Monthly Archives: Nisan 2011

Tarımsal Destek Ödemelerinde Değişiklik

Süt desteği ve hayvan kesim primi ödeme şartlarında değişiklik yapıldı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, süt desteğinin ödeme dönemlerini ve birim fiyatlarını belirleyecek. Böylece, süt için ödenecek prim miktarı, üretimin az veya çok olduğu döneme göre değişebilecek.2011 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar’da değişiklik yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı, 1 Ocak 2011’den geçerli olmak üzere, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

 Değişikliğe göre, üretmiş olduğu çiğ sütü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığından süt teşvik kod numarası almış, gıda sicili ve çalışma izni olan süt işleme tesislerine satan, ulusal düzeyde üst örgütlenmesini tamamlamış bir hayvancılık örgütüne üye olan yetiştiricilere, koyun ve keçi sütü için farklı olmak üzere, her litre süt için bakanlığın belirleyeceği dönemler ve birim fiyatlar üzerinden ödeme yapılacak.

Önceki kararda, 2011 yılında, sığır ve manda sütü için litre başına 60 kuruş, koyun ve keçi sütü için ise 150 kuruş ödenmesi öngörülmüştü. Bu primler, yıl boyunca satılan tüm sütler için aynı tutarda uygulanıyordu. Değişiklik uyarınca, bakanlık, süt primi ödeme birim tutarını ve ödeme dönemlerini kendi belirleyecek. Bu durumda, süt üretiminin fazla olduğu ve bu nedenle sanayicilerin alım fiyatını düşürdüğü dönemlerde daha yüksek prim, süt üretiminin düşük olduğu, ancak talebin fazla olması nedeniyle fiyatın daha yüksek olduğu yaz aylarında daha düşük prim ödenmesinin söz konusu olabileceği belirtiliyor.

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Halil Tokoğlu, şimdiye kadar süt teşvik primlerinin yıllık olarak belirlenip, yıllık olarak ödendiğini belirterek, ”Bakanlık yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde, bu primlerin 3’er aylık dönemler itibariyle belirlenip 3’er aylık dönemlerde ödenmesinin düşünüldüğünü öğrendik. Bu, üretici açısından daha yararlı olabilir” dedi.

Tokoğlu, ödenecek prim tutarının, litre başına 60 kuruştan daha düşük olmasını beklemediklerini ifade ederken, süt üretiminin fazla olduğu bahar aylarında sanayicilerin süt alım fiyatını 48,5 kuruşa düşürdüğünü, bakanlığın fazla sütü piyasadan çekmek için süt tozu üretiminin teşvik edileceğini açıklamasına karşın, uygulama henüz başlamadığı için fiyatlardan artmadığını, üreticinin zararına süt satmaya devam ettiğini söyledi. Halil Tokoğlu, bakanlığın hayvancılık sektörüne verdiği teşvikleri dikkate alan sanayicinin fiyatları düşürdüğünü, bu nedenle üreticinin daha fazla zarar ettiğini öne sürdü.
 

1 Temmuz’a kadar kestirilen yerli besi hayvanına destek…

Kararname ile yerli besi hayvanı kesiminde hayvan başına 300 liralık teşvik priminin ödenmesi uygulamasında, besicinin yeni besi hayvanı alma şartı kaldırıldı. Ancak, 300 liralık teşvik primi, 1 Temmuz 2011′ kadar kestirilen yerli besi hayvanlarına verilecek.

Karara göre, 1 Ocak-1 Temmuz tarihine kadar yurt içinden temin edilmiş ve besi süresini tamamlamış, TÜRKVET’e kayıtlı erkek sığırlarını Tarım ve Köyişleri Bakanlığından çalışma izni almış mezbaha ve/veya kombinalarda kestiren yetiştiricilere, hayvan başına en fazla 300 lira destekleme ödemesi yapılacak. Ödeme birim miktarları, hayvan başına 250 başa kadar tam, 250 baş ile 500 baş arası için yüzde 50, 500 baş ve üzeri için ise yüzde 25’i olacak.

Önceden, 300 liralık kesim priminin ödenmesinde, hayvan kesimi için süre sınırlaması yoktu. Ayrıca, kesilen hayvanın yerine besilik erkek sığır alınması gerekiyordu. Bakanlığın, besilik hayvanları elinde tutanları kesime teşvik etmek için süre sınırlaması getirdiği belirtilirken, kesilen hayvan yerine yeni besi hayvanı alma şartını kaldırarak, ”zarar ettiği için yeni besi almak istemeyenlere kolaylık sağladığı” kaydediliyor.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=233816

 

Tuz Radyasyondan Korur Ama Alınanı da Atmaz

Japonya’nın Kuzey Doğu bölgesi Pasifik Okyanusu açıklarında meydana gelen deprem sonrası oluşan nükleer sızıntı Japonya ve diğer ülkelerde iyotlu tuz kullanımının artmasına sebep oldu. Peki tuz gerçekten radyasyonu önlüyor mu?Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Engin Türkmen, iyotlu tuz kullanımı kişilerde yalnızca radyasyonun etkilerini önlediğini, ancak radyasyon ışını alan kişilerde iyotlu tuz tüketiminin pek bir faydası olmadığını söylüyor. Dr. Engin Türkmen, radyasyonun etkileri ve korunma yolları ile ilgili şu bilgileri verdi:

* Radyasyon; doğada bulunan maddelerin yaymış olduğu ışınların canlılar üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkileridir. Bu maddeler, bulundukları ortamda dışarıya doğru yaydıkları ışın ile önündeki her şeyi delip geçiyor.

* Radyasyon birimi rem olarak ölçülür. Bunun 5’in altında olması insan sağlığını çok fazla etkilemez fakat çok yoğun radyasyon (1000 rem ve üzeri) insan organizması üzerinde ani ölümlere, hamilelerde ölü doğum ve düşüklere, ani körlük ve katarakt hastalığının oluşmasına ve radyasyon yanıklarına sebep olmaktadır.

* Bir de radyasyonun bunun dışında gecikmiş etkileri vardır. Bu gecikmiş etkilere gelecek nesillerde genetik hasar olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle DNA’larda kırıklar meydana getirerek kanserler ortaya çıkıyor. İnsan organizması üzerinde en hassas hücreler kan hücreleridir. Bunlardan en çok beyaz küreler yani enfeksiyonlara karşı koyan hücreler yok oluyor. Bu da vücudumuzun bağışıklık sistemini çökertmeye yetiyor. İkinci etkilenen hücreler kırmızı hücrelerdir ve kansızlığa neden olmaktadır. Üçüncü etkilenen hücre grubu ise mide- bağırsak hücreleridir. Hücrelerin fırçamsı kenarı ve epitel dediğimiz yapılar etkileniyor ve kanlı ishallere sebep oluyor. Yumurta ve spermlerin etkilenmesi sonucu kısırlık meydana geliyor. Son olarak ciltte yanıklar meydana geliyor.

* Japonya’da oluşan felaket sonrasında radyasyon, dünyaya hem hava hem de deniz yolu ile yayılmaktadır. Radyoaktif madde, bulutlar ile atmosferin strotosfer tabakasında bulunuyor ve yağmur ile birlikte bu radyasyon aşağıya iniyor.

Sucuktan uzak durmalı

* İçme sularının radyoaktif maddeler ile kirlenmesi durumunda, kirlenmeden önce hazırlanmış ve paketlenmiş pet sular tüketilmelidir.

* Radyasyon riski olan yerlerde taze meyve sebzelerin kullanılmaması, bu riskin öncesinde hazırlanmış ve paketlenmiş ürünlerin kullanılması gerekir.

* Radyoaktif sular ile kirlenmemiş, temiz olduğundan emin olunan sular ile sulanmış ve üretilmiş sebze meyveler tüketilmelidir.

* Radyoaktif maddelerin hücre içindeki çekirdekte bulunan DNA’mızda kırıklara yol açıp kansere yol açacağımızı bildiğimiz için bu etkileri yok edici antioksidan beslenme tarzı gıdalar tüketilmelidir. Üzüm çekirdeği, selenyum, domates, yüksek oranda c vitamini gibi…

* Eğer vücudunuzda D vitamini eksikliği var ise D vitamini alınmalıdır.

* Kırmızı etten uzak durulmalı. Izgara şeklinde yapılan kırmızı ette bulunan nitrozaminler radyoaktivite ile birlikte kanser oluşumuna neden olur.

* Sucuk ve salam tüketilmemelidir.

* Radyasyonun yağda birikmesinden ötürü yağ tüketimi azaltılmalıdır.

* Kanseri önleyici naturel killer adı verdiğimiz hücrelerin güçlendirilip sayısı sağlıklı beslenerek arttırılmalıdır.

* Spor yapılmalıdır.

* İçme sularının ve tarım yapılan yerlerin sık sık radyasyon ölçümlerinin yapılması gerekmektedir. Aşırı radyasyon tespit edilen tarım gıdalarının imha edilmesi ve içme sularının ise tüketilmemesi gerekmektedir.

Peki işe yarıyor mu?

* Japonya’da oluşan deprem sonrasında radyasyonun etkilerini azalttığı söylenen potasyum iyodür tuzu piyasalarda diyet tuz adı altında satılmaktadır. Normal sofra tuzundan farklı olarak içerisinde sodyum klorür yerine potasyum iyonu bulunmaktadır. Bu da tansiyonun yükselmemesi için idealdir; ama hastada böbrek yetersizliği ve kalp yetersizliği ya da potasyum atılmasında sorun varsa kullanılmaması gerekir çünkü potasyum zehirlenmesi meydana gelebilir, bu tuzun ölçümler yapılarak verilmesi gerekir.

* Günlük yaşantımızda sofra tuzu yerine iyotlu tuz kullanılabilir. Ancak bu tuzun radyasyonun etkilerini azaltıcı bir etkisinden ziyade koruyucu bir etkisi vardır. Tuzda oluşan birtakım bileşikler sayesinde radyasyona karşı önlem alınmış oluyor, bunun haricinde bu tuzun başka bir etkisi yoktur. Eğer kişi yoğun bir radyasyona maruz kalmış ise bu tuzu tüketmesi vücutta oluşan radyasyon etkilerini ortadan kaldırmaz.

Bunu dikkatli okuyun!..

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan alınan bilgiye göre, iyot tabletleri, radyoaktif olmayan iyot bileşikleridir. Nükleer tehlike durumlarında ortaya çıkabilecek radyoaktif bulut içerisinde yer alan radyoaktif iyotun tiroitte tutulmasını önlemek üzere, iyot tabletlerinin en kısa süre içinde alınması gereklidir. İyot tabletlerinin, vücudun diğer radyoaktif maddelere maruz kalmasını engelleyici özelliği yoktur. Sağlık Bakanlığı da internet sitesinde yayımladığı açıklamada, düzenli tuz tüketmenin radyasyonu önlemeyeceğini anlattı. Bakanlığın açıklamasına göre yetişkin bir insanın radyasyondan korunabilmesi için tek bir seferde 3 kilogram tuz tüketmesi gerekiyor. Sağlık uzmanlarının verdiği bilgiye göre potasyum iyot içeren haplar, radyasyon zehirlenmesinin etkilerine karşı kullanılabiliyor ancak sofra tuzunda zehirlenmeyi engelleyecek kadar iyot bulunmuyor.

http://www.tarimziraat.com/tarim_haberleri/a1518-tuz_radyasyondan_korur_ama_alinani_da_atmaz.html

Feldheim Köyü



Almanyadaki bazı beldeler kendi enerjisini üretip dışardan elektrik alma mecburiyetinden kurtuluyor. Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre, Brandenburgdaki küçük bir köy enerji şirketlerinden tamamen bağımsız olmayı da başarabilmiş.Sera gazları ve nükleer tehlike alternatif enerji arayışını hızlandırdı. Almanya’nın 2050 yılına kadar elektrik ihtiyacını tamamen yenilenebilir enerjilerden karşılayabileceği belirtiliyor. Çevre dostu enerji üretmek prensip olarak oldukça basit. Rüzgâr türbinlerine artık herkes alıştı. Zirai atıklardan elde edilen biyo enerji de çevreye zarar vermeden elektrik üretmenin bir yolu.

 Almanya’daki birçok beldede, ek elektriğe ihtiyaç duyulmayacak miktarda yenilenebilir enerji üretilebiliyor. Bazı belediyeler dev enerji şirketleri ile onların elektrik şebekesinden tamamen bağımsız olmanın yollarını deniyor. oğu Almanya’nın Brandenburg eyaletine bağlı Feldheim köyünün başka köylere benzemediği, ana caddeyi geçer geçmez belli oluyor. Köyü çevreleyen tarlalardaki 43 rüzgâr türbini köyün ihtiyacından çok daha fazla, 4,3 megavat elektrik üretiyor. Ama sadece elektrik satmak Feldheim’lılara yetmiyor. Köylüler kendi elektrik şebekelerini de kurmuşlar. Her köy sakini 1500 euro yatırmış. Bütün enerji altyapısı 150 Feldheim’lının ortak malı. Köy sakinlerinin elektrik faturası yüzde 75 oranında ucuzlamış. On yıl da fiyat değişmeme garantisi almışlar. Belediye Başkanı Michael Knape bu cesur girişimin meyvelerini toplamaya başladıklarını ve diğer belediyelerden bu işi nasıl başardıklarını öğrenip akıl almaya gelenlerin olduğunu söylüyor.

Böyle bir büyük hamle için projenin çevre dostu olduğu kadar ekonomik olduğuna da halkı ikna etmek şart. Çünkü elektrik kullanmak için fişi prize sokan abone haklı olarak, bu işten kârının ne olacağını bilmek ister.
Feldheim’lılar rüzgâr esmediği zaman da elektriksiz kalmamak için ahırların yakınına dev tanklar yerleştirmişler. Hayvan dışkısı ve diğer organik atıklar bu tanklarda mikroplar tarafından gaza dönüştürülüyor ve bu gaz da jeneratörü işletip elektrik üretiyor. Türbin ve jeneratörün çıkardığı ısıyla da köydeki evler ısıtılıyor ve Feldheim dışarıdan hiç enerji hammaddesi almak zorunda kalmıyor.

Feldheim enerji kaynağı limitet şirketinden Werner Frohwitter, bu sayede paranın da köyde kaldığını anlatıyor. Yeni proje tamamlanıp faaliyete geçene kadar her yıl yaklaşık 100 bin euroluk kalorifer yakıtı alan köylüler enerji faturalarının küçülmesinden son derece memnunlar.

Sıra, 1990’lı yılların ortalarında dikilen rüzgâr türbinlerinin yenilenmesine ve yerlerine daha verimli rüzgâr güllerinin dikilmesine gelmiş. Belediye başkanı kendi kendine yeten enerji projesini bütün beldeye yaymakta kararlı. Michael Knnape, bu plan gerçekleştiği takdirde 8 bin Brandenburg’lunun özel şirketlere bağımlı olmadan enerji ihtiyacını karşılayabileceğini söylüyor.

Belediye başkanına göre, bu kadar ucuz elektrikle her şeyin yapılabilmesi ekolojik kendi kendine yeterlilik sisteminin kabul görmesini kolaylaştırıyor.

Köyün tam ortasında bir de enformasyon ofisi var. Yerel enerji kooperatifi otuz kişiyi istihdam ediyor. Belediye başkanı personel sayısının daha da artacağını söylüyor. Knape’nin en büyük arzusu ise bu örnek projeyi bütün Alman beldelerine tanıtıp, çevre dostu teknolojilerle ekonomik bağımsızlığa kavuşmanın hiç de zor olmadığına kamuoyunu ikna etmek.

 http://www.tarimsektor.com/haber/2101/Dunyanin_en_akilli_koyu.html

Uzmandan Çiftçilere: AB Hibelerinden Birlik Oluşturarak Yararlanın

Avrupa Birliği (AB) hibelerinden bireysel olarak yararlanmanın çok zor olduğu, ancak birlik oluşturulduğunda bu hibelerden yararlanmanın mümkün olabildiği belirtildi.Ankara’nın Polatlı İlçe Kent Konseyi ile Ziraat Odasının ortaklaşa düzenlediği Avrupa Birliği (AB) tarım hibelerinin anlatıldığı Kırsal Kalkınma Yardımlarının Desteklenmesi konulu seminere çiftçiler ilgi göstermedi. 13 Eylül Kültür Merkezi’nde yapılan seminerde, Hacettepe Üniversitesi Polatlı Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Dilek Güleç, çiftçilere AB’nin tarım hibeleri aracılığı ile sağladığı kırsal kalkınma yardımlarının desteklenmesi konusunda bilgi verdi.

Seminere, Kent Konseyi Başkanı Şaban Yılmaz, Ziraat Odası Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Talay, Yukarı Sakarya Sulama Birliği Başkanı Ramazan Bilgiç, Ankara Pancar Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Muhittin Bıyıkoğlu, Türkiye Partisi Polatlı İlçe Başkanı Mithat Atak, Belediye Meclisi üyeleri ve Polatlılı çiftçiler katıldı.

“AB 2011-2017 YILLARINDA YÜZDE 50-75 HİBE YAPIYOR”

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dilek Güleç, AB hibelerinden bireysel olarak yararlanmanın çok zor olduğunu, ancak birlik oluşturulduğunda, bu hibelerden yararlanmanın mümkün olabildiğini söyledi. Güleç, “Avrupa Birliği (AB), 2011-2017 yılları arasında yüzde 50-75 oranlarında geri ödemesiz, yani hibe yapmaktadır. AB, kırsal alan kalkınması bakımından çeşitli faaliyetlerin yürütüldüğü ve yeni yaklaşımların sıkça uygulama alanına taşındığı bir birlik durumundadır. AB’de, kırsal alanların ve tarımsal üretim süreçlerinin bütüncül bir yaklaşımla geliştirilmesi için genel bütçeden büyük oranlarda pay ayrılmaya devam edilmektedir. Belirtilen amaca yönelik tahsis edilen Mali Kaynaklar ise çeşitli fonlar yardımıyla üye ve aday ülkelerin kullanımına sunulmaktadır. Bu kapsamda, 2007-2013 döneminde aday ülkelere, Üyelik Öncesi Destek Fonu (IPA)’nun Kırsal Kalkınma Bileşeni (IPARD) vasıtasıyla destek sağlanacaktır. ” dedi.

Kent Konseyi Başkanı Şaban Yılmaz da konseylerinin kuruluşundan bugüne kadar şehirde eksikliğini hissettikleri pek çok konuda çalışma yürüttüğünü ve tüm sorunların çözümü için çaba sarf ettiklerini söyledi. Yılmaz, şöyle dedi:

“Polatlılı işletmecilerimiz, üreticilerimiz AB’nin sağladığı bu kırsal kalkınma fonlarından yararlanmalıdır. Polatlı çiftçisi, AB’nin sağladığı hibelerden yararlanmalıdır. ” şeklinde konuştu. �
http://www.tarimsalhaber.com/projeler/uzmandan-ciftcilere-ab-hibelerinden-birlik-olusturarak-yararlanin.htm


Dünyada Su Sıkıntısı İnanılmaz Boyutlara Ulaştı

Dünyada yaklaşık bir milyar kişi, temiz suya erişimden yoksun. Merkezi Washington’da bulunan Pulitzer Kriz Merkezi’nden uzmanlara göre su sorununun ciddiyeti ve insanlar üzerindeki olumsuz etkisi çok da iyi bilinmiyor. Merkez, bu nedenle su sorunuyla ilgili belgeseller ve tanıtım filmleri çeken yapımcılara mali destek sağlıyor. Bu filmler 22 Mart Dünya Su Günü’nde ve Washington Çevre Filmleri Festivali’nde de gösterildi. Yapımlardan biri, Asya’nın en hızlı büyüyen kentlerinden Dhaka’da yaşayan yoksul halkın su sorununa ekranlara taşıyor.

Yönetmen Stephen Sapienza ‘Dhaka’s Challenge’ adlı filmde kamerasını Bangladeş’in başkentinde yaşayan 5 milyon kişiye yöneltiyor. Kent nüfusunun üçte biri temiz sudan ve sağlık koşullarından yoksun yaşıyor: ”Bunu her yerde görüyorsunuz. İnsanlar umumi tuvaletleri kullanıyor. Tuvaletler hiç de temiz değil. Havada asılı tuvaletler var. Akarsular tuvalet olarak kullanılıyor.”

Halk pis nehirlere girip yıkanıyor, bu suları yemek yapmak için kullanıyor. Ya da astronomik fiyatlara şişe suyu satın alıyor. Bu yılın Dünya Su Günü teması, Kentler İçin Su’ydu. Ve bu tema içinde Dhaka’daki durum, tam bir felaket.

Dhaka’nın yoksul nüfusuna her yıl 400 bin kişi katılıyor. Bu durum zaten kalabalık olan kentin altyapısını daha da zorluyor. Dhaka Su ve Kanalizasyon İdaresi’nden gelen şebeke suyu sadece toprak sahiplerine veriliyor. Sapienza’nın filmi kar amacı gütmeyen bir örgütün yasaları değiştirmeye ve yoksulların da aynı suya erişiminin sağlanmasına nasıl ön ayak olduğunu anlatıyor. Örgütün kurucusu Dibalok Sing Ha: ”Bu durumdan herkes kazançlı çıktı çünkü Dhaka Su ve Kanalizasyon İdaresi elde ettiği geliri arttırmak istiyordu. Yoksullarsa temiz su istiyordu. Dhaka Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin hizmetinden yararlanmak ekonomik açıdan daha mantıklıydı çünkü özel sektörden satın almaya kıyasla daha ucuza maloluyor.”

Yönetmen Sapienza varoşlarda yaşayanları temiz suya erişim konusunda harekete geçirmenin başarı getirdiğini söylüyor. Varoş halkı suyu ucuza alabiliyor. Ancak karşılığıda tuvalet temizliği ve sıhhi tesisat bakımı sağlama sözü veriyor: ”Yerel hükümet sonunda yoksul halkın, gelirinin büyük bölümünü temiz suya harcamak zorunda kaldığını ve şebeke suyuna erişim sağlayan belediye hizmetlerinden seve seve yararlanacağını anlamadı.”

Dhaka’da belediyenin sağladığı şebeke suyunu alanların sayısı giderek artıyor. Sapienza Dhaka’nın dünyanın diğer hızlı büyüyen ve varoş nüfusu artan kentlerine örnek olacağı görüşünde: ”Bu kentlerde herkesin temiz su ve sağlık koşullarına erişimi bir zorunluluk. Filmde yılda 120 bin kişinin ishal şikayetiyle başvurduğu bir hastane gösteriyorum. Bu önlenebilir bir sorun.”

Sapienza filmde su sorunlarının, başta küçük adımlarla da olsa, çözülebilir olduğunu göstermek istediğini söylüyor. Yönetmene göre, temiz su çok sayıda hayat kurtarabilir.

 http://www.tarimziraat.com/tarim_haberleri/a1502-dunyada_su_sikintisi_inanilmaz_boyutlara_ulasti.html