Daily Archives: 25 Nisan 2013

Yerli Tohumda Sınırlar Aşıldı

TAGEM’e bağlı araştırma enstitü ve istasyonlarınca geliştirilen tohum çeşitleri, yurt çapında yüzde 100’e varan oranlarda kullanılmasının yanı sıra Yunanistan’dan Rusya’ya, Türki Cumhuriyetlerden Arnavutluk’a birçok ülkeye ihraç ediliyor. Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’ne (TAGEM)  bağlı araştırma enstitü ve istasyonlarınca geliştirilen tohum çeşitleri, yurt çapında yüzde 100’e varan oranlarda kullanılmasının yanı sıra Yunanistan’dan Rusya’ya, Türki Cumhuriyetlerden Arnavutluk’a birçok ülkeye ihraç ediliyor.

Kamu kuruluşları, özel sektör için cazip olmayan, buğday, arpa, pamuk ve yem bitkilerinde tohum üretimine ağırlık verirken; özel sektör kuruluşları çoğunlukla mısır, ayçiçeği, sebze ve hibrit patateste sertifikalı tohum üretimi yapıyor.

TAGEM tarafından 1964-1985 yılları arasında 15, 1985-1995 yılları arasında 45, 1995-2005 yılları arasında 75, 2005-2009 yılları arasında 105, 2010-2011 yılları arasında ise 190 çeşit geliştirildi. Tohumculuk Kanununun çıkarıldığı ve buna bağlı olarak kayıt ve tescil sisteminin başladığı 1963 yılından bu yana Türkiye’de tarla bitkileri alanında toplam 2 bin 254 çeşit tescil ettirilirken, bunlardan yüzde 4’ünün üniversite, yüzde 61’inin özel sektör, yüzde 35’inin ise kamu tarafından tescili gerçekleştirildi.

Araştırma enstitüleri çeşitlerin tamamına yakınını yerli gen kaynakları kullanarak “melezleme ıslahı” yoluyla geliştirilirken, özel sektörce tescil ettirilen çeşitlerin tamamına yakını dışarıdan getirilerek adaptasyon denemeleri sonucunda kayıt altına alındı.

TAGEM’e bağlı toplam 47 araştırma enstitüsüyle istasyonların milli ekonomiye katkısı yüksek düzeyde seyrediyor. Bu bağlamda, Diyarbakır’da yer alan GAP Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü yıllık 300 milyon lira, Edirne’deki Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü yalnızca geliştirdiği çeltik çeşitleri ile yıllık 250 milyon lira, Sakarya Mısır Araştırma İstasyonu ise yüksek verim ve kaliteli çeşitlerle yıllık 20-25 milyon lira katkı sağlıyor.

TAGEM’e bağlı enstitü ve istasyonlar son 10 yılda 15 çeşit arpa, 28 çeşit ekmeklik buğday, 14 çeşit makarnalık buğday, 5 çeşit tritikale, 3 çeşit yulaf, 18 çeşit çeltik, 12 çeşit mısır, 23 çeşit pamuk, 7 çeşit soya, 2 çeşit aspir, 7 çeşit susam, 1 çeşit kolza, 3 çeşit ayçiçeği, 2 çeşit yer fıstığı, 2 çeşit haşhaş, 9 çeşit nohut, 7 çeşit kuru fasulye, 5 çeşit mercimek, 3 çeşit bakla, 16 çeşit adi fiğ, 2 çeşit Macar fiğ, 3 çeşit koca fiğ, 2 çeşit korunga, 3 çeşit yonca, 2 çeşit çayır üçgülü, 1 çeşit yemlik pancarı, 2 çeşit arı otu, 2 çeşit kimyon, 2 çeşit kişniş geliştirdi.

Türkiye’de piyasada yer alan çeşitlerin birçoğu TAGEM araştırma enstitü ve istasyonlarında geliştirilerek tescil ettirilirken, bunların kullanım oranları bazı çeşitlerde yüzde 100’e ulaşıyor.

Türkiye; Yunanistan, Bulgaristan, Ukrayna ve Rusya’ya çeltik, Sudan, Suriye, İran ve Türkmenistan’a buğday, Tacikistan ve Suriye’ye pamuk, Azerbaycan’a ayçiçeği, Suriye’ye nohut, Gürcistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’a yumurtacı damızlık saf hatlar, Pakistan ve Arnavutluk’a ise zeytin satıyor.

Geliştirilen çeşitlerin tohumluk üretim ve satış hakkı sözleşmeyle Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve özel sektöre devredilerek, çeşitlerin daha hızlı ve geniş alanlara yayılması hedefleniyor.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD2737_yerli-tohumda-sinirlar-asildi-.html

Kene Aşısı Üretiliyor

 Kenenin insana tutunmasıyla kendini gösteren ve ölüme neden olabilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı Türk bilim insanlarınca geliştirilen aşıda ilk aşama tamamlandı. Henüz laboratuvar çalışmalarının devam ettiği aşı, her şeyin yolunda gitmesi durumunda 3-5 yıla üretime hazır olacak. Türkiye’nin KKKA virüsüne karşı geliştirdiği aşı, dünyada bir ilk olacak. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Torunoğlu, Türkiye’de keneden bulaşan KKKA hastalığı vakalarının mevsim itibarıyla görülmeye başladığını söyledi.

Mart ayından itibaren kendini gösteren kenenin, en çok haziran ve temmuz aylarında görüldüğünü ifade eden Torunoğlu, “Çünkü kene, kışı toprağın 50-60 santimetre altında uyuyarak geçirdi. Şimdi havaların ısınmasıyla beslenmek için etrafta kan emecek bir şey arıyor. Bu hayvan olursa ona saldırıyor, insan olursa ona geliyor” diye konuştu.

Kenenin neden olduğu KKKA hastalığının ülke genelinde belli bölgelerde yoğunlaştığını vurgulayan Torunoğlu, hastalığın şehirlerden ziyade köylerde görüldüğünü söyledi.

Hastalığın, Artvin, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane, Sivas, Giresun ve Ordu’nun iç kesimleri, Malatya, Yozgat, Samsun, Amasya, Kastamonu, Çankırı, Bolu, Karabük, Kırklareli, Edirne, Bingöl ve Tunceli’de sık görüldüğüne dikkati çeken Torunoğlu, bu bölgelerde meraya çıkan hayvanların kene tutmasını önlemek için ilaçlandığını belirtti.

Hayvanların meradan eve kene getirerek popülasyonun artmasına yol açtığına işaret eden Torunoğlu, ayda bir hayvanın sırtına dökerek uygulanan ilaç sayesinde 3-4 hafta kenenin yapışamadığını vurguladı.

İlacın kesinlikle ete ve süte geçmediğini anlatan Torunoğlu, bölgede yer alan yaklaşık 2 bin köyde ev ev dolaşarak 7 yaşından büyük herkes için “kene eğitim ve korunma seti” dağıttıklarını belirtti. Sette kene çıkartma kartı, keneye çıplak elle dokunulmaması için eldiven bulunduğunu dile getiren Torunoğlu, ayrıca yüz yüze eğitim de verildiğini söyledi. Torunoğlu, okullarda da çocuklar için eğitim verilmeye başlanacağını aktardı.

“KENELERİN YOK EDİLMESİ SÖZ KONUSU DEĞİL”

Kenelerin yok edilmesinin söz konusu olmadığını vurgulayan Torunoğlu, “Onların da yaşaması gerekiyor, onların da misyonları var. Bir misyonları, hayvanlardaki bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Hasta hayvandan sağlam hayvana mikrobu taşıyor, onu doğal yoldan aşılamış oluyor” şeklinde konuştu.

Tavukların azalmasına bağlı olarak kenenin arttığı görüşünün de yanlış olduğunu ifade eden Torunoğlu, “Tavuk keneyi yiyor ama kene de tavuğa yapışıyor. İki yönlü bir durum bu. ‘Köyden tavuklar yakıldı, keneler arttı’ diye bir durum yok” ifadesini kullandı.

“AŞI GELİŞTİRMEDE İLK AŞAMADA BAŞARIYLA SONUÇLANDI”

KKKA hastalığına karşı aşı geliştirme çalışmalarının devam ettiğini ve önemli sonuçlar elde edildiğini müjdeleyen Torunoğlu, bu alanda iki çalışma yürütüldüğünü söyledi.

Birincisinin hastalığı geçirmiş ve iyileşmiş kişilerden kan örnekleri alınarak antikor denilen bağışıklık serumu elde edildiğini anlatan Torunoğlu, bunun yeni hastalara verildiğini ifade etti. Bu çalışmayı yaklaşık 1,5 yıldır yaptıklarını söyleyen Torunoğlu, ancak bu yıl daha yaygın uygulayacaklarını belirtti.

İkinci çalışmanın ise TÜBİTAK ile yürütülen proje olduğunu dile getiren Torunoğlu, şunları kaydetti: “Bizim kurumumuzun da katkı verdiği bir proje yürüyor. KKKA virüsüne karşı bir aşı geliştirildi ama henüz daha laboratuvar ortamında. Henüz, insanlara kullanılabilecek hale gelmedi. Aşı geliştirme çalışmalarında ilk aşama başarıyla sonuçlandı. Faz 1’i yapıldı, faz 2-faz3 çalışmaları yapılacak. Bunun daha 3-5 yıllık bir zamana ihtiyacı var. Şu anda başarılı yürüyor ama bu sezon elimizde henüz aşımız yok. Bunu vurgulayalım. Bir aksilik olmaz da herşey yolunda giderse Türkiye, 3-5 yıl içinde KKKA için kendi aşısını üretmiş olacak. Bu, aynı zamanda KKKA’ya karşı dünyada geliştirilen ilk aşı olacak.”

2009’DA BİN 318 VAKA VE 63 ÖLÜM GÖRÜLDÜ

KKKA virüsüne bağlı en çok vakanın 2009 yılında görüldüğünü belirten Torunoğlu, “O yıl bin 318 vaka ve 63 ölüm oldu. Ölüm sayısı fazla gibi gözüküyor ama bu hastalığın tedavisinde en başarılı ülkelerden birisiyiz. Bu hastalık, bizden başka birçok ülkede gözüküyor. Başka ülkelerde ölüm oranı yüzde 30’lara kadar çıkıyor. Biz de ise yüzde 4 civarında” diye konuştu.

Torunoğlu, 2010’da 868 vaka, 50 ölüm, 2011’de bin 75 vaka 54 ölüm ve 2012’de 796 vaka 37 ölüm görüldüğünü söyledi. Söz konusu kenenin nemli ortamları çok sevmediğini, kuru toprağı sevdiğini anlatan Torunoğlu, her kenenin KKKA’ya yol açmadığını ancak başka hastalıklara neden olabildiğini belirtti.

http://www.hurriyet.com.tr/saglik/23114841.asp