Monthly Archives: Şubat 2014

Türkiye’nin İlk ‘Kene’ Araştırmasına Başkent’te Başlandı

Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Zafer Karaer, Sağlık Bakanlığı’na kabul ettirdiği bir proje ile Ankara’da ‘Kırım Kongo Kanamalı Hastalığı’ na sebep olan kenelerin incelenmesi için araştırma başlattı. Kenelerle ilgili Türkiye’de yapılan ilk araştırmanın sonucunda, Ankara ili ve ilçelerinde, kenelerin oluşturduğu risk faktörünün saptanması, kene geçiş yerlerinin tespiti, kene türleri, kenelerin mevsimsel aktiviteleri, kene ile geçecek hastalıkların saptanması amaçlanıyor. Projenin 81 il de aynı modelle uygulanıp yayınlaştırması hedefleniyor.

Kenelerle bulaşan “Kırım Kongo Kanamalı Hastalığı” ile Türkiye’de son yıllarda onlarca kişi hayatını kaybetti. Özellikle bahar ve yaz aylarında kırlardaki insanların kabusu olan kenelerle ilgili şu ana kadar yapılan bir araştırma yoktu. Kenelerle nasıl mücadele edileceği bilinmiyordu. Kimyasal ilaçlarla yapılan mücadele de, insanların bulunduğu ekosisteme zarar veriyordu. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Prof. Dr. Zafer Karaer de, toplumun kabusu haline gelen bu hastalıkla mücadele için önemli bir çalışma başlattı. Sağlık Bakanlığı’nın verdiği destekle hayata geçen proje kapsamında Ankara ili ve ilçelerinde kenelerin oluşturduğu risk faktörünü saptanmaya çalışılıyor. Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Zafer Karaer, başta Kırım Kongo kanamalı hastalıklarını incelemek üzere Türkiye’de kenelerle ilgili bir araştırmanın şu ana kadar yapılmadığını söyledi.

KENELERİN TAŞIDIĞI YÜZLERCE HASTALIK VAR

Kenelerin insanlara taşıdığı yüzlerce hastalığın olduğunu bildiren Karaer, “Bu hastalıkları görüyoruz ama, kenelerden kaynakladığını bilmiyoruz.” dedi. Kareer, proje kapsamında sadece Ankara’yı baz aydıklarını belirterek, kenelerin, hastalık geçiş yerlerini baz alarak bir haritalanmaya gidecekleri bilgisini verdi.

Model çalışma olarak kenelerin mevsimsel aktivitelerinin nasıl olduğunu, hangi tür kenelerin olduğunu belirlemeye çalıştıklarını kaydeden Karaer, “Kenelerin 15-20 gününü hayvanlar üzerinde geçiriyor. Geri kalan kısmında hep topraktadır. Hayvan üzerinde bulunan kene bir hafta sonra düşer. Biz, bunları biliyoruz, ama nerede nasıl beslendiği ile ilgili kesin delil yok. Çalışma yok. Bu güne kadar eksik olan kısmı da o. Türkiye’de haritalanmış, herhangi bir bölge yok. Kene, şu ayda, şu kadar var, larva döneminde şu hayvanda geçiyor, gelişme döneminde şu hayvanda geçiriyor, diyemiyoruz. Üreme, yumurtlama, çoğalma koşulları ile ilgili bilgilere sahip değiliz. Yerde gezdiği dönemlerde dahil, hangi dönemde beslendiğinin incelenmesi gerekiyor. Böyle bir çalışma içerisindeyiz.” diye konuştu.

TESPİTLERİN ARDINDAN ÖNLEMLER ALINACAK

Karaer, çalışmanın amacı ile ilgili de şu bilgileri verdi: “Çalışma, sonucunda kene geçiş yerlerinin tespiti, kene türleri, mevsimsel aktivitelerini kene ile geçecek hastalıkların saptanması, amaçlarımız arasındadır. Kırım Kongo Kanamalı Hastalığını araştırmak ana amacımız, ama bunun yanında, diğer hastalık türlerini de inceleyeceğiz. Kırım Kongo yaban domuzlarında ne kadar, yerden beslenen kanatlılarda veya kemiricilerde ne kadar bulunuyor, bunları araştıracağız? Amacımız; risk faktörlerinin ne olduğunu ortaya koymak, ne derecede risk altına da olunduğunu ortaya koymak. Biz, bunları tespit ettikten sonra, onlara karşı da önlemler almak.”

Karaer, keneleri mücadelede ilaç kullanımının yanlış olduğunun altını çizdi. Nerde nasıl yaşadığını bilip ona göre bilinçli hareket edildiğinde, önlemlerin de ona göre alması durumunda daha başarılı sonuçlar elde edileceğini vurgulayan Karaer, “Nitekim bu çalışmanın sonucunda, ilgili bakanlıkların da gerekli önlemleri alacağını düşünüyorum. Bir şeyi bilmek lazım. Bilmeden tedbir almak çok zor. Neyle karşı karşı olduğumuzu bilmemiz gerekiyor, o açıdan.” ifadelerini kullandı.

ARAŞTIRMA 81 İLE UYGULANMALI

Bir araştırma görevlisi ile çalışmasını yürüttüğünü aktaran Karaer, 2002 yılından beri onlarca öldüren Kırım Kongo hastalığının oluşmasına sebep olan kenelerin Türkiye çapında bir ekip çalışmasıyla araştırılması gerektiğini vurguladı. Zafer Karaer, bu yaptıkları çalışmanın bir model kabul edilerek 81 ilde uygulanması gerektiğini de vurguladı ve bunun için bakanlık teşkilatlarının müsait olduğunu sözlerine ekledi. Karaer, şöyle devam etti: “Bu model bütün hastalıklara uygulanabilir. Ayrıca, böyle bir çalışmanın yapılması ile Türkiye genelinde risk faktörlerinin saptanacaktır. Hele hele hayvanların kanları incelenirse, ülke genelindeki hastalıkların neler olduğu saptanabilir. Kandan bütün hastalıklar tespit edilir. Türkiye’nin hastalık haritası ortaya konur. Bizim eksiğimiz o. Biz, e var nerede ne zaman ortaya çıkacak bilemiyoruz.”

http://www.cihan.com.tr/news/Turkiye-nin-ilk-kene-arastirmasina-Baskent-te-baslandi_2119-CHMTM1MjExOS8x

Hayvanlarda Pedikür Süt Üretimini Artırıyor

Büyükbaş hayvanların tırnak bakımlarının düzenli şekilde yapılmasının, süt üretimini yüzde 30-40’lara kadar yükselttiği kaydedildi. Günlük hayatta özellikle kadınların olmazsa olmazlarından olan pedikür, büyükbaş hayvan yetiştiriciliği açısından da önem taşıyor. Kadınlar, nasıl ki günlük hayatın stresinden uzaklaşmak için bakım merkezlerine başvuruyorsa, büyükbaş hayvanların da stres ve bazı rahatsızlıklardan kurtarılması için hayvan pedikürcülerine ihtiyaç duyuluyor.

Pedikürü yapılan hayvanların stresten uzak kalmalarının sağlanmasıyla, maksimum süt verimine ulaşılıyor. Uzmanlar, tırnak bakımları en az 6 ayda bir yapılan hayvanların çeşitli rahatsızlıklardan da korunmasının sağlandığını belirtiyor.

Ayak Sorunlarının Yüzde 90’ını Tırnak Problemleri Oluşturuyor

Aksaray Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Miktat Küçük, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada sığır yetiştiriciliğinde tırnak bakımının oldukça önemli olduğunu söyledi.

Hayvanlarda topallamanın genetik veya ortama bağı fiziksel sebeplerden kaynaklandığını dile getiren Küçük, şöyle devam etti:

“Ayak sorunlarının yüzde 90’ını tırnak problemleri oluşturur. Nasıl ki yeni bir ayakkabı aldığımız zaman, ayağımızı vurduğunda büyük acı çekeriz. Ayakkabıyı çıkarıp atar, terlik giyeriz. Hayvanlar da tırnak rahatsızlıklarından dolayı aşırı ağrı çeker, buna bağlı olarak yemliğine gitmez. Fazla hareket edemez. Yeterince beslenemeyen hayvan, stres altında olduğu için et ve süt yönünden kayba uğrar.”

Hayvanların da pediküre ihtiyacı olduğuna dikkati çeken Küçük, “Tırnağı kesilen hayvan, stresten kurtuluyor. Tırnak rahatsızlığı olan hayvan yüzde 30-40’lara kadar verim kaybı yaşar. Bu rahatsızlığın giderilmesiyle, verim kaybı da ortadan kaldırılmış oluyor. 20 kilo süt veren bir hayvanda tırnak rahatsızlığı nedeniyle 6-7 kilo kadar süt kaybı oluşabilir” diye konuştu.

Yanlış Pedikür Topallamaya Neden Olur

Miktat Küçük, tırnak kesiminin rastgele yapılmaması gerektiğini vurgulayarak, “Bu işlemin uzmanlar tarafından yapılması gerekir. Tırnak aşısı dediğimiz bir aşı var. Ona dikkat edilmesi gerekiyor. Tırnağın altını alırken canlı dokuya dokunmamak gerekir. Yanlış alınan canlı doku hayvanın topallamasına neden olur” dedi.

Ömer Aslan da, Aksaray’a bağlı Yeşiltepe beldesinde 15 yıldır büyükbaş hayvanların tırnak bakımlarını yaptığını ifade etti.

Tırnağı uzun hayvanda süt veriminin azaldığına işaret eden Aslan, gerekli bakımının yapılmasıyla verimde artış meydana geldiğini aktardı.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD4073_hayvanlarda-pedikur-sut-uretimini-artiriyor.html

Arı Ölümleri Kıtlığın Habercisi mi?

Son yıllarda dünyada arı ölümlerinin artığını kaydeden uzmanlar,toplu arı ölümlerinin kıtlığın habercisi olabileceğini belirtiyorlar.Arı ölümleri üzerine inceleme yapan Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Aslı Özkırım, son yıllarda Türkiye’de ve dünyada arı ölümlerinin arttığını belirtti. Arıların meyve ve sebze üretiminde önemli bir yere sahip olduğunu,  arılarca taşınan polenlerin döllenmesiyle meyve ve sebzenin oluştuğunu ifade eden Özkırım, arıların sadece bal yapmadığını, taşıdıkları polenler sayesinde de insanların kıtlık yaşamadığını vurguladı.

Albert Einstein’in  ‘Dünyadan arılar yok olursa insanlığın 4 yıl ömrü kalmış demektir’ sözünü anımsatan Özkırım, kastedilenin sadece bal arıları değil, bütün arılar olduğunu ifade etti. Özkırım, arıların sebze ve meyve oluşumunda verimi yüzde 75 artırdığını kaydetti.

Türkiye’nin bal arısı ve bal üretimi ile dünyada ikinci sırada yer aldığını vurgulayan Özkırım, Türkiye’nin dört mevsimi yaşayan, birçok bitkinin yetiştiği bir ülke olduğunu belirtti. Bal arısının, arıcılık için önemli olduğunu kaydeden Özkırım, arıcılığı en çok sekteye uğratanların arı hastalıkları, arı içerisinde yaşayan patojenler, bakteriler ve virüsler olduğunu söyledi.

Arıcıların profesyonel ve bilinçli olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Özkırım, çiçek olursa arının çalışacağını dolayısıyla çiçek çokluğunun da bal üretimini etkileyeceğini ifade etti.

Dünyada arılar öldüğü zaman ‘Arı Ölümlerini Araştırma Grubu’ kurulduğunu belirten Özkırım, grubun 52 ülkeden 300 üyesi bulunduğunu söyledi.

Çevresel etmenlerin yanı sıra iklim değişikliğinin dev arıları etkilediğini vurgulayan Özkırım, 2006 yılında yaşanan arı ölümlerine benzer ölümleri bu yılda beklediklerini söyledi. Kış mevsiminin kurak geçtiğini, havalar çok soğuk olmadığı için güneşi gören arıların uçuşa geçtiğini ve soğuktan donup öldüğünü vurgulayan Özkırım, arı çeşitliliğin fazla olması sebebiyle Türkiye’nin çok şanslı olduğunu ve bunun arıların ayakta durmasını sağladığını kaydetti.

Doç. Dr. Özkırım, çocuklara arıları sevdirmek için ‘Arılar Şatosu’ adlı masal kitabı yazdığını ve bu kitabın İspanya, Fransa, Yunanistan, Sırbistan’da satıldığını da sözlerine ekledi.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD4065_ari-olumleri-kitligin-habercisi-mi-.html

Tükettiğimiz Her Şeyde Fazlasıyla Tuz Var

Su dışındaki her türlü gıdada tuz bulunduğunu belirten uzmanlar, sağlıklı ve uzun bir yaşam için gıdalara katılan tuz miktarının sınırlanmasını istiyor. Giresun Üniversitesi (GRÜ) Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nezihi Küçükarslan, yaşam için parolanın “tadında tuzunda sağlıklı kalbimle uzun bir hayat sürebilirim” olması gerektiğini söyledi.

 Tüketilen gıdalar ve sıvılar, alınan ilaçlar ve günlük aktivitelerin yaşam döngüsünün ne kadar süreceğini belirlediğini ifade eden Küçükarslan, “Cipslerden, tuzlu konservelerden, renkli ambalajlarla süslenmiş ömür kısaltan bol tuzlu kuru yemişlerden lütfen uzak duralım. Sağlıklı yaşam için tuz tüketimini göz önünde bulunduralım” dedi.

 Küçükarslan, tuzun insan hayatı için önemli bir faktör ve çok önemli bir elektrolit olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Dünya Sağlık Örgütü’nün günlük ihtiyacı olan bir kişi için belirlemiş olduğu tuz miktarı 2 gramdır. Bir kase çileğin içerisinde 17 miligram, bir kahvenin içerisinde 750 miligram, 100 gram otlu peynirin içerisinde 2 bin miligram tuz var, yani ihtiyacımız olandan fazlası. Türkiye’de tuz alımı standart olan bir insan 6 gram kadar tuz tüketmektedir.”  Su dışındaki her türlü gıdada tuz var

 Tuzun yalnızca rafine veya rafine edilmemiş tuzlar şeklinde değil tüketilen her türlü gıdayla sindirim sisteminin içerisine girdiğine dikkati çeken Küçükarslan, “İçtiğimiz bir bardak çaydan yediğimiz bir kase çileğe kadar hepsi tuz içermekte, ölüme neden olan bu faktörün günlük sınırlandırılması oldukça önemli. Su dışındaki her şeyin içerisinde tuz bulunmakta” ifadelerini kullandı.

Küçükarslan, tuzun neden olduğu en önemli rahatsızlık denilince akıllara ilk gelen hastalığın hipertansiyon olduğuna dikkati çekerek, “Bugün dünya nüfusunun 1 milyardan fazlası hipertansiyondan muzdarip ve ilaç tedavisi altında. Tuza bağlı olan hipertansiyon rahatsızlığı sonucu ortaya çıkan felç ile kalp ve damar hastalıklarından ölüm oranı dünya üzerinde 2,3 milyon insan olarak belirlenmiş” diye konuştu.  Tuz, su ile hareket ediyor

 Günlük aktivitelerin tuz dengesinin sağlanmasında oldukça önemli olduğunu vurgulayan Küçükarslan, şunları kaydetti: “Günlük aktivitenin gerçekleştirildiği mekan ve kişinin sağlık durumu tuz dengesi üzerinde oldukça etkili. Tuz kişinin vücuduna girişinde, çıkışında suyla hareket ediyor. Terleme yoluyla atılan miktarı oldukça önemli. Spor yaptığımız saatlerde almamız gereken su miktarı da elbette ki biraz artmakta. Suyun vücuda girdiği kadar çıktığı miktarı da önemli, çünkü girenle çıkan arasındaki dengeyle insan vücudunun metabolizma dengesi sağlanmakta.”

http://www.yerelgundem.com/haberler/621905/tukettigimiz_her_seyde_fazlasiyla_tuz_var.html

Et ve Süt Kurumu Et Üreticileriyle Besicilik Sözleşmesi İmzaladı

Et ve Süt Kurumu ile Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği arasında 2014 yılı için yenilenen ‘Büyükbaş Besicilik Sözleşmesi’ yaptı. Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Ismail Kemaloğlu ve Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Birliği Genel Başkanı Bülent Tunç’un imzaladığı protokol sayesinde üretici ve besiciler zaman ve kaynak tasarrufu sağlayacak. Sözleşmeli besicilik yapan birlik üyeleri alacakları kefalet senedi ile sözleşme imzalayabilecek. Böylece nakit teminat ödemesinden kurtulacak veya teminat mektubu, ipotek ve noter gibi işlemler için zaman kaybı yaşamayacak.

Genel Müdür Ismail Kemaloğlu, Et ve Süt Kurumu’nun besicilerin zarar etmeden yetiştirdikleri hayvanları rahatlıkla satabilecekleri pazarlar oluşturulması için çalıştıklarını anlatarak, besicileri korumak, daha planlı bir üretime teşvik etmek ve hayvancılığı sürdürebilmelerine katkı sağlamak amacı ile söz konusu adımları attıklarını söyledi. Kemaloğlu, “Geçtiğimiz yıl başlattığımız uygulama ile birlikte, Kırmızı Et Üreticileri Birliğine üye besiciler, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü ve kombinalarımızla ‘Büyükbaş Besicilik Sözleşmesi’ imzalarken, birlik teminatı ile bu yıl da sözleşmesi kolaylıkla imzalayacak. Böylece daha çok üreticiye ulaşmış olacağız, daha çok üretici için pazar garantisi sağlamış olacağız.” dedi.

http://www.haberler.com/et-ve-sut-kurumu-et-ureticileriyle-besicilik-5612155-haberi/