Daily Archives: 16 Nisan 2011

Dünya, Tarım ve Su Kaynaklarının Etrafında Şekillenecek

Hisarcıklıoğlu, 21. Yüzyıl’ın sadece enerji kaynaklarının etrafında değil, tarım ve su kaynaklarının etrafında şekilleneceğini, bu alanlarda başarılı olan ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak da güçlü olacağını söyledi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 21. Yüzyıl’ın sadece enerji kaynaklarının etrafında değil, tarım ve su kaynaklarının etrafında şekilleneceğini, bu alanlarda başarılı olan ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak da güçlü olacağını söyledi.

     TOBB bünyesindeki Gıda Sanayi ve İçecek Sanayi meclisleri tarafından düzenlenen ”Biyogüvenlik Kanunu, Uygulamaları ve Sektöre Etkileri” konulu çalıştayın açılışında konuşan Hisarcıklıoğlu, tarımsal üretim ve gıdanın önemine işaret ederek, Çin ve petrol zengini birçok gıda ithalatçısı ülkenin, Ukrayna’da, Afrika’da, Avustralya’da uzun vadeli topraklar kiralayarak üretim yapma yoluna gittiğine dikkat çekti.

     Dünya nüfusuna yılda ortalama 70 milyon kişinin eklendiğini hatırlatan Hisarcıklıoğlu, biyoyakıt üretiminin de artmasıyla tarımsal ürünlere olan talebin nüfustan bağımsız olarak hızla yükseldiğini vurguladı. ABD’nin biyoyakıt için tükettiği tahıl miktarının son birkaç yıl içinde 19 milyon tondan 36 milyon tona çıktığını kaydeden Hisarcıklıoğlu, bunun gıda fiyatlarını da olumsuz etkilediğini belirtirken, ”Gıda fiyatları ile enerji fiyatları at başı gidiyor. Enerji fiyatlarındaki artış da tahıl fiyatlarını yükseltiyor. Gıda fiyatlarındaki artış küresel eşitsizlikleri artırıyor. Fakir ülkeler gelirlerinin daha büyük bir bölümünü gıdaya ayırmak zorunda kalıyor” dedi.

     Dünya nüfusunun 2050’ye kadar 3’te bir oranında artacağını, bu dönemde tarımsal ürün talebinin yüzde 70 artması, et talebinin 2’ye katlanmasının beklendiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, su kaynaklarındaki azalmanın tarımsal üretimi olumsuz etkilediğine işaret etti.
     Biyoyakıt üretimi yanında, orta sınıfın genişlemesi, beslenme alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle tarımsal üretimin nüfus artışından bağımsız olarak artırılması gerektiğini vurgulayan Rifat Hisarcıklıoğlu, tarımsal üretimin ancak daha fazla yatırım, verimi yükseltmek ve biyoteknoloji ile artırılabileceğine dikkati çekti.

     Tarımsal üretimi artırmada biyoteknoloji ve GDO kullanımı konusunda kamuoyundaki endişelerin giderilmesi gerektiğini belirten TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, konudan uzak, uzman olmayan kişilerin bu konudaki olumsuz beyanlarının, dördüncü büyük üretim sektörü olan gıda ve içecek sektörüne zarar verdiğini söyledi.

     Gıda ve içecek sektöründe, yüksek ihracat imkanına sahip, uluslararası kriterlerde çalışan birçok şirket bulunduğunu da kaydeden Hisarcıklıoğlu, şu bilgiyi verdi:
     ”Gıda ve içecek sektörünün toplam büyüklüğü, 2009 yılına göre yüzde 18 artarak 2010 yılı itibariyle 190 milyar liraya ulaştı. Yurtiçi tüketim harcamalarının yüzde 23’ü gıda ve içecek sektörüne yönelik. Gıda ve içecek imalatında, 39 bin kayıtlı işletme ve 370 bin kayıtlı istihdam bulunuyor. İstihdam geçen yıla göre 20 bin arttı. Sektördeki işletmelerin yüzde 99’u KOBİ.

     Yüzde 82’sinde 10 kişinin altında istihdam var. Sektör geçen yıl 6,7 milyar dolar ihracat, 3,4 milyar dolar ithalat yaptı, 3,3 milyar dolar ticaret fazlası verdi. Ticaret fazlası 2009’a göre yüzde 10 arttı.
     Türkiye’nin etrafındaki, AB, Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika gibi bölgelerin toplam nüfusu 1 milyar ve buralardaki gıda ticareti 632 milyar dolar. Türkiye bu ticaretten şimdilik yüzde 1 pay alıyor. Doğru bir planlama ve desteklerle bu sektörler, istihdamın ve ihracatın yıldızı olabilir.”
     TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, tarımda Ar-Ge’nin önemine işaret ederken, Brezilya’nın, gıda ithalatçısı bir ülke konumundan, dünyanın en büyük tahıl ihracatçısı ülke konumuna geldiğine, son 10 yılda tarım ürünü ihracatını 5 kat, et ihracatını 9 kat arttırdığına dikkati çekti.
    
     TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI MÜSTEŞARI MİRMAHMUTOĞULLARI
    
     Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları da Türkiye’nin bir gen merkezi durumunda olduğunu belirterek, bu gen kaynaklarının korunması amacıyla GDO’lu tarım ürünleri konusunda çok hassas davrandıklarını, aynı nedenle Cartagena sözleşmesine taraf olunduğunu söyledi.
     GDO’lu tohum kullanımında, yüzde 10 düzeyinde de olsa ”dışa döllenme” sorunu yaşandığına işaret eden Mirmahmutoğulları, Türkiye’deki tarım arazilerinin çok parçalı olması nedeniyle bu bulaşma riskinin daha yüksek olduğuna dikkati çekti ve işletme büyüklüklerinin artırılması için toprak toplulaştırmasına büyük önem verdiklerini anlattı.
     Türkiye’de GDO konusunda alınan önlemler ve yapılan düzenlemeler hakkında bilgi veren Mirmahmutoğulları, şöyle konuştu:
     ”Türkiye önceden develerin hamudu ile girdiği bir ülke idi. Genetiği değiştirilmiş ürünler de serbestçe giriyordu. Devlet sormuyordu. Getiren beyan ederse, GDO’lu olduğu biliniyordu.
     Biyogüvenlik Yasası çıkmadan önce Türkiye Tanzanya’daydı. Kanun çıktıktan sonra bir Avrupa ülkesi gibi. Biz genetik çeşitliliği korumak konusunda çok hassasız. Biyogüvenlik Yasası ile sektör bazı sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Esas amaç durumu zorlaştırmak değil. Sektörü, sıkıntıya sokacak unsurlardan arındırmak.”
     GDO’lu mısırın en önemli özelliğinin hastalıklara ve yabani otlara dayanıklılık olduğuna işaret eden Mirmahmutoğulları, Türkiye’nin özellikle koçan kurduna karşı 7 mısır çeşidi geliştirdiğini ve bunların GDO’lu mısırların özelliklerini taşıdığını söyledi.
     Gıda sanayiinde hammaddede kendi kendine yeterliliğin büyük önem taşıdığını vurgulayan Mirmahmutoğulları, geliştirilen tohumlar sayesinde, Türkiye’de mısır üretiminde rekor kırıldığına, çeltik üretiminin 860 bin tona ulaştığına dikkati çekti. Soya üretimini artırmak için ”alımda devlet garantisi verilmesi” için öneride bulunduklarını açıklayan Mirmahmutoğulları, er ya da geç bu politikanın uygulanmasının söz konusu olacağını, soya alımına devlet garantisi verilmesi halinde hiç görev zararı oluşmayacağını belirtti.
     Türkiye’nin gıdada kendine yeterli konumda ve net ihracatçı durumunda olduğunu anlatan Mirmahmutoğulları, geçen yıl 4,5 milyar dolar olan net tarım ihracatı tutarının, sanayide kullanılan kauçuk, odun, pamuk gibi ürünler dışarda bırakıldığında 5 milyar dolar düzeyine ulaştığını söyledi.
     Mirmahmutoğulları, ”Kauçuk Türkiye’de üretilmiyor ve sanayide kullanılıyor. Kağıt üretimi için odun ithal ediliyor. Bunlar ithal edilirken tarım ürünü görünüyor, ama ihracatta sanayi ürünü olarak yer alıyor. Bu nedenle Türkiye’nin tarımsal ürün ihracat fazlası aslında 5 milyar dolar” dedi.
     Mirmahmutoğulları, bir ithalatçının, ”süt proteini ithalatına izin verilmediği” yönündeki şikayeti üzerine, Türkiye’de süt üretiminin 8,4 milyon tondan 12 milyon tona çıktığını hatırlatarak, yerli süt üreticisinin, dolayısıyla sanayicinin korunması, ineklerin kesilmesinin önlenmesi için bazı tedbirler aldıklarını, süttozu üretimine ve ihracatına destek verdiklerini anlattı.
     Vedat Mirmahmutoğulları, ”Süt proteinini getiriyor, suyun içine dolduruyor, süt mamülü diye satıyor. Bizim üretici de sütünü satamıyor. Bunun için biz Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan talepte bulunduk. Bu talebimiz doğru. Üretici için de sanayici için de doğru. Üreticiyi yaşatmamız lazım” dedi.
    
     BİYOGÜVENLİK KURULU BAŞKANI PROF. DR. HAKAN YARDIMCI
    
     Toplantıda Biyogüvenlik Kurulu’nun çalışması hakkında bilgi veren Kurul Başkanı Prof. Dr. Hakan Yardımcı, kurulun sadece bilimsel nitelik taşımadığını, karar mercii olduğunu ve kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığını söyledi.
     Prof. Dr. Yardımcı, ”Kurulumuz, kamudan bağımsız çalışıyor. Herhangi bir empozisyon yok. Bakanlığın elemanı değiliz. Mevzuat oluşturulurken, AB direktifleri, Cartagena Biyogüvenlik Sözleşmesi yanında ülke gereksinimleri de dikkate alındı. Biz karar alırken AB?yi taklit etmek zorunda değiliz. Kurul bir karar mercii ve bağımsız çalışıyor?? diye konuştu.
     Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Arslan da yaptığı konuşmada halen 17 laboratuvarda GDO analizi yapılabildiğini, geçen yıl 2 binden fazla gıdanın analiz edildiğini ve GDO?lu hiçbir gıdanın ithalatına izin verilmediğini söyledi.
     Arslan, ”Gıda ithalatında önceden sadece etiket bilgilerine bakılıyordu veya ithalatçıdan (GDO yoktur) diye taahhütname alınıyordu. Şimdi analiz yapabiliyoruz?? dedi.
     GDO içermeyen ürünlerin etiketine ”GDO içermez”? ibaresinin yazılmasında bazı sorunlar bulunduğunu kaydeden Arslan, ”GDO çalışması bulunan 17 ürün yanında, hiç GDO çalışması yapılmayan ürünler konusunda da bu beyanın kullanılması söz konusu. O zaman, GDO olmadığı halde beyan yapılmayan ürün GDO’luymuş gibi algılanıyor. Sadece eşdeğer ürünlerin etiketinde bu beyanın kullanılması yönünde çalışma yapılıyor” diye konuştu.
     TOBB İçecek Sanayii Meclis Başkanı Beyhan Yaşar da toplantının açılışında yaptığı konuşmada, artık ekonomide ”büyüme” ve ”sürdürülebilirliğin” birlikte düşünüldüğünü belirterek, sürdürülebilirliğin sağlanması için, sektörde, sağlıklı, adil ve doğru bir mevzuatın oturtulması gerektiğini söyledi.
     AB’ye mevzuat uyumu ile yeni bir döneme girildiğine işaret eden Yaşar, gıda kanununa ilişkin bazı yönetmeliklerin tamamlanmaması nedeniyle bazı sorunlar yaşandığını belirtti. İçecek sektöründe ÖTV’nin yüksekliği, kaliteli hammadde bulunmaması gibi sorunlar olduğunu kaydeden Yaşar, sektörün sağlıklı gelişmesi için halkın biyoteknoloji ve GDO konusunda doğru bilgilendirilmesi için bu çalıştayı düzenlediklerini söyledi.

http://www.patronlardunyasi.com/haber/Dunya-tarim-ve-su-kaynaklarinin-etrafinda-sekillenecek/102670
 

Tarımsal Destek Ödemelerinde Değişiklik

Süt desteği ve hayvan kesim primi ödeme şartlarında değişiklik yapıldı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, süt desteğinin ödeme dönemlerini ve birim fiyatlarını belirleyecek. Böylece, süt için ödenecek prim miktarı, üretimin az veya çok olduğu döneme göre değişebilecek.2011 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar’da değişiklik yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı, 1 Ocak 2011’den geçerli olmak üzere, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

 Değişikliğe göre, üretmiş olduğu çiğ sütü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığından süt teşvik kod numarası almış, gıda sicili ve çalışma izni olan süt işleme tesislerine satan, ulusal düzeyde üst örgütlenmesini tamamlamış bir hayvancılık örgütüne üye olan yetiştiricilere, koyun ve keçi sütü için farklı olmak üzere, her litre süt için bakanlığın belirleyeceği dönemler ve birim fiyatlar üzerinden ödeme yapılacak.

Önceki kararda, 2011 yılında, sığır ve manda sütü için litre başına 60 kuruş, koyun ve keçi sütü için ise 150 kuruş ödenmesi öngörülmüştü. Bu primler, yıl boyunca satılan tüm sütler için aynı tutarda uygulanıyordu. Değişiklik uyarınca, bakanlık, süt primi ödeme birim tutarını ve ödeme dönemlerini kendi belirleyecek. Bu durumda, süt üretiminin fazla olduğu ve bu nedenle sanayicilerin alım fiyatını düşürdüğü dönemlerde daha yüksek prim, süt üretiminin düşük olduğu, ancak talebin fazla olması nedeniyle fiyatın daha yüksek olduğu yaz aylarında daha düşük prim ödenmesinin söz konusu olabileceği belirtiliyor.

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Halil Tokoğlu, şimdiye kadar süt teşvik primlerinin yıllık olarak belirlenip, yıllık olarak ödendiğini belirterek, ”Bakanlık yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde, bu primlerin 3’er aylık dönemler itibariyle belirlenip 3’er aylık dönemlerde ödenmesinin düşünüldüğünü öğrendik. Bu, üretici açısından daha yararlı olabilir” dedi.

Tokoğlu, ödenecek prim tutarının, litre başına 60 kuruştan daha düşük olmasını beklemediklerini ifade ederken, süt üretiminin fazla olduğu bahar aylarında sanayicilerin süt alım fiyatını 48,5 kuruşa düşürdüğünü, bakanlığın fazla sütü piyasadan çekmek için süt tozu üretiminin teşvik edileceğini açıklamasına karşın, uygulama henüz başlamadığı için fiyatlardan artmadığını, üreticinin zararına süt satmaya devam ettiğini söyledi. Halil Tokoğlu, bakanlığın hayvancılık sektörüne verdiği teşvikleri dikkate alan sanayicinin fiyatları düşürdüğünü, bu nedenle üreticinin daha fazla zarar ettiğini öne sürdü.
 

1 Temmuz’a kadar kestirilen yerli besi hayvanına destek…

Kararname ile yerli besi hayvanı kesiminde hayvan başına 300 liralık teşvik priminin ödenmesi uygulamasında, besicinin yeni besi hayvanı alma şartı kaldırıldı. Ancak, 300 liralık teşvik primi, 1 Temmuz 2011′ kadar kestirilen yerli besi hayvanlarına verilecek.

Karara göre, 1 Ocak-1 Temmuz tarihine kadar yurt içinden temin edilmiş ve besi süresini tamamlamış, TÜRKVET’e kayıtlı erkek sığırlarını Tarım ve Köyişleri Bakanlığından çalışma izni almış mezbaha ve/veya kombinalarda kestiren yetiştiricilere, hayvan başına en fazla 300 lira destekleme ödemesi yapılacak. Ödeme birim miktarları, hayvan başına 250 başa kadar tam, 250 baş ile 500 baş arası için yüzde 50, 500 baş ve üzeri için ise yüzde 25’i olacak.

Önceden, 300 liralık kesim priminin ödenmesinde, hayvan kesimi için süre sınırlaması yoktu. Ayrıca, kesilen hayvanın yerine besilik erkek sığır alınması gerekiyordu. Bakanlığın, besilik hayvanları elinde tutanları kesime teşvik etmek için süre sınırlaması getirdiği belirtilirken, kesilen hayvan yerine yeni besi hayvanı alma şartını kaldırarak, ”zarar ettiği için yeni besi almak istemeyenlere kolaylık sağladığı” kaydediliyor.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=233816

 

Tuz Radyasyondan Korur Ama Alınanı da Atmaz

Japonya’nın Kuzey Doğu bölgesi Pasifik Okyanusu açıklarında meydana gelen deprem sonrası oluşan nükleer sızıntı Japonya ve diğer ülkelerde iyotlu tuz kullanımının artmasına sebep oldu. Peki tuz gerçekten radyasyonu önlüyor mu?Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Engin Türkmen, iyotlu tuz kullanımı kişilerde yalnızca radyasyonun etkilerini önlediğini, ancak radyasyon ışını alan kişilerde iyotlu tuz tüketiminin pek bir faydası olmadığını söylüyor. Dr. Engin Türkmen, radyasyonun etkileri ve korunma yolları ile ilgili şu bilgileri verdi:

* Radyasyon; doğada bulunan maddelerin yaymış olduğu ışınların canlılar üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkileridir. Bu maddeler, bulundukları ortamda dışarıya doğru yaydıkları ışın ile önündeki her şeyi delip geçiyor.

* Radyasyon birimi rem olarak ölçülür. Bunun 5’in altında olması insan sağlığını çok fazla etkilemez fakat çok yoğun radyasyon (1000 rem ve üzeri) insan organizması üzerinde ani ölümlere, hamilelerde ölü doğum ve düşüklere, ani körlük ve katarakt hastalığının oluşmasına ve radyasyon yanıklarına sebep olmaktadır.

* Bir de radyasyonun bunun dışında gecikmiş etkileri vardır. Bu gecikmiş etkilere gelecek nesillerde genetik hasar olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle DNA’larda kırıklar meydana getirerek kanserler ortaya çıkıyor. İnsan organizması üzerinde en hassas hücreler kan hücreleridir. Bunlardan en çok beyaz küreler yani enfeksiyonlara karşı koyan hücreler yok oluyor. Bu da vücudumuzun bağışıklık sistemini çökertmeye yetiyor. İkinci etkilenen hücreler kırmızı hücrelerdir ve kansızlığa neden olmaktadır. Üçüncü etkilenen hücre grubu ise mide- bağırsak hücreleridir. Hücrelerin fırçamsı kenarı ve epitel dediğimiz yapılar etkileniyor ve kanlı ishallere sebep oluyor. Yumurta ve spermlerin etkilenmesi sonucu kısırlık meydana geliyor. Son olarak ciltte yanıklar meydana geliyor.

* Japonya’da oluşan felaket sonrasında radyasyon, dünyaya hem hava hem de deniz yolu ile yayılmaktadır. Radyoaktif madde, bulutlar ile atmosferin strotosfer tabakasında bulunuyor ve yağmur ile birlikte bu radyasyon aşağıya iniyor.

Sucuktan uzak durmalı

* İçme sularının radyoaktif maddeler ile kirlenmesi durumunda, kirlenmeden önce hazırlanmış ve paketlenmiş pet sular tüketilmelidir.

* Radyasyon riski olan yerlerde taze meyve sebzelerin kullanılmaması, bu riskin öncesinde hazırlanmış ve paketlenmiş ürünlerin kullanılması gerekir.

* Radyoaktif sular ile kirlenmemiş, temiz olduğundan emin olunan sular ile sulanmış ve üretilmiş sebze meyveler tüketilmelidir.

* Radyoaktif maddelerin hücre içindeki çekirdekte bulunan DNA’mızda kırıklara yol açıp kansere yol açacağımızı bildiğimiz için bu etkileri yok edici antioksidan beslenme tarzı gıdalar tüketilmelidir. Üzüm çekirdeği, selenyum, domates, yüksek oranda c vitamini gibi…

* Eğer vücudunuzda D vitamini eksikliği var ise D vitamini alınmalıdır.

* Kırmızı etten uzak durulmalı. Izgara şeklinde yapılan kırmızı ette bulunan nitrozaminler radyoaktivite ile birlikte kanser oluşumuna neden olur.

* Sucuk ve salam tüketilmemelidir.

* Radyasyonun yağda birikmesinden ötürü yağ tüketimi azaltılmalıdır.

* Kanseri önleyici naturel killer adı verdiğimiz hücrelerin güçlendirilip sayısı sağlıklı beslenerek arttırılmalıdır.

* Spor yapılmalıdır.

* İçme sularının ve tarım yapılan yerlerin sık sık radyasyon ölçümlerinin yapılması gerekmektedir. Aşırı radyasyon tespit edilen tarım gıdalarının imha edilmesi ve içme sularının ise tüketilmemesi gerekmektedir.

Peki işe yarıyor mu?

* Japonya’da oluşan deprem sonrasında radyasyonun etkilerini azalttığı söylenen potasyum iyodür tuzu piyasalarda diyet tuz adı altında satılmaktadır. Normal sofra tuzundan farklı olarak içerisinde sodyum klorür yerine potasyum iyonu bulunmaktadır. Bu da tansiyonun yükselmemesi için idealdir; ama hastada böbrek yetersizliği ve kalp yetersizliği ya da potasyum atılmasında sorun varsa kullanılmaması gerekir çünkü potasyum zehirlenmesi meydana gelebilir, bu tuzun ölçümler yapılarak verilmesi gerekir.

* Günlük yaşantımızda sofra tuzu yerine iyotlu tuz kullanılabilir. Ancak bu tuzun radyasyonun etkilerini azaltıcı bir etkisinden ziyade koruyucu bir etkisi vardır. Tuzda oluşan birtakım bileşikler sayesinde radyasyona karşı önlem alınmış oluyor, bunun haricinde bu tuzun başka bir etkisi yoktur. Eğer kişi yoğun bir radyasyona maruz kalmış ise bu tuzu tüketmesi vücutta oluşan radyasyon etkilerini ortadan kaldırmaz.

Bunu dikkatli okuyun!..

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan alınan bilgiye göre, iyot tabletleri, radyoaktif olmayan iyot bileşikleridir. Nükleer tehlike durumlarında ortaya çıkabilecek radyoaktif bulut içerisinde yer alan radyoaktif iyotun tiroitte tutulmasını önlemek üzere, iyot tabletlerinin en kısa süre içinde alınması gereklidir. İyot tabletlerinin, vücudun diğer radyoaktif maddelere maruz kalmasını engelleyici özelliği yoktur. Sağlık Bakanlığı da internet sitesinde yayımladığı açıklamada, düzenli tuz tüketmenin radyasyonu önlemeyeceğini anlattı. Bakanlığın açıklamasına göre yetişkin bir insanın radyasyondan korunabilmesi için tek bir seferde 3 kilogram tuz tüketmesi gerekiyor. Sağlık uzmanlarının verdiği bilgiye göre potasyum iyot içeren haplar, radyasyon zehirlenmesinin etkilerine karşı kullanılabiliyor ancak sofra tuzunda zehirlenmeyi engelleyecek kadar iyot bulunmuyor.

http://www.tarimziraat.com/tarim_haberleri/a1518-tuz_radyasyondan_korur_ama_alinani_da_atmaz.html