Daily Archives: 16 Aralık 2012

Limiti Aşan Kuyunun Vanası Kapanacak…

Yeni hazırlanan kanuna göre yeraltı suyu kullanacaklar, sayaç taktıracak. Limiti aşanın vanası otomatik kapanacak.Limiti Aşan Kuyunun Vanası Kapanacak…     25 Şubat 2013’ten itibaren, yeraltı suyu kullanacaklar ön yüklemeli su ve elektrik sayaçlarını kendi olanakları ile kuyularına taktıracak. Böylece belirlenen kapasite dışında su kullanılmayacak. YERALTI Suları Kanunu’nda yapılan değişiklikle bundan böyle kuyu, galeri, tünel ve benzeri yerlerden çekilecek içme, sulama, kullanma endüstri ve sanayi suyu miktarı sınırlandırıldı. 25 Şubat 2013’den itibaren, yeraltı suyu kullanacaklar, ön yüklemeli su ve elektrik sayaçlarını kendi olanakları ile kuyularına taktıracak. Böylece belirlenen kapasite dışında su kullanılmayacak.

10 METRE KRİTİK

 Su ve Orman Bakanlığı 167 Sayılı Yeraltı Suları Hakkındaki Kanun’a eklenen ‘Kuyu, galeri, tünel ve benzerlerinden çekilecek yeraltısuyu miktarının tespitini sağlayacak ölçüm sistemleri kurulmadan, kullanma belgesi verilemez. Bu ölçüm sisteminin özellikleri yönetmelikle belirlenir’ maddesi uyarınca, su temini amacıyla derinlikleri 10 metreyi geçen, yatay veya dikey doğrultuda açılan her türlü galeri, tünel ve sondaj kuyuları için ölçüm sistemlerinin takılması zorunluluğu getirildi. Kanunu Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü uygulayacak.

KAPASİTEYİ AŞMA

 TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Kayseri İl Temsilcisi Adnan Evsen, şöyle şöyle konuştu: “Kanununda yapılan bu değişiklik ile kuyu, galeri, tünel ve benzerlerinden çekilecek yer altı suyu miktarının tespitini sağlayacak ön yüklemeli su sayacı, ön yüklemeli elektrik sayacı ve diğer ölçüm sistemlerini, kullanma belgesine sahip olanlar kendi imkanları ile kuyularına taktıracaktır. Yine yönetmelik hükümlerine göre; ön yüklemeli su sayacı ve ön yüklemeli elektrik sayacı bir yıl içerisinde çekilebilecek azami su miktarını belirtebilecek nitelikte olmalıdır.”

DEVLET Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ)’den verilen bilgi söyle:  · Tüm kuyulardan çekilen veya çekilecek yeraltı suyunun ölçülmesi ve buna yönelik ‘ölçüm sistemlerinin’ tespit ve tesisi gerekiyor. Bunda temel amaç, yeraltı suyu kullanım miktarını belirlemek, yeraltı suyu kullanıcısına tahsis edilen miktarı kontrol altına almak, yeraltı suyunun etkin, verimli ve tasarruflu kullanılmasını sağlamak, stratejik bir kaynak olan yeraltı suyunun sürdürülebilir olarak yönetmek. Ülke genelinde çalışmalara başlanılmış olup, DSİ Bölge Müdürlüklerinin şartlarına göre belirlenen ön yüklemeli su ve elektrik sayaçları gibi ölçüm sistemleri kullanıcılar tarafından yeraltı suyu kuyularına monte edilmektedir. Ancak başlangıçta öngörülemeyen sorunlar nedeni ile bazı sıkıntılar yaşanmaktadır. Değerli bir kaynak olan yeraltı sularının korunması, gelecek nesillere aktarılabilmesi bakımından, başlanmış olan bu uygulamanın zaman içerisinde kullanımını sistematik olarak yaygınlaştırmayı planlıyoruz.”

http://www.yabantv.com/haber/12519-limiti-asan-kuyunun-vanasi-kapanacak

KKKA’ya Keklikle Mücadele

Keneyle mücadelede kullanılan beç tavuğunun, kenenin yayılmasına neden olabileceği iddialarının ardından uzmanlar, keklik ve tavuğun da bu mücadelede faydasının bulunmadığını, aksine zararının olabileceğini söyledi. Kafkas Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zati Vatansever, yaptığı açıklamada, keneyi doğadan tamamen kaldırmanın mümkün olmadığına dikkati çekti. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı’nı taşıyan ”Hyalomma Marginatum Marginatum” kenelerinin son yıllarda ölümlere yol açtığını anımsatan Vatansever, çok yaygın olmasa da doğaya beç tavuğu ve keklik salınarak keneyle mücadele edilmeye çalışıldığını belirtti.

Bunun yanlış bir yöntem olduğunu savunan Vatansever, şunları kaydetti: ”Kanatlı hayvanları keneyle mücadelede kullanamazsınız. Kanatlılar keneyi gördüğünde yiyebilir. Kursaklarına bakıldığında kene de bulunabilir ama hiçbir zaman kene popülasyonunu azaltamaz. Hatta bazı kene türleri, gelişebilmek için kanatlı hayvanlara ihtiyaç duyabilmektedir. KKKA Hastalığı’nı taşıyan kenenin yavruları, beslenmek için keklik ve beç tavuğu gibi kanatlıları özellikle seçmektedir. Bu nedenle keneyle mücadelede kullanılan keklik ve beç tavuğu, kenenin çoğalmasına neden olabilir. Sahada üzerinde yüzlerce kene yavrusu barındıran keklikler bulduk, hatta bu kenelerde hastalık etkenini de bulduk. Yani keklikler, kenelerin çoğalmasının yanında KKKA Hastalığı’nın yayılmasına da neden olabilir. Aynı şey benzer özelliklere sahip beç tavuğu için de geçerlidir.”

Tavukların da keneyle mücadelede etkili olmadığını, bunun bir ”şehir efsanesi” olduğunu belirten Vatansever, keklik, beç tavuğu, örümcek, çekirge hatta radyasyonla kısırlaştırılmış kene kullanmanın da bilimsel ve pratik bir geçerliliğinin olmadığını vurguladı.

Prof. Dr. Vatansever, günümüz şartlarında keneyle en pratik mücadelenin meraya çıkan çiftlik hayvanlarının periyodik olarak ilaçlanması olduğunu, bu uygulamanın doğru yapılması durumunda kene sayısında azalma yaşanacağını savundu.

CÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elaldı

Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazif Elaldı da keneleri yiyerek bunların sayısını azalttığı düşünülen kuş, tavuk ve keklik gibi hayvanların aslında kenelerin çoğalmasına yardımcı olduğu görüşünü savundu.

Kenelerin bu hayvanları kan emme aracı olarak kullandığını aktaran Elaldı, ”Bunları doğaya bırakmak bu hastalığın etkenini taşıyan Hylomma marginatum marginatum kenelerinin sayısını azaltmaz, aksine arttırır” dedi.

Prof. Dr. Elaldı, hayvanların doğaya salınarak keneyle mücadele edilmesinin bilimsel dayanağı olmayan, gözleme dayalı yöntem olduğunu iddia ederek, ”Bu tarz mücadelelerle doğadaki kenelerin sayısının kontrol altına alınması imkansız. Doğaya salınan 500-1000 adet tavuğun, kekliğin milyonlarca keneyle baş etmesi mümkün değil” diye konuştu.

Yaşam ve piknik alanlarında ilaçlama yapılarak kenelerden korunulabileceğini ifade eden Elaldı, ancak çiftçinin gittiği tarlayı ve doğayı tamamen ilaçlama gibi bir durumun söz konusu olmadığını, bu nedenle risk altındaki kişilerin kene ve hastalıktan korunma açısından bilgilendirilmesinin çok daha önemli olduğunu sözlerine ekledi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=385174&kn=19&ka=4&kb=19

Avustralya’da Meyveni “Kendin Topla, Kendin Ye”

Kuzey yarımküredeki ülkelerin aksine yaz dönemine giren Avustralya’da, başta Türkler ve diğer göçmen topluluklar olmak üzere vatandaşlar için doğal ortamda ağaçlardan meyve toplamak, haftasonu aktivitelerinin başında geliyor. Melbourne şehri çevresindeki meyve bahçelerine, kiraz, şeftali, elma ve çilek toplamaya giden binlerce Avustralyalı, girdikleri bahçelere hem giriş ücreti, hem de topladıkları taze meyvelerin ücretini öderken, bahçe sahipleri de ücretsiz iş gücünden yararlanarak ürünlerini bedavaya toplatıyor. Avustralya’da yaşayan Türkler, bu bahçeleri en çok ziyaret eden toplumların başında geliyor. Avustralyalı Türkler, taze ürünleri aileleri ile birlikte bahçelere gelerek dalından koparmanın keyfini yaşadıklarını söylüyor.

Avustralya’da yaşayan Ömer Yalçıner Türklerin daha çok çilek ve kirazı tercih ettiğini, çilek bahçelerinde yenilen ürünlere herhangi bir ücret ödemediklerini, sadece eve götürmek üzere topladıkları ürünlere ücret ödediklerini söyledi.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD2117_avustralyada-meyveni-kendin-topla-kendin-ye.html