Monthly Archives: Nisan 2011

Tularemi

Tularemi mücadelesi için doktorlara uyarı. Ev kadınları büyük risk altında!Sağlık Bakanlığı, son yıllarda Anadolu’daki kentlerin yanı sıra Ankara gibi megakentlerde de görülme sıklığı artmaya başlayan ve halk arasında Tavşan Ateşi- Avcı hastalığı olarak bilinen Tularemi için alarmda. Hastalığın teşhis ve tedavisiyle mücadele edebilmek için sağlık çalışanlarına yönelik bir saha rehberi yayınlandı. Rehberde, hastalığın bulaşma yolları, belirtileri, tedavisi ve korunma yöntemleri anlatılıyor.

Bu hastalığın dünyada en yaygın bulaşma yolu hasta hayvan ve kene ile temas sonucu oluyor. Ülkemizde ise daha çok klorlanmamış içme suyu veya kaynak suyu tüketilmesi ana bulaşma sebebi oluyor. Bakanlık tarafından hazırlanan rehberde, tulareminin son yıllarda artmasında bazı ekolojik dengelerin değişmesinin etkili olduğu belirtiliyor.

EV KADINLARI VE AVCILAR RİSK ALTINDA

Özellikle yağışlı sezonlardan sonra kemirici hayvanların sayısının artması bu hastalığın da artmasına sebep oldu. Bir tek kemirgenler değil, hastalığın bulaşmasına neden olan diğer faktörler ise rehberde şöyle sıralandı: Kaynak suyu tüketimi, avcılık ve vahşi tavşan etinin yenmesi, hijyenik olmayan gıda tüketilmesi, ev ve çevresinde kemirici sayısında belirgin artış gözlenmesi ve doğayla ilişkili aktiviteler. Bu nedenle hastalık kırsal bölgelerde çoğunlukla çiftçi aileleri, ev hanımları, çocuklar, avcılar ve orman işçileri arasında görülüyor.

BİLDİRİMİ ZORUNLU HASTALIK

Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, hastalıkla ilgili hazırlanan rehberde 2005 yılından bu yana Bildirimi Zorunlu Hastalıklar listesinde yer alan tulareminin Karadeniz ve Marmara başta olmak üzere tüm bölgelerde görülebildiğini açıkladı. “Son zamanlarda bazı illerimizde yeniden önem kazanan zoonotik hastalıklardan biri ve önemli bir halk sağlığı problemi olarak dikkat çekmektedir” diyen Çom, “Tularemi insanlara enfekte hayvanlarla doğrudan temasla, klorlanmamış sularla veya laboratuvar kazaları ile bulaşmaktadır. Nüfus hareketleri, çeşitli felaketler, yoksulluk, savaş ve göçler özellikle modern şehirleşmenin olmadığı alanlarda tularemi enfeksiyonunun yayılımını kolaylaştırmaktadır” diye yazdı.

6 YIL ÖNCE HORTLADI

Saha rehberinde tularemi hastalığıyla ilgili yıllara göre vaka sayılarına da yer verildi. Bu hastalığa ilişkin tarihteki en yüksek veri 1936 yılında 150 ve 1953 yılında 200 hasta olarak kaydedildi. Yakın tarihte ise 1988 yılında Bursa’da 205 tularemi hastası olduğu, sonraki tarihlerde ise vaka sayısı dramatik oranda düşüş gösteriyor. Ancak 2004-2005 kışında hastalık yeniden ivme kazanıyor. Öyleki iki yılda bildirilen vaka sayısı 400’ü buluyor.

İNSANDAN İNSANA BULAŞMIYOR

Rehberde boğaz ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, sırt ağrısı, baş ağrısı, titreme ile yükselen ateş ve terleme ile belirtileri ile başlayan hastalığa karşı antibiyotik tedavilerinin sonuç verdiği belirtilirken, hastalığın insandan insana bulaşmadığına dikkat çekildi.

*1936-2005 yılları arasında ülkemizde bildirilen tularemi salgınları
Yıl – Bölge – Vaka – Mevsim – Bulaşma
1936 Lüleburgaz 150 Yaz Su kaynaklı
1937 Tatvan 6 Gıda
1945 Lüleburgaz 18 İlkbahar Su kaynaklı
1953 Antalya 200 Sonbahar Su kaynaklı
1988 – 2002 Bursa 205 Kış Su kaynaklı
1997 Ankara 16 Kış Su kaynaklı
2000 Düzce 21 Sonbahar Su kaynaklı
2001 Bolu 14 Sonbahar Su kaynaklı
2002 Balıkesir 115 Kış Su kaynaklı
2004 Suluova 43 Sonbahar Su kaynaklı
2004 – 2005 Zonguldak 61 Kış Su kaynaklı
2004 – 2005 Kocaeli 145 Kış-ilkbahar Su kaynaklı
2004 – 2005 Kars 56 Kış-ilkbahar Sonbahar Su kaynaklı
2005 Kocaeli 129 Kış Su kaynaklı
2005 Tokat 8 Kış Su kaynaklı
2005 Edirne 10 Kış Su kaynaklı
2005 Düzce 11 Kış Su kaynaklı

http://www.haberturk.com/saglik/haber/621858-ev-kadinlari-buyuk-risk-altinda

Zirai Dona Karşı Çiftçiye Sigorta Uyarısı

Trabzon Tarım İl Müdürü Bektaş Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son günlerde bölge genelinde zirai don uyarıları yapıldığını belirterek, ”Meyvelerin çiçeklenme evrelerinde yaşanabilecek don olayı, ürün kaybına neden olabilir. Bu nedenle üreticilerimiz uyarıları dikkatle değerlendirmeli, kendi imkanları ölçüsünde önlem almalıdırlar” dedi.

Doğu Karadeniz’de başta Giresun olmak üzere Trabzon, Ordu, Samsun gibi bölge illerinde önemli miktarda fındık yetiştirildiğine dikkati çeken Erdoğan, ”Zirai don uyarısı bölgede en çok fındık üreticilerini ilgilendiriyor. Çünkü dönem itibariyle fındık bahçelerinde yaşanabilecek don olayı, rekolte düşüklüğüne neden olabilmektedir” diye konuştu.

Meteorolojiden uyarı yapıldığında bunu ilçe tarım müdürlükleri ile ziraat odalarına bildirdiklerini, üreticilere de kısa mesajla ulaşarak önlem almalarını sağladıklarını dile getiren Erdoğan, ”Üreticilerimize don olayının yaşandığı anda tarlalarında bulunan sap saman gibi atık maddeleri çevreye zarar vermeden yakarak bir sis oluşturmalarını öneriyoruz. Örneğin fındık bahçesinin birkaç köşesinde bu tür materyaller rüzgar yönü de hesaba katılıp yakılarak don olayının ürüne zarar vermesinin önüne geçilebilir” diye konuştu.

-HESABA KATILAMAYAN DURUMLAR İÇİN SİGORTA-

Fark edilemeyen, hesaba katılamayan durumların, üreticinin zararıyla sonuçlanmaması için tarım sigortasının önemine değinen Erdoğan, şöyle devam etti:

”Özellikle gündemde olan don olayına karşı çiftçinin güvenini sağlayacak uygulama zamanında tarım sigortası yaptırmaktır. Çünkü tarım sigortası içinde yer alan Bitkisel Ürün Sigortası, dolu, fırtına, hortum, deprem, heyelan, sel ve su baskını gibi risklerin yanı sıra don riski için de geçerli bir teminat sistemi. Hatta diğer risklerin poliçede yazılan priminin yüzde 50’si devlet tarafından karşılanmaktayken, bu pakete eklenen don teminatında primin 3’te 2’si devletçe karşılanmakta. Bu nedenle yaşansın veya yaşanmasın, don olayına karşı da çiftçilerimizin hassasiyet göstererek ürünlerini zamanında sigortalatmalarını istiyoruz.”

Erdoğan, çeşitli seminerlerle sorumluluk alanlarındaki üreticileri riskler ve sigortanın önemine ilişkin bilgilendirdiklerini kaydederek, don olayında sigorta teminatlarının başlangıcı konusunda şunları kaydetti:

”Bitkisel Ürün Sigortasında don teminatı, üzüm ve kivi asmalarında tomurcuk gözlerin uyanmasından; fındık ürününde bahçedeki ocaklarda bulunan dişi çiçeklerin etrafını çevreleyen pulcuklardan ayrılıp, sap oluşturmaya ve ilk yaprakçıklar görülmeye başladıktan; erik, kayısı, kiraz, şeftali, nektarin, vişne, zeytin, armut, ayva, elma, muşmula, yenidünya, ceviz, badem, Antep fıstığı, kestane, incir, dut, nar, Trabzon hurması, greyfurt, limon, mandalina, portakal, muz, avokado, ahududu, böğürtlen ve yabanmersini ürünlerinde bahçenin fenolojik olarak ilk çiçeklenme evresine (bir ağaçtaki çiçeklerin yüzde 5’inin açtığı zaman) girmesinden sonra başlar.”

http://www.haber7.com/haber/20110414/Zirai-dona-karsi-ciftciye-sigorta-uyarisi.php

Çiftçilerin Destekleme Müracaatları Başladı

Dalaman İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından bölgede bulunan çiftçilerin, Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı araziler üzerinde fiğ, yonca, korunga, silajlık mısır gibi yem bitkileri için desteklemeden yararlanacak olan çitçilerin müracaatlarının başladığı bildirildi. İlçe Tarım Müdürü Ergün Akdeniz tarafından yapılan açıklamada; “2011 yılında yapılacak tarımsal desteklemelere ilişkin karar gereği; Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı araziler üzerinde fiğ, yonca, korunga, silajlık mısır, yapay çayır-mera ve tek yıllık yem bitkileri üreten üreticilere dekar başına destekleme ödemesi yapılacaktır.

 Desteklemeden yararlanmak için İlçe Tarım Müdürlüğümüze müracaat edilmesi gerekmektedir. İlçemizde yoğun olarak üretimi yapılan Mısır silajına 55 TL. Dekar ve Fiğ için 30 TL. Dekar ödeme yapılacaktır. Üreticilerimizin Çiftçi Kayıt Sistemindeki bilgilerinin güncellenmesi esnasında; dikkat etmesi gerekenler ise; Özellikle Yem Bitkisi üretimi yapılan parsellerin doğru bir şekilde beyan edilmesi, Ürün Olarak üretim yapılacak Yem Bitkileri (Mısır, Sorgum) ile parsel bilgilerinin beyanlarının yaptırmaları gerekmektedir.”denildi.

 Yem bitkileri ekilişleri için başvurular 1 Ocak tarihinde başladığını ve 31 Ekim tarihinde biteceğini belirten İlçe Tarım Müdürü Akdeniz; “Yem bitkisi desteğinden yararlanmak isteyen üreticiler, yem bitkisini hasat etmeden önce form dilekçeleriyle müracaat etmelidirler. Hasattan sonra yapılacak başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

Tek yıllık yem bitkilerinde yüzde 50, çiçeklenme döneminde hasat edildiğinde, hayvan pancarı ve yem şalgamında ise, hasattan sonra destekleme ödemesine; çok yıllık yem bitkilerinde de ilk hasattan sonra destekleme ödemesine hak kazanılır. Silajlık mısır ekilişlerinde danenin hamur olum döneminden danelerin sararmaya başladığı döneme kadar silaj yapmak amacı ile hasat edildiğinde destekleme ödemesi yapılır.

Yem bitkileri ekilişleri ve tek yıllık silaj yapımı için hasat sırasında il ve ilçe müdürlüklerince kontrol edilerek ödemeye esas kontrol tutanağı düzenlenir. Bir üretim yılında aynı parsele aynı tek yıllık yem bitkisi arka arkaya ekilirse, sadece birincisi desteklemelerden faydalandırılır. Ancak aynı parsele münavebe uygulayarak bir üretim yılında arka arkaya iki farklı tek yıllık yem bitkisi ekilmesi durumunda her iki ekiliş ayrı ayrı desteklemelerden faydalandırılır.

Desteklenecek yem bitkileri toplam ekiliş alanı en az 10 dekar olacaktır.”diye konuştu.
http://www.tarimsalhaber.com/desteklemeler/ciftcilerin-destekleme-muracaatlari-basladi.htm

Ceviz En Sağlıklı Kabuklu Yemiş

ABD, Pennsylvania’daki Scranton Üniversitesi’nden araştırmacılar, kabuklu yemişler arasında en çok antioksidanın cevizde bulunduğunu açıkladı.  Antioksidanların vücudu hastalıklara karşı korumada etkili olduğu biliniyor. Diğer kabuklu yemişlerin de faydalı besin değerlerine sahip olduğunu söyleyen araştırmacılara göreyse ceviz, fıstık, badem ve şamfıstığından daha sağlıklı.

Araştırmayı yürüten Dr. Joe Vinson, cevizdeki antioksidan miktarının diğer kabuklu yemişlerden ortalama iki kat daha fazla olduğunu, ayrıca daha yüksek kalite ve etkinlikte olduğunu söylüyor.

Dokuz tür kabuklu yemişin dahil edildiği araştırmada cevizdeki antioksidanların E vitamininden 2 ila 15 kat daha kuvvetli olduğu da tespit edildi. Kabuklu yemişlerin kavrulması antioksidanların kalitesini düşürüyor, ceviz bu yönden de kavrularak tüketilen yemişlere göre daha şanslı durumda.

 http://www.posta.com.tr/saglik/beslenme-diyet/HaberDetay/Ceviz_en_saglikli_kabuklu_yemis.htm?ArticleID=67041

Dünya, Tarım ve Su Kaynaklarının Etrafında Şekillenecek

Hisarcıklıoğlu, 21. Yüzyıl’ın sadece enerji kaynaklarının etrafında değil, tarım ve su kaynaklarının etrafında şekilleneceğini, bu alanlarda başarılı olan ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak da güçlü olacağını söyledi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 21. Yüzyıl’ın sadece enerji kaynaklarının etrafında değil, tarım ve su kaynaklarının etrafında şekilleneceğini, bu alanlarda başarılı olan ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak da güçlü olacağını söyledi.

     TOBB bünyesindeki Gıda Sanayi ve İçecek Sanayi meclisleri tarafından düzenlenen ”Biyogüvenlik Kanunu, Uygulamaları ve Sektöre Etkileri” konulu çalıştayın açılışında konuşan Hisarcıklıoğlu, tarımsal üretim ve gıdanın önemine işaret ederek, Çin ve petrol zengini birçok gıda ithalatçısı ülkenin, Ukrayna’da, Afrika’da, Avustralya’da uzun vadeli topraklar kiralayarak üretim yapma yoluna gittiğine dikkat çekti.

     Dünya nüfusuna yılda ortalama 70 milyon kişinin eklendiğini hatırlatan Hisarcıklıoğlu, biyoyakıt üretiminin de artmasıyla tarımsal ürünlere olan talebin nüfustan bağımsız olarak hızla yükseldiğini vurguladı. ABD’nin biyoyakıt için tükettiği tahıl miktarının son birkaç yıl içinde 19 milyon tondan 36 milyon tona çıktığını kaydeden Hisarcıklıoğlu, bunun gıda fiyatlarını da olumsuz etkilediğini belirtirken, ”Gıda fiyatları ile enerji fiyatları at başı gidiyor. Enerji fiyatlarındaki artış da tahıl fiyatlarını yükseltiyor. Gıda fiyatlarındaki artış küresel eşitsizlikleri artırıyor. Fakir ülkeler gelirlerinin daha büyük bir bölümünü gıdaya ayırmak zorunda kalıyor” dedi.

     Dünya nüfusunun 2050’ye kadar 3’te bir oranında artacağını, bu dönemde tarımsal ürün talebinin yüzde 70 artması, et talebinin 2’ye katlanmasının beklendiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, su kaynaklarındaki azalmanın tarımsal üretimi olumsuz etkilediğine işaret etti.
     Biyoyakıt üretimi yanında, orta sınıfın genişlemesi, beslenme alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle tarımsal üretimin nüfus artışından bağımsız olarak artırılması gerektiğini vurgulayan Rifat Hisarcıklıoğlu, tarımsal üretimin ancak daha fazla yatırım, verimi yükseltmek ve biyoteknoloji ile artırılabileceğine dikkati çekti.

     Tarımsal üretimi artırmada biyoteknoloji ve GDO kullanımı konusunda kamuoyundaki endişelerin giderilmesi gerektiğini belirten TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, konudan uzak, uzman olmayan kişilerin bu konudaki olumsuz beyanlarının, dördüncü büyük üretim sektörü olan gıda ve içecek sektörüne zarar verdiğini söyledi.

     Gıda ve içecek sektöründe, yüksek ihracat imkanına sahip, uluslararası kriterlerde çalışan birçok şirket bulunduğunu da kaydeden Hisarcıklıoğlu, şu bilgiyi verdi:
     ”Gıda ve içecek sektörünün toplam büyüklüğü, 2009 yılına göre yüzde 18 artarak 2010 yılı itibariyle 190 milyar liraya ulaştı. Yurtiçi tüketim harcamalarının yüzde 23’ü gıda ve içecek sektörüne yönelik. Gıda ve içecek imalatında, 39 bin kayıtlı işletme ve 370 bin kayıtlı istihdam bulunuyor. İstihdam geçen yıla göre 20 bin arttı. Sektördeki işletmelerin yüzde 99’u KOBİ.

     Yüzde 82’sinde 10 kişinin altında istihdam var. Sektör geçen yıl 6,7 milyar dolar ihracat, 3,4 milyar dolar ithalat yaptı, 3,3 milyar dolar ticaret fazlası verdi. Ticaret fazlası 2009’a göre yüzde 10 arttı.
     Türkiye’nin etrafındaki, AB, Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika gibi bölgelerin toplam nüfusu 1 milyar ve buralardaki gıda ticareti 632 milyar dolar. Türkiye bu ticaretten şimdilik yüzde 1 pay alıyor. Doğru bir planlama ve desteklerle bu sektörler, istihdamın ve ihracatın yıldızı olabilir.”
     TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, tarımda Ar-Ge’nin önemine işaret ederken, Brezilya’nın, gıda ithalatçısı bir ülke konumundan, dünyanın en büyük tahıl ihracatçısı ülke konumuna geldiğine, son 10 yılda tarım ürünü ihracatını 5 kat, et ihracatını 9 kat arttırdığına dikkati çekti.
    
     TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI MÜSTEŞARI MİRMAHMUTOĞULLARI
    
     Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları da Türkiye’nin bir gen merkezi durumunda olduğunu belirterek, bu gen kaynaklarının korunması amacıyla GDO’lu tarım ürünleri konusunda çok hassas davrandıklarını, aynı nedenle Cartagena sözleşmesine taraf olunduğunu söyledi.
     GDO’lu tohum kullanımında, yüzde 10 düzeyinde de olsa ”dışa döllenme” sorunu yaşandığına işaret eden Mirmahmutoğulları, Türkiye’deki tarım arazilerinin çok parçalı olması nedeniyle bu bulaşma riskinin daha yüksek olduğuna dikkati çekti ve işletme büyüklüklerinin artırılması için toprak toplulaştırmasına büyük önem verdiklerini anlattı.
     Türkiye’de GDO konusunda alınan önlemler ve yapılan düzenlemeler hakkında bilgi veren Mirmahmutoğulları, şöyle konuştu:
     ”Türkiye önceden develerin hamudu ile girdiği bir ülke idi. Genetiği değiştirilmiş ürünler de serbestçe giriyordu. Devlet sormuyordu. Getiren beyan ederse, GDO’lu olduğu biliniyordu.
     Biyogüvenlik Yasası çıkmadan önce Türkiye Tanzanya’daydı. Kanun çıktıktan sonra bir Avrupa ülkesi gibi. Biz genetik çeşitliliği korumak konusunda çok hassasız. Biyogüvenlik Yasası ile sektör bazı sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Esas amaç durumu zorlaştırmak değil. Sektörü, sıkıntıya sokacak unsurlardan arındırmak.”
     GDO’lu mısırın en önemli özelliğinin hastalıklara ve yabani otlara dayanıklılık olduğuna işaret eden Mirmahmutoğulları, Türkiye’nin özellikle koçan kurduna karşı 7 mısır çeşidi geliştirdiğini ve bunların GDO’lu mısırların özelliklerini taşıdığını söyledi.
     Gıda sanayiinde hammaddede kendi kendine yeterliliğin büyük önem taşıdığını vurgulayan Mirmahmutoğulları, geliştirilen tohumlar sayesinde, Türkiye’de mısır üretiminde rekor kırıldığına, çeltik üretiminin 860 bin tona ulaştığına dikkati çekti. Soya üretimini artırmak için ”alımda devlet garantisi verilmesi” için öneride bulunduklarını açıklayan Mirmahmutoğulları, er ya da geç bu politikanın uygulanmasının söz konusu olacağını, soya alımına devlet garantisi verilmesi halinde hiç görev zararı oluşmayacağını belirtti.
     Türkiye’nin gıdada kendine yeterli konumda ve net ihracatçı durumunda olduğunu anlatan Mirmahmutoğulları, geçen yıl 4,5 milyar dolar olan net tarım ihracatı tutarının, sanayide kullanılan kauçuk, odun, pamuk gibi ürünler dışarda bırakıldığında 5 milyar dolar düzeyine ulaştığını söyledi.
     Mirmahmutoğulları, ”Kauçuk Türkiye’de üretilmiyor ve sanayide kullanılıyor. Kağıt üretimi için odun ithal ediliyor. Bunlar ithal edilirken tarım ürünü görünüyor, ama ihracatta sanayi ürünü olarak yer alıyor. Bu nedenle Türkiye’nin tarımsal ürün ihracat fazlası aslında 5 milyar dolar” dedi.
     Mirmahmutoğulları, bir ithalatçının, ”süt proteini ithalatına izin verilmediği” yönündeki şikayeti üzerine, Türkiye’de süt üretiminin 8,4 milyon tondan 12 milyon tona çıktığını hatırlatarak, yerli süt üreticisinin, dolayısıyla sanayicinin korunması, ineklerin kesilmesinin önlenmesi için bazı tedbirler aldıklarını, süttozu üretimine ve ihracatına destek verdiklerini anlattı.
     Vedat Mirmahmutoğulları, ”Süt proteinini getiriyor, suyun içine dolduruyor, süt mamülü diye satıyor. Bizim üretici de sütünü satamıyor. Bunun için biz Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan talepte bulunduk. Bu talebimiz doğru. Üretici için de sanayici için de doğru. Üreticiyi yaşatmamız lazım” dedi.
    
     BİYOGÜVENLİK KURULU BAŞKANI PROF. DR. HAKAN YARDIMCI
    
     Toplantıda Biyogüvenlik Kurulu’nun çalışması hakkında bilgi veren Kurul Başkanı Prof. Dr. Hakan Yardımcı, kurulun sadece bilimsel nitelik taşımadığını, karar mercii olduğunu ve kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığını söyledi.
     Prof. Dr. Yardımcı, ”Kurulumuz, kamudan bağımsız çalışıyor. Herhangi bir empozisyon yok. Bakanlığın elemanı değiliz. Mevzuat oluşturulurken, AB direktifleri, Cartagena Biyogüvenlik Sözleşmesi yanında ülke gereksinimleri de dikkate alındı. Biz karar alırken AB?yi taklit etmek zorunda değiliz. Kurul bir karar mercii ve bağımsız çalışıyor?? diye konuştu.
     Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Arslan da yaptığı konuşmada halen 17 laboratuvarda GDO analizi yapılabildiğini, geçen yıl 2 binden fazla gıdanın analiz edildiğini ve GDO?lu hiçbir gıdanın ithalatına izin verilmediğini söyledi.
     Arslan, ”Gıda ithalatında önceden sadece etiket bilgilerine bakılıyordu veya ithalatçıdan (GDO yoktur) diye taahhütname alınıyordu. Şimdi analiz yapabiliyoruz?? dedi.
     GDO içermeyen ürünlerin etiketine ”GDO içermez”? ibaresinin yazılmasında bazı sorunlar bulunduğunu kaydeden Arslan, ”GDO çalışması bulunan 17 ürün yanında, hiç GDO çalışması yapılmayan ürünler konusunda da bu beyanın kullanılması söz konusu. O zaman, GDO olmadığı halde beyan yapılmayan ürün GDO’luymuş gibi algılanıyor. Sadece eşdeğer ürünlerin etiketinde bu beyanın kullanılması yönünde çalışma yapılıyor” diye konuştu.
     TOBB İçecek Sanayii Meclis Başkanı Beyhan Yaşar da toplantının açılışında yaptığı konuşmada, artık ekonomide ”büyüme” ve ”sürdürülebilirliğin” birlikte düşünüldüğünü belirterek, sürdürülebilirliğin sağlanması için, sektörde, sağlıklı, adil ve doğru bir mevzuatın oturtulması gerektiğini söyledi.
     AB’ye mevzuat uyumu ile yeni bir döneme girildiğine işaret eden Yaşar, gıda kanununa ilişkin bazı yönetmeliklerin tamamlanmaması nedeniyle bazı sorunlar yaşandığını belirtti. İçecek sektöründe ÖTV’nin yüksekliği, kaliteli hammadde bulunmaması gibi sorunlar olduğunu kaydeden Yaşar, sektörün sağlıklı gelişmesi için halkın biyoteknoloji ve GDO konusunda doğru bilgilendirilmesi için bu çalıştayı düzenlediklerini söyledi.

http://www.patronlardunyasi.com/haber/Dunya-tarim-ve-su-kaynaklarinin-etrafinda-sekillenecek/102670