürekli böcekler üzerine çalıştığını anlatan Yıldırım, ”Sadece üç tane beş tane veya diyelim ki 40-50 tane zararlı böcekler için olumsuz değerlendirmemek lazım. Böceklerin hepsi bizim hizmetimizde. Onların bize çalıştıklarını, faydalarını görünce insan öyle dersler alıyor ki şaşırıyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Biyoçeşitlilik bakımından Türkiye’nin en zengin bölgesinin Doğu Anadolu Bölgesi olduğuna dikkati çeken Yıldırım, ”Benim uzman olduğum familyadan 300 tane tür var ve bunun 200 tanesi Doğu Anadolu’da bulunuyor. Bunlardan 71’i Türkiye’de yeni tanımlanmış. Bunlardan bir kaçını da biz tanımlamışız” dedi.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD2140_bocekler-insanlara-hizmet-ediyor.html

Limiti Aşan Kuyunun Vanası Kapanacak…

Yeni hazırlanan kanuna göre yeraltı suyu kullanacaklar, sayaç taktıracak. Limiti aşanın vanası otomatik kapanacak.Limiti Aşan Kuyunun Vanası Kapanacak…     25 Şubat 2013’ten itibaren, yeraltı suyu kullanacaklar ön yüklemeli su ve elektrik sayaçlarını kendi olanakları ile kuyularına taktıracak. Böylece belirlenen kapasite dışında su kullanılmayacak. YERALTI Suları Kanunu’nda yapılan değişiklikle bundan böyle kuyu, galeri, tünel ve benzeri yerlerden çekilecek içme, sulama, kullanma endüstri ve sanayi suyu miktarı sınırlandırıldı. 25 Şubat 2013’den itibaren, yeraltı suyu kullanacaklar, ön yüklemeli su ve elektrik sayaçlarını kendi olanakları ile kuyularına taktıracak. Böylece belirlenen kapasite dışında su kullanılmayacak.

10 METRE KRİTİK

 Su ve Orman Bakanlığı 167 Sayılı Yeraltı Suları Hakkındaki Kanun’a eklenen ‘Kuyu, galeri, tünel ve benzerlerinden çekilecek yeraltısuyu miktarının tespitini sağlayacak ölçüm sistemleri kurulmadan, kullanma belgesi verilemez. Bu ölçüm sisteminin özellikleri yönetmelikle belirlenir’ maddesi uyarınca, su temini amacıyla derinlikleri 10 metreyi geçen, yatay veya dikey doğrultuda açılan her türlü galeri, tünel ve sondaj kuyuları için ölçüm sistemlerinin takılması zorunluluğu getirildi. Kanunu Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü uygulayacak.

KAPASİTEYİ AŞMA

 TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Kayseri İl Temsilcisi Adnan Evsen, şöyle şöyle konuştu: “Kanununda yapılan bu değişiklik ile kuyu, galeri, tünel ve benzerlerinden çekilecek yer altı suyu miktarının tespitini sağlayacak ön yüklemeli su sayacı, ön yüklemeli elektrik sayacı ve diğer ölçüm sistemlerini, kullanma belgesine sahip olanlar kendi imkanları ile kuyularına taktıracaktır. Yine yönetmelik hükümlerine göre; ön yüklemeli su sayacı ve ön yüklemeli elektrik sayacı bir yıl içerisinde çekilebilecek azami su miktarını belirtebilecek nitelikte olmalıdır.”

DEVLET Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ)’den verilen bilgi söyle:  · Tüm kuyulardan çekilen veya çekilecek yeraltı suyunun ölçülmesi ve buna yönelik ‘ölçüm sistemlerinin’ tespit ve tesisi gerekiyor. Bunda temel amaç, yeraltı suyu kullanım miktarını belirlemek, yeraltı suyu kullanıcısına tahsis edilen miktarı kontrol altına almak, yeraltı suyunun etkin, verimli ve tasarruflu kullanılmasını sağlamak, stratejik bir kaynak olan yeraltı suyunun sürdürülebilir olarak yönetmek. Ülke genelinde çalışmalara başlanılmış olup, DSİ Bölge Müdürlüklerinin şartlarına göre belirlenen ön yüklemeli su ve elektrik sayaçları gibi ölçüm sistemleri kullanıcılar tarafından yeraltı suyu kuyularına monte edilmektedir. Ancak başlangıçta öngörülemeyen sorunlar nedeni ile bazı sıkıntılar yaşanmaktadır. Değerli bir kaynak olan yeraltı sularının korunması, gelecek nesillere aktarılabilmesi bakımından, başlanmış olan bu uygulamanın zaman içerisinde kullanımını sistematik olarak yaygınlaştırmayı planlıyoruz.”

http://www.yabantv.com/haber/12519-limiti-asan-kuyunun-vanasi-kapanacak

KKKA’ya Keklikle Mücadele

Keneyle mücadelede kullanılan beç tavuğunun, kenenin yayılmasına neden olabileceği iddialarının ardından uzmanlar, keklik ve tavuğun da bu mücadelede faydasının bulunmadığını, aksine zararının olabileceğini söyledi. Kafkas Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zati Vatansever, yaptığı açıklamada, keneyi doğadan tamamen kaldırmanın mümkün olmadığına dikkati çekti. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı’nı taşıyan ”Hyalomma Marginatum Marginatum” kenelerinin son yıllarda ölümlere yol açtığını anımsatan Vatansever, çok yaygın olmasa da doğaya beç tavuğu ve keklik salınarak keneyle mücadele edilmeye çalışıldığını belirtti.

Bunun yanlış bir yöntem olduğunu savunan Vatansever, şunları kaydetti: ”Kanatlı hayvanları keneyle mücadelede kullanamazsınız. Kanatlılar keneyi gördüğünde yiyebilir. Kursaklarına bakıldığında kene de bulunabilir ama hiçbir zaman kene popülasyonunu azaltamaz. Hatta bazı kene türleri, gelişebilmek için kanatlı hayvanlara ihtiyaç duyabilmektedir. KKKA Hastalığı’nı taşıyan kenenin yavruları, beslenmek için keklik ve beç tavuğu gibi kanatlıları özellikle seçmektedir. Bu nedenle keneyle mücadelede kullanılan keklik ve beç tavuğu, kenenin çoğalmasına neden olabilir. Sahada üzerinde yüzlerce kene yavrusu barındıran keklikler bulduk, hatta bu kenelerde hastalık etkenini de bulduk. Yani keklikler, kenelerin çoğalmasının yanında KKKA Hastalığı’nın yayılmasına da neden olabilir. Aynı şey benzer özelliklere sahip beç tavuğu için de geçerlidir.”

Tavukların da keneyle mücadelede etkili olmadığını, bunun bir ”şehir efsanesi” olduğunu belirten Vatansever, keklik, beç tavuğu, örümcek, çekirge hatta radyasyonla kısırlaştırılmış kene kullanmanın da bilimsel ve pratik bir geçerliliğinin olmadığını vurguladı.

Prof. Dr. Vatansever, günümüz şartlarında keneyle en pratik mücadelenin meraya çıkan çiftlik hayvanlarının periyodik olarak ilaçlanması olduğunu, bu uygulamanın doğru yapılması durumunda kene sayısında azalma yaşanacağını savundu.

CÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elaldı

Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazif Elaldı da keneleri yiyerek bunların sayısını azalttığı düşünülen kuş, tavuk ve keklik gibi hayvanların aslında kenelerin çoğalmasına yardımcı olduğu görüşünü savundu.

Kenelerin bu hayvanları kan emme aracı olarak kullandığını aktaran Elaldı, ”Bunları doğaya bırakmak bu hastalığın etkenini taşıyan Hylomma marginatum marginatum kenelerinin sayısını azaltmaz, aksine arttırır” dedi.

Prof. Dr. Elaldı, hayvanların doğaya salınarak keneyle mücadele edilmesinin bilimsel dayanağı olmayan, gözleme dayalı yöntem olduğunu iddia ederek, ”Bu tarz mücadelelerle doğadaki kenelerin sayısının kontrol altına alınması imkansız. Doğaya salınan 500-1000 adet tavuğun, kekliğin milyonlarca keneyle baş etmesi mümkün değil” diye konuştu.

Yaşam ve piknik alanlarında ilaçlama yapılarak kenelerden korunulabileceğini ifade eden Elaldı, ancak çiftçinin gittiği tarlayı ve doğayı tamamen ilaçlama gibi bir durumun söz konusu olmadığını, bu nedenle risk altındaki kişilerin kene ve hastalıktan korunma açısından bilgilendirilmesinin çok daha önemli olduğunu sözlerine ekledi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=385174&kn=19&ka=4&kb=19