Monthly Archives: Ağustos 2014

Sert Su, Sağlıklı Su mudur?

Su içerken de satın alırken de dikkat edilmesi gereken noktalar var. İç hastalıkları Uzmanı Ayça Kaya, su hakkında bilinmesi gereken noktaları anlattı. İnsan yaşamı için oksijenden sonra en değerli madde sudur. İnsan açlığa 40 gün dayanabilirken susuzluğa en fazla 7 gün dayanabilir. Vücuttaki bütün metabolik faaliyetler için su gereklidir. Hücrelerin temizlenmesi, bağırsakların çalışması, vücuttaki elektrolit dengesinin sağlanması, kanın akışkanlığının sağlanması, beynin çalışması, böbreklerin zararlı atıkları vücuttan uzaklaştırması işte tüm bunlar ve daha fazlası su ile gerçekleşiyor.

Günlük suyu daha çok idrarla kaybederiz. Bununla birlikte büyük abdesti yaparken, terleme ve solunumla da su kaybederiz. Tüm bu metabolik faaliyetler sonrasında ortalama günlük 2-2,5 litre su ihtiyacımız olur.

Arıtma cihazları mineral kaybına neden oluyor

Günlük yaşantımızda kullandığımız suyu üç başlıkta düşünebiliriz. Doğal kaynak suları, şehir şebeke suları ve doğal mineralli sular. Birçoğumuz şehir şebeke suyuna kuşku ile yaklaşırız ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisine göre eğer bir su, musluktan bizim kullanımımız için evimize kadar geliyorsa, sağlıklı olmak zorundadır. Bu suların sağlıklı olması için zaman zaman klorlama ve dezenfeksiyon yöntemleri kullanılabilir. Ancak şehir şebeke sularının içerdiği elektrolit kombinasyonu doğal kaynak suları veya doğal mineralli sular kadar zengin değildir. Hele hele bir de üzerine evde arıtma cihazları da kullanılıyorsa bu suyun içindeki minerallerin tamamen kaybına neden olup içimi kolay saf su haline getirse de besleyicilik oranının düşmesine neden oluyor. Yine bu arıtma cihazlarının bakımı iyi yapılmaz ise bu suyun mikrop yuvası haline gelmesine neden olabiliyor.

Zengin içerikli su nasıl olmalı?

Doğal kaynak suları ve doğal mineralli sular da kalsiyum, magnezyum, bikarbonat, demir gibi elementler bulunur. Suyun içindeki kalsiyum miktarı 250 mg’a, magnezyum miktarı 75 mg’a, bikarbonat miktarı 600 mg’a yakınsa bu su elektrolit açısından zengindir diyebiliriz.

Suyun sertliği kalitesini belirler. Sert sular sağlıklı sulardır. Ancak sert suyun içimi biraz daha zordur. Aynı zamanda sabunla zor köpüren sular da sert sulardır.

Suyun vücut için değerliliğini belirleyen bir diğer etmen de suyun pH derecesi. Son günlerde bu konu ile de ilgili şehir efsaneleri üretilmekte, suyu alkali yapabilmek için damlalar satılmakta, karbonatlar önerilmekte. Ancak suyun kendi alkalilik değerini okuyarak da bu konuda bir yorum yapılabilir. PH 7 nötr kabul ediyoruz. pH 8,5’ a kadar da alkali olması, vücut için daha sağlıklı olduğu anlamına geliyor. Yani satın aldığınız suyun üzerindeki pH 7,2’den başlayarak 8,5’a kadar olabilir. Suyu ayrıca alkali yapmak için bu tür damlalar ve karbonatlar kullanmaya gerek yoktur.

Suyu en iyi saklama yolu cam şişedir. Ancak kullanım kolaylığı ve taşıma kolaylığı açısından çoğu zaman pet şişler veya polikarbon şişeler avantaj sağlar. Eğer bu şişelerde suyu satın alıyorsanız evde kullanırken direkt cam şişeye boşaltabilirsiniz.

Su içerken nelere dikkat edilmeli?

Suyu susama hissini beklemeden içmek gerekir. Vücudun suya doyduğu idrar renginden belli olur. İdrar rengi koyu çıkıyorsa yeteri kadar su içilmediği anlamına gelir. İdrar rengi berrak ve kokusuz oluyorsa bu yeteri kadar su içildiğinin göstergesi olur. Özellikle çocukların yeteri kadar su içip içmediğinin takibi açısından bu önemlidir.
Suyu günde en az 8 bardak mümkünse 10 bardağa yakın içmek gerekir. Sabah aç karnına oda sıcaklığında su içilmesi, bağırsaklar açısından çok faydalıdır. Bununla beraber her yemekte 2’şer bardak yemekle beraber yudum yudum su içmeye özen göstermek gerekir.
Eğer tansiyon, böbrek veya kalp yetmezliği gibi bir hastalık yoksa günlük su tüketiminin 600 ml’si doğal mineralli kaynak suları (maden suları) şeklinde olabilir.
Su satın alırken pH değeri olarak 7,2’nin üzeri suları tercih etmek gerekir.
Suyun tadı nedeni ile su içilmiyorsa, suyun içine çilek, limon, portakal gibi taze mevsim meyveleri ile tatlandırarak içilebilir.

http://www.hurriyetaile.com/sizin-icin/saglik/sert-su-saglikli-su-mudur_15758.html

Anadolu’nun Geleneksel Türlerinden Dut Ağacı İçin Eylem Planı

Orman Genel Müdürlüğü’nün uygulamaya koyduğu ve 2014-2016 dönemini kapsayacak Dut Eylem Planı ile 3 milyon dut fidanı toprakla buluşacak. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, tabi kaynaklar açısından değer taşıyan orman ürünlerinin üretimiyle ilgilenen kişilere yol göstermek amacıyla başlatmış olduğu ceviz, badem, kestane, salep, trüf mantarı, sakız ağacı eylem planlarının ardından 2014-2016 dönemini kapsayacak Dut Eylem Planı’nı da hayata geçirdi.

Sosyal maksatlı ağaçlandırma anlayışı ve uygulamaları doğrultusunda hayata geçirilen proje ile elverişli yetiştirme alanlarında 3 milyon dut fidanı dikilecek.

Kuzey yarım kürenin genellikle ılıman ve subtropik bölgelerinde yetiştirilen dutun üretimi, Türkiye’nin hemen her ilinde yapılabiliyor. İklim ve toprak istekleri bakımından seçici bir tür olmayan dut, verim değeri düşük arazilerin değerlendirilmesine ve yeşillendirilmesine olanak sağlıyor.

-“İstihdam ve gelir artışı sağlayacağız”

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 3 yıl uygulanmak üzere hazırlanan Dut Eylem Planı ile uygun mekanlarda ve elverişli yetiştirme muhitlerinde belirli bir plan ve program dahilinde dut fidanları dikileceğini aktardı.

Türkiye’de meyve veren dut ağacı sayısının her yıl azaldığına dikkati çeken Eroğlu, “Dut ağacının sayısını artırmak ve ücretsiz fidan dağıtmak suretiyle vatandaşlarımızın dut ağacına ilgisini canlandırmayı hedefliyoruz. Diğer yandan yetiştirilen dut ağaçlarının ipekböcekçiliği, kozmetik, ilaç ve tekstil gibi önemli sanayi kollarında kullanılmasıyla vatandaşlarımıza istihdam ve gelir artışı sağlayacağız” dedi.

-Pek çok hastalığa iyi geliyor

Dutun, havalar ısınmadan tomurcuklarını sürmeye başlamadığını ve bu yüzden dut ağacının aklı ve sabrı sembolize ettiğini vurgulayan Eroğlu, “Antioksidan özelik taşıyan dut, ateş düşürücü ve idrar söktürücü özelliklerinin yanında ağız yaraları, boğaz hastalıkları, diş ağrısı, mide ve bağırsak iltihapları, egzama gibi pek çok hastalığa da iyi geliyor. Dolayısıyla tüketici tercihleri gün geçtikçe dut lehine artıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Yürütülen faaliyetlerin ana gayesinin bütün vatandaşlara daha temiz, yeşil, yaşanabilir ve müreffeh bir hayat sunabilmek olduğunu belirten Eroğlu, “Ağaçlandırma faaliyetlerimizi yürütürken, sadece orman varlığımızı artırmayı değil, başta kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarımız olmak üzere, ekonomik gelirde de artış sağlamayı hedefliyoruz” ifadesini kullandı.

http://www.timeturk.com/tr/2014/07/18/anadolu-nun-geleneksel-turlerinden-dut-agaci-icin-eylem-pla.html#.U-E0eWccTIU

Yaylalar Şifalı Otlarla Dolu

Giresun’un da içinde bulunduğu Doğu Karadeniz’de yetişen bir çok bitki adeta şifa deposu olarak biliniyor. Açık arazilerde doğal olarak yetişen bazı bitkilerin ‘tedavi edici ilaç’ özelliği taşıdığı ortaya çıktı. Bilim insanları, Doğu Karadeniz yöresinde yaptıkları ‘etnobotanik’ çalışmalarda genelde pazarda satılan, yemeği yapılan bazı bitkilerin ilaç özelliği taşıdığını ortaya çıkardılar. Bursa Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hulusi Malyer, Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülendam Tümen ve Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Serap Öz Aydın tarafından 18 familyaya ait 35 tür bitki üzerinde araştırma yapıldı.

Yapılan araştırmalarda, pazarda satılan bazı bitki ve sebzelerin hala yüksek kesimlerde tıbbi ilaç olarak kullanıldığı belirlendi. Araştırma sonuçlarına göre, hangi bitkilerin tıbbi amaçlı kullanıldığı şöyle açıklandı:

“Sarımsak- Közde kuru olarak pişirilerek ılık şekilde çıban ve dolama üzerine sarılarak tedavi edilir.

Hatmi çiçeği- Üst gövde yapraklarının çayı göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır.

Yılan Yastığı (Nivik)- Mayasıla karşı diğer sebzelerle karıştırılarak yemeği yapılarak yenir.

Çoban Çantası- Bitkinin toprak üstü kısımlarının kaynatılması sonucu elde edilen su böbrekteki kum ve taşları düşürmek amacıyla içilmektedir. Bunun sebep olduğu ağrıyı kesmektedir.

Alıç- Kalbe iyi geldiği düşüncesiyle meyveleri ve çiçeklerinin infüsyon şeklinde çayı yapılıp içilmektedir.

Ayva- Süt veren annelerin meme şişkinliklerinde meyvelerinin balla karıştırılmış lapası kullanılmaktadır. Çiçeklerinin balla pişirilip yenilmesi kalbi kuvvetlendirir. Emziren anneye sütünün artması için verilmektedir.

Domuz Turpu- Yumruları suda haşlanarak lapa haline getirilerek romatizmal ağrı ve eklem ağrılarının olduğu bölgelere sarılır.

İncir- Meyveleri taze ve reçel olarak yenir. Olgunlaşmamış meyvesinin sapından çıkan süt siğillerin tedavisinde kullanılmaktadır.

Dağ Çileği- Halk tarafından reçel ve şurup olarak tüketilmektedir. Vücudu kuvvetlendirdiği, hastalıkları önlediği ve idrar söktürücü olduğu bilinmektedir.

Ölmez Çiçek- Çayı, böbrek taşlarının düşürülmesi için kullanılır. Ayrıca evlerde koku vermesi amacıyla bulundurulur.

Kantaron- Zeytinyağı ile işlemden geçirilen çiçekleri yara ve yanıkların pansumanında kullanılır

Banotu- Nefes darlığına karşı kurutulmuş yaprakları tütüne karıştırılarak bu karışım sigara olarak içilmektedir. Yapraklarından elde edilen yağ kulak ağrısına ve romatizmaya karşı kullanılmaktadır. Ayrıca yüzde 5’lik dekoksiyonu ağrıyan yere sürülmek suretiyle kullanılır. Çiçeklerinde bulunan zehir baş ağrısı, baygınlık ve hatta soluk borusu krampları nedeniyle ölümlere yol açabilmektedir.

Ceviz- Olgunlaşmış meyvelerinin embriyoları genelde kahvaltılarda olmak suretiyle kan şekerini düşürmek için kullanılmaktadır. Yaprakları pişirilerek çıbanların üzerine sarılır. Yine yapraklarından yapılan çay boğaz hastalıklarında gargara olarak kullanılmaktadır.

Ballıbaba- Basura iyi geldiği düşüncesiyle çiçekleri kaynatılarak elde edilen çayı içilmektedir.

Elma- Meyveleri yenir. Hoşafı ateş düşürür, pekmezi kan yapıcıdır. Ebegümeci – Yaprak ve saplarından yemek yapılır. Yörede bu yemeğin en az senede bir defa yenmesi gerektiği düşülmektedir. Vücuttaki iç yaraların tedavisi ve bağırsakların yumuşatılması için kullanılmaktadır.

Papatya- Sindirim sistemindeki sancılara karşı çayı içilir.

Dut- Meyveleri taze olarak bazen de kurutularak yenir. Beyaz dut kansızlık ve halsizliğe karşı kullanılır.

Nane- Limonla yapılan nane çayı nezle, grip, soğuk algınlığı ve mide bulantısına karşı kullanılır. Baharat olarak kullanımı yaygındır.

Akyıldız, Sakarca- Soğanları ve toprak üstü kısımları daha çok sebze olarak kullanılmaktadır. Gelincik- Üst yaprakları şekerle kaynatılıp emziren annelere süt arttırıcı olarak verilir. Sinirli Ot- Yapraklarından yapılan çayı karaciğer ve mesane rahatsızlıklarına karşı içilir. Ayrıca sıcak sudan geçirilmiş yaprakları çıban tedavisinde kullanılır.

Çakal Eriği- Taze veya kurutulmuş meyvelerinden yapılan hoşafın vücuda direnç verdiği, kan yaptığı ve romatizmal ağrılarda fayda sağladığı bilinir.

Armut- Taze veya kurutulmuş meyvelerinden kompostosu yapılarak serinlik verici ve idrar söktürücü olarak içilir. Kuşburnu- Çay olarak içilir. Şeker hastalığına etkilidir.

Böğürtlen- Toprak altı kısmı kaynatılıp içilirse tansiyonu ve şekeri düşürür. Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Kadınlardaki beyaz akıntıyı keser ve idrar söktürücü özelliği vardır

Ahududu, Sultan Böğürtleni, Ağaç Çileği -Yaprağının çayı rahim ve kasık adalelerini kuvvetlendirmek için içilir. Doğum ağrılarını azaltıp doğumu kolaylaştırmak amacıyla kullanılır.

Kekik- Baharat olarak kullanılır. Soğuk algınlığı, bronşit, nezle, grip ve öksürüğe karşı çayı içilir. Ayrıca çayı küçük bebeklere bağırsak gazı giderici olarak içirilir.

Öksürük Otu- Çiçek ve yapraklarından hazırlanan buhar banyosu nefes darlığı ve kronik bronşite karşı kullanılmaktadır. Yine kronik bronşite karşı taze yaprakları ezilerek bir fincan süt ile içilir.

Isırgan- Yemek ve çay olarak tüketilir. Şeker hastalığı ve kansere karşı kullanılır. Ayrıca romatizma ağrılı yerlere yaprakları çarpılır.

Sığırkuyruğu- Çiçeklerinden yapılan çayı balla tatlandırılarak bronşite çare olarak içilir.”

http://www.giresungazete.net/haber-10880-YAYLALAR-SIFALI-OTLARLA-DOLU.html