Birleşmiş Milletler, Dünya Su Günü’nde suyun gıda güvenliği konusunda hayati önemine dikkati çekti. Nüfus arttıkça suya da talep artıyor, gıdaya olan talebin artması da buna ekleniyor. Uzmanlar tüm bu zorlukların aşılabileceğine işaret etse de bunun kolay olmayacağını söylüyor. Dünyanın birçok bölgesinde su sıkıntısı şimdiden baş göstermiş durumda. Nüfus arttıkça suya duyulan ihtiyaç da artıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Su Programları Direktörü Pasquale Steduto’ya göre suyun en fazla ihtiyaç duyulduğu alan tarım: “Gıda üretimi, özellikle de tarım, suyun en çok tükenmesine neden olan unsur.”
Tarım, akarsu ve yer altı su kaynaklarından elde edilen suyun % 70’ini kullanıyor.Ortalama her insan günde 2-3 litre su içiyor. Ancak bir insanın günlük mısır tüketimi için 200 litre su kullanılıyor. Ekmek için 270 litre, pirinç içinse 420 litre su kullanılıyor. Bir küçükbaş hayvan için günde 930 ila 1400 litre, büyükbaş hayvan için ise 2400 litre su gidiyor.
Üstüne üstlük suya talep olduğu gibi gıdaya da talep artıyor. Pasquale Steduto, “Önümüzdeki 40 yıl içinde nüfus 2 milyar daha artacak. Su sıkıntısını şimdiden çekmeye başladık. Bu kaynakları daha verimli kullanmak zorundayız, aksi takdirde gelecekte talebi karşılayamayız,” diyor. Bazı bölgelerde su sıkıntısı daha fazla. Çünkü çiftçiler gereğinden fazla yer altı suyu çekiyor. Amerika Dışişleri Bakanlığı Su Politikaları Dairesi Başkanı Aaron Salzberg anlatıyor: “Yeraltı suyu gıda güvenliğine zarar verecek kadar kuruyor. Örneğin Hindistan’a bakarsanız, ülkenin tarım deposu olan kuzeybatı bölgesinde yeraltı suyunun tüketimi çok fazla. Bu doğal olarak kendi iç tüketimleri için gıda üretimini etkileyecek.”
Yeraltı suyunun aşırı kullanımı aynı zamanda Çin, Amerika ve birçok ülkenin tarım bölgeleri için büyük bir sorun.Öte yandan Afrika’nın iç bölgelerinde de en büyük sorun susuzluk. Çok sayıda Afrikalı çiftçi, tarım alanlarını sulamak için yağışlara güvenmek zorunda ama iklim değişikliğiyle birlikte yağışlara da güven kalmadı.
Pasquale Steduto, “Yağışlar artık önceden tahmin edilemiyor ve tarımı büyük ölçüde riske atıyor. Bu da gıda üretimi tahminlerinin azalmasına yol açıyor,” şeklinde konuşuyor. Önümüzdeki yıllarda en büyük zorluk, az suyla daha fazla gıda yetiştirilmesi olacak. Ancak çözümler de yok değil: Suya ihtiyacı olan çiftçiler için üretilen bu basit pompalar, ürünlerinden azami verim almak isteyen çiftçiler için damlama yöntemiyle sulama ve aşırı et tüketen ülkelerde bunun azaltılması, bu çözümlerden yalnızca birkaçı.
Pasquale Steduto, “Biz yolunu biliyoruz. Yalnızca uygulamaya konması gerek. Sonuçta çözümler ortada. Ben bu konuda iyimserim,” diyor. Ancak değişim zaman gerektiriyor. Steduto’nun iyimser olmadığı konu, değişimin sürati. Amerika Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Aaron Salzberg de aynı karamsarlığa sahip: “Bence sorun siyasi irade eksikliğinden kaynaklanıyor. Devletler hiçbir zaman bu konuyu kendilerine öncelik yapmadı.” Ancak uzmanlar artık kararı devletlerin vermesi için geç olduğunu söylüyor. Çünkü bir yandan nüfus artışı, diğer yandan iklim değişikliği dünya su kaynaklarını tehlikeli boyutlarda azaltmış durumda.
http://www.tarimziraat.com/tarim_haberleri/a2397-su_sikintisi_tum_dunya_icin_ciddi_bir_tehdit.html
Kızılcahamamlı çiftçi, veteriner rehberliğinde modern ahır kurdu. Tarımsal Yayımı Geliştirme Projesi (TARGEL) kapsamında köylerde görev yapan veteriner hekimler, hayvancılıkla uğraşan çiftçilere rehberlik ediyor. Ankara’nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Beşkonak köyünde hayvancılıkla uğraşan Ünal Beder, bu rehberlik ışığında hayvanları için modern ahır kurdu. Azimli çiftçi, hayvanlarının refahını sağlamak ve daha çok verim almak için veteriner hekim Oğuzhan Tekin’in yönlendirmesiyle kurduğu modern ahırla, köyünde bir ilke imza atmış oldu. Tamamen kendi imkanlarıyla yaptığı modern ahırla köydeki diğer üreticilere de örnek olan Ünal Beder’in şimdiki hedefi ise, ahırın kapasitesini artırmak. İlkel ahırlarda hayvancılık yapmanın zorluklarına değinen Ünal Beder, modern ahırlarla birlikte hem hayvan refahının sağlandığını, hem de verimin arttığını dile getirdi.
Mantar, dikkat edilmediği takdirde zehirlenmelere neden olabiliyor. Sinir sistemi üzerinde sakinleştirici etkisi bulunan mantar, ayrıca bir vitamin ve mineral deposu. Mantar, bünyesinde barındırdığı B, C ve D vitaminlerinin yanında kalsiyum, fosfor, potasyum ve demir açısından da oldukça zengin. Faydası bunlarla da sınırlı kalmayan mantar aynı zamanda kansızlığı önleyici etkiye sahip. Ancak, bu kadar faydası olmasına rağmen mantar, dikkat edilmezse zehirleyip öldürebiliyor. Uzmanlar, mantarın zehirli olup olmadığının anlaşılması konusunda halk arasında fazlaca yanlış bilginin bulunduğunu söylüyor. Mantar zehirlenmelerinde ilk olarak zehir etkisine sahip mantarın türünün tespiti, tedavi yöntemi için çok önemli. Çünkü zehirli mantarların kendilerine özgü sahip oldukları toksik maddeler mevcut. Ancak Türkiye’de karşılaşılan bu tür zehirlenmelerde müracaat edilecek kurumlar oldukça sınırlı.



