Monthly Archives: Kasım 2013

Keçi Eti Kalbe Faydalı

Uzmanlar, keçi etindeki kolesterol ve yağ seviyesinin diğer etlere göre daha düşük olduğunu, bu nedenle günümüzün hastalıkları olarak görülen kalp ve damar hastalıklarına iyi geldiğini söyledi. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Rektörü veteriner hekim Prof. Dr. Mustafa Saatcı, keçi etindeki kolesterol ve yağ seviyesinin diğer etlere göre daha düşük olduğunu, bu nedenle günümüzün hastalıkları olarak görülen kalp ve damar hastalıklarını engellemede sağlıklı bir diyet olarak kullanılabileceğini söyledi.

Saatcı, Toroslar bölgesinde daha çok maki, çalı ve dikenlerle beslenen keçilerin etlerinin organik denilebilecek düzeyde olduğunu belirtti.

Keçi etinin Toroslar bölgesinde büyük bir keyif ve istekle tüketildiğini anlatan Saatcı,  “Keçi etindeki kolesterol ve yağ seviyesi diğer etlere göre daha düşüktür. Özellikle doymamış yağ asitleri bakımından zengindir ve doymuş yağ asitleri de diğer kırmızı etlerle kıyaslandığında daha düşüktür. Bu da günümüzün rahatsızlıkları olarak görülen kalp ve damar hastalıklarını engellemede sağlıklı bir diyet olarak kullanılabileceğinin göstergesidir” dedi.

“En az yağa sahip hayvan”

Saatcı, keçi etinin en düşük kaloriye sahip görülen tavuk etinden bile daha düşük kalorisi olduğunu kaydetti.

İnsanların daha çok yağa değil, ete para vermek istediğini ifade eden Saatcı, “Keçi, gerek kas içi gerek kas arası gerekse deri altı yağı olarak en az yağa sahip hayvandır. Doymamış yağ asitlerinin zenginliği, doymuş yağların azlığı. Bütün bunları birleştirdiğimizde keçi eti, kalp ve damar sağlığı açısından çok rahatlıkla tüketebileceğimiz et olarak karşımıza çıkıyor” diye konuştu.

Keçi etinin hayvansal gıdalardan alınması gereken amino asitler yönünden de oldukça zengin olduğunu anlatan Saatcı, dengeli beslenme için tüm et çeşitlerinden belirli oranda tüketilmesi gerektiğini vurguladı.

http://www.tarimtv.gov.tr/HD3590_keci-eti-kalbe-faydali.html

10 Kasım MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

TÜSİAD Gıda ve Tarıma Dikkat Çekti

TÜSİAD, OECD, BIAC ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın katkılarıyla, gıda güvenliği ve Türkiye’nin 2015 G20 Dönem Başkanlığı’nın ele alındığı bir konferans düzenledi. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Ekonomi ve Sanayi Danışma Komitesi (BIAC) ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın katkılarıyla, gıda güvenliği ve Türkiye’nin 2015 G20 Dönem Başkanlığı’nın ele alındığı konferans düzenledi.,

Taksim’deki Ceylan Intercontinental Otel’de düzenlenen konferans yemeğinde konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, “Türkiye’de tarım sektörü, ekonomi içinde doğal olarak azalan payına rağmen, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma açısından stratejik konumunu devam ettirmektedir. Ayrıca, su, enerji ve toprak kullanımına dayalı olması nedeniyle, sektörde sağlanacak iyileştirmelerin çevresel sürdürülebilirliğe ve sürdürülebilir kalkınmaya katkısı da özel öneme sahiptir. İnsanların aktif ve sağlam bir yaşam sürdürebilmeleri için beslenme gereksinimi ve tercihlerine uygun yeterli, sağlıklı ve besleyici gıdaya her zaman ulaşabilmeleri, tarım sektörünü en önemli kılan unsurların başında gelmektedir” dedi.

TARIM SEKTÖRÜNÜN SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA VE ÇEVRESEL SÜRDÜRÜLEBİRLİKLİK AYAĞI İLE İLİŞKİSİ

Küresel ölçekte ekili alanların, meralar ve ormanların karasal alanların yüzde 60’ını, bu alanların tatlı su kullanımının yüzde 70’ini kullandığını belirten Yılmaz, “Bu çarpıcı rakamlar dikkate alındığında, tarım sektörünün sürdürülebilir kalkınmanın, çevresel sürdürülebilirlik ayağı ile ilişkisi açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu ilişki, iki yönlüdür: İklim değişikliği ile mücadele, tarım dışı, bir seri tercihin doğru yapılmasını gerektirir. Eğer bu tercihler doğru yapılmazsa, gıda güvenliğinden ve tarımda çevresel sürdürülebilirlikten bahsedilemez. Öte yandan, ekilebilir alanların yeryüzünde toplam kapsadığı alan ve su gereksinimleri dikkate alındığında, tarımsal yapıda alınan tüm kararların da sürdürülebilirlik açısından belirleyici önemi bulunmaktadır” diye konuştu.

TARIM POLİTİKALARININ KIRSAL KALKINMAYA ETKİSİ

“Kırsal kalkınma ve kırsal alanlarda dengeli bölgesel kalkınma tarım sektörünün istihdam yaratabilme kapasitesi, işletme ölçekleri, tarımsal destekleme politikaları, şehirleşmenin yaratabileceği sorunlar, bireysel ve bölgesel gelir dağılımı konuları kırsal kalkınmanın tarım sektörü ile olan ilişkisini tanımlayan faktörlerdir” diyen Yılmaz şunları söyledi:

“AB Ortak Tarım Politikası’nın orta vadeli hareket planı dikkate alındığında da tarımsal destekleme politikaların büyük ölçüde kırsal kalkınma çerçevesine indirgendiği gözlemlenmektedir. Kırsal kalkınma sürecinin, tarımsal sürdürülebilirliğe katkısını artırabilmesinin merkezinde ise tarım sektörüne ilişkin üretilen bilgi ve teknolojinin kırsal alanda kullanımı ve yaygınlaşması, özellikle gelişmekte olan piyasa ekonomileri açısından özel öneme sahiptir. İşte bu noktada eğitim ve inovasyonun, teknoloji aktarımının, bilgi aktarımının, örgütlenme konusundaki önderlik ve tarımsal işletmelere yönelik yapısal dönüşümün sağlanabilmesinin, tarım ve sanayi entegrasyonunun güçlü bir şekilde gerçekleştirilmesine bağlı olduğunu düşünüyoruz.”

AB UYUM SÜRÜCİNDE TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ

AB ile yürütülen müzakere süreci tarım ve gıda güvenliği dahil bir çok alanda toplumun tüm kesimleri ve ekonominin tüm aktörleri açısından önem taşıdığını belirten Yılmaz, “Bu bağlamda yürütülen çalışmalarla 12. Fasıl olan ‘Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı’ müzakereye açılmıştır. Fasıl kapsamındaki düzenlemeler, gerek rekabet gücünün geliştirilmesi, gerekse tüketici sağlığı açısından büyük önem taşıdığından, TÜSİAD olarak bu çalışmaların en etkili uygulamayı mümkün kılacak şekilde gerçekleştirilmesine katkıda bulunmaya özel önem atfetmekteyiz. Gıda güvenliği faslının müzakerelere açılması aşamasında ülkemizdeki gıda işletmelerinin, AB müktesebatıyla uyumlu bir şekilde sınıflandırılması çalışması tamamlanmış ve işletmelerin AB hijyen kriterlerine uyum durumu ortaya konarak, modernizasyon süreci başlamıştır. Ticari boyutu itibarıyla değerlendirildiğinde, sektörde kaydedilen ve kaydedilecek tüm gelişmelerin, sadece AB ile ticaret yapmak için gerekli gıda güvenliği ve denetim sistemine sahip olunmasını değil üçüncü ülkelerle ticaret potansiyelini de olumlu yönde etkileyeceği açıktır” dedi.

KENDİ KENDİNE YETEN TARIM SEKTÖRÜ, SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR GIDA GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMANIN EN ÖNEMLİ ÖN KOŞULUDUR

Türkiye’nin tarım ve gıda güvenliği açısından artı ve eksilerini değerlendiren Yılmaz konuşmasını şöyle tamamladı: “Dünyadaki durum ve Türkiye koşulları incelendiğinde, gıda güvenliğinin sürdürülebilir bir şekilde iyileştirilebilmesi için en öncelikli konu, Türkiye’de tarımsal yapının verimliliğinin arttırılması suretiyle, gıdaya erişimin fiziksel ve ekonomik olarak geliştirilmesi ve uluslararası rekabetçiliğin elde edilebilmesidir. Kendi kendine yeterliliğini koruyabilen bir tarım sektörü, sürdürülebilir bir gıda güvenliğini sağlamanın en önemli ön koşuludur. Bu çerçevede, tarımsal aktarım programlarının yanı sıra mevcut kaynakların etkili kullanımının sağlanması suretiyle yapısal sorunlarını aşmış, istikrarlı üretim sağlayan bir tarım sektörünün oluşturulması çalışmalarına odaklanılmalıdır. TÜSİAD olarak önümüzdeki 3 yıl içerisinde, tarım ve tarıma dayalı sanayilerde, ülkemizin rekabet gücüne yönelik kapsamlı bir değerlendirme ortaya koyan bir destek rapor dizisi hazırlamayı planlamaktayız. Bu çalışma dizisinin bir yandan ülkemizin, AB Ortak Tarım Politikasına ve DTÖ normlarına uyumuna hizmet etmesini diğer yandan da ev sahipliğini yapacağımız 2015 G20-B20 zirvesinde bu alandaki özel sektör önceliklerini tespit etmeye hizmet etmesini amaçlamaktayız.”

DÜNYADA YEDİNCİ AVRUPA’DA BİRİNCİYİZ

Konferansın kapanış konuşmasını yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, sektörle ilgili çıkardıkları kanunlar ve düzenlemeler sonrası tarımsal üretim alanında verimliliğin arttığını belirterek, “Dünyada hasıla değeri açısından 11. olan Türkiye 2008’de 7. sıraya yükseldi. Avrupa’nın 4. olan Türkiye, İspanya, İtalya, Fransa’yı da sollayarak Avrupa’nın birincisi konumuna yükseldi. Hasıla değeri 23 milyar dolardan 63 milyar dolara çıktı” dedi.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK HANDİKAPI MİRAS KANUNU

Doğru tarım politikaları ve gıda güvenliği ilgili çalışmalarda ülke olarak çok ciddi hamleler yapıldığını belirten Vedat Mirmahmutoğulları şunları söyledi: “Türkiye’nin bu konudaki en büyük handikapı dünyada hiçbir ülkede olmayan bir kanunun Türkiye’de uygulanıyor olması. Miras Kanunu denen bir kanunla, 1926 İsviçre’den alınan bir kanunla ki İsviçre bunu 1928 yılında hemen kaldırdı. Bu kanunla tarım arazileri bölüne bölüne, babadan oğula küçülerek çok büyük bir kısmı geçimlik ihtiyacı karşılamanın bile ötesinde kaldı. Bununla ilgili kanun değiştiriliyor bakanlar kurulundan geçti. Bu da yetmiyor, toplaştırma çok önemli. Bu yıl sonu itibarıyla 10 yılda 4 milyon hektar alanın toplaştırmasını tamamlayacağız.”

Mirmahmutoğulları, konuşmasını G-20 Tarım Bakanları Konferansı’nı Türkiye’de yapmak için talepte bulunduklarını belirterek tamamladı.

http://www.haber1.com/tusiad-gida-ve-tarima-dikkat-cekti.html

53 Bin Muhtara Çevre Eğitimi

Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Akdeniz, 7 bölgede 12 ay boyunca devam edecek eğitim seminerleriyle 53 bin muhtarın çevre duyarlılığı konusunda eğitileceğini söyledi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu işbirliğinde düzenlenen çevre eğitim semineri, Antalya’nın Kemer İlçesi Göynük Beldesi’ndeki Queen Elizabeth Otel’de başladı. İki gün sürecek eğitim toplantısına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Muhammet Ecel, Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Akdeniz, bölge temsilcileri ve 81 ilden 250 muhtar katıldı. Toplantının açılışında konuşan Genel Başkan Akdeniz, vatandaşların daha iyi bilinçlendirilmesine ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Hüseyin Akdeniz, “Çevre sadece Türkiye’nin değil dünyanın önde gelen konularından biri. Çevre bilincinin artırılması, gelecek nesillere güzel bir çevre bırakmak ve tabiatın korunması büyük önem arz etmektedir. Muhtarlarımız artık daha özgüvenli. Devletin en üst kademelerinde kabul gören hale gelmektedir” dedi.

Görev alanlarının genişletilmesi, yeni alanlar yaratılması gerektiğini kaydeden Akdeniz, “Bu yeni alanlar içerisinde en önemli ayaklardan biri de çevre bilinçlendirmesi noktasında, muhtarlarımıza yeni görev alanları yaratmak olacaktır. Bu anlamda sosyal projelerde muhtarlarımızın yer alması aşikardır. 7 bölgede 12 ay boyunca devam edecek eğitim seminerlerinde 53 bin muhtarı eğitmek ve bilinçlendirmek konusunda sürekli toplantılar yapılacak. Bizim de eksik olduğumuz ve bilinçlenmeye ihtiyaç duyduğumuz konularda ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri eğitim verecek” diye konuştu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Muhammet Ecel de toplantıda bakanlığın çalışmaları hakkında bilgi verdi. Türkiye’nin küreselleşme sürecinde doğal, tarihi ve insani kaynaklarını koruyan, yenilik ve teknolojiyle bütünleştiren, yaşam kalitesi yüksek ülkeler arasında yer almayı hedeflediğini anlatan Ecel, “Belli bölgelerdeki aşırı nüfus yoğunlaşması, plansız sanayileşme ve çarpık kentleşme ile aynı zamanda kaynakların gereksiz kullanımı sonucu oluşan atık maddelerin miktarında meydana gelen artışlar, yaşam alanlarımızın kalitesinin bozulmasına neden olmaktadır” diye konuştu.

http://www.haber7.com/guncel/haber/1092634-53-bin-muhtara-cevre-eğitimi

http://gundem.milliyet.com.tr/artik-cevre-de-muhtardan/gundem/detay/1771353/default.htm

Mikro Kredi İle İş Kadını Oldu

Aydın’da evlerinin bahçesinde horoz yetiştirip satan ev kadını, mikro kredi desteğiyle işlerini büyüterek, aile ekonomisine katkı sağladı. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın (TİSVA) desteğiyle hayata geçirilen “Ekonomiye Kadın Gücü” projesi kapsamında kentte ihtiyaç sahiplerine mikro kredi verildi. Kendilerine sağlanan imkânlarla çeşitli sektörlerde faaliyet göstermeye başlayan kadınlar, düzenli aralıklarla borçlarını ödeyip, işlerini geliştirdi. Kimileri açtığı kuaför salonu veya lokantada başkalarına da istihdam sağlarken bazıları da evinin bahçesinde kümes hayvanı yetiştirip satarak gelirini artırdı.

Kemer Mahallesi’nde yaşayan 52 yaşındaki ev hanımı Rabia Angı da arkadaşının tavsiyesi üzerine horoz yetiştirip satmaya başladı.

İşlerini daha da büyütmek için geçen yıl krediye başvuran Angı, bir tavuk ve iki horozla başladığı işi geliştirip, onlarca tavuğu alıp satarak aile bütçesine katkı sağladı.

Rabia Angı,  yaptığı açıklamada 2 çocuğundan dört torunu olduğunu ve ev işleri ile uğraştığını belirtti. Mikro krediyi komşularının vasıtasıyla duyduğunu ifade eden Angı, eşiyle görüşüp biraz araştırma yaptıktan sonra horoz yetiştirmeye karar verdiklerini anlattı.

Angı, mikro kredi olanaklarından bin lira çektikten sonra önce horozların yerini hazırlayıp sonra da yetiştiriciliğe başladıklarını dile getirdi.

Daha sonra yem aldıklarını ve horozların çeşitlerini geliştirdiklerini kaydeden Rabia Angı, “İşimizi ilerlettik. Kendi evimizin bahçesini düzenledik. Üç-beş derken şimdi 80 horoz oldu. Erzurum, Trabzon, Mardin, Diyarbakır ve İzmir’e horoz gönderiyoruz. Biz sadece horoz yetiştiriyoruz. Horozlarla hayatımız iç içe oldu. Her gün yemliklerini değiştiriyoruz, altlarını temiz tutup gübre veriyoruz. Elimizden geleni yapıyoruz. Çok çeşitlerimiz var. Paramızı hep katlıyoruz. Kazandığımızla evimizin, çocuklarımızın bütçesine de katkı sağlıyoruz. Kendi işimizi yaptığımız için mutluyuz” diye konuştu.

Muzaffer Angı da eşiyle horoz yetiştirmeye karar verdiklerini ve hiç düşünmeden mikro kredi olanaklarına başvurduklarını belirterek, 25-30 sene önce de aynı işle uğraştığını söyledi. Angı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mikro kredi vasıtasıyla horozları çoğalttık, yan gelirimiz oldu. Temizliğini, bakımını eşimle yapıyoruz. 8-10 çeşidi var. Yerli ırk, Hint horozu, Brezilya, Tayland, Singapur, Endonezya ve Kolombiya horozu yetiştiriyoruz.  Değişik illerden geliyorlar. Ufak olanı 500, büyük olanı bin-bin beş yüze alıcı buluyor. Daha yüksek rakamlara alan da oluyor.”

http://www.tarimtv.gov.tr/HD3559_mikro-kredi-ile-is-kadini-oldu.html