Monthly Archives: Nisan 2011

Öğrencilere Keneye Karşı Önlemler Anlatıldı

Sivas’ın Suşehri ilçesinde Toplum Sağlık Merkezi tarafından ilçe merkezindeki tüm okullarda öğrencilere bahar öncesi Kırım Kongo Kanamalı Ateş hastalığı hakkında eğitim verildi .Suşehri Kazım Ayan Anadolu Lisesi’ndeki eğitimde Sağlık Memuru Aydın Yıldırım slayt eşliğinde öğrencilere Türkiye’nin kabusu haline gelen kene konusunda alınabilecek önlemler hakkında detaylı bilgiler aktardı.

Aydın Yıldırım yaklaşan bahar ayları nedeniyle öğrencileri hastalık konusunda bilgilendirdiklerini söyleyerek, “Suşehri merkezdeki tüm okullarımızdaki öğrencilerimize yönelik bahar aylarının yaklaşmasıyla birlikte geçtiğimiz yıllarda Türkiye’nin kabusu haline gelen ve bir çok ölümlere neden olan Kırım Kongo Kanamalı Ateş hastalığı ve kenenin insan üzerindeki etkisi ve meydana getireceği zararların ne şekilde önlemlerinin alınacağı hakkında öğrencilerimize ve öğretmenlerimize eğitim veriyoruz. Ayrıca ağız diş sağlığı konusunda Suşehri Devlet Hastanesi’nden diş hekimlerimiz ile öğrencilerin diş problemleri hakkında kendilerine yardımcı oluyoruz” dedi.

Suşehri Kazım Ayan Anadolu Lisesi’ndeki Kırım Kongo Kanamalı Ateş hastalığı hakkında öğrencilere verilen seminerde Toplum Sağlık Merkezi Sorumlu Baştabibi Dr. Ebubekir Ardıç, sağlık memurları ve hemşireler hazır bulundu.
 http://www.tarimtv.gov.tr/Bugun_89_ogrencilere-keneye-karsi-onlemler-anlatildi43.htm
 

Hayvancılık Sektörü AB’ye Hazırlanıyor

 Sığır, koyun ve keçi brusellozu ile sığır tüberkülozu hastalıkları ile mücadelede izlenecek Türkiye genelinde, işletme ve köy bazında “tarama” çalışması başlatıldı. Türkiye, tarım sektörünün altyapısının AB’ye uyum sağlaması için birçok alanda, AB desteği ile projeler uyguluyor. En son, Türkiye’de çok yaygın olan sığır, koyun ve keçi brusellozu ile sığır tüberkülozu hastalıkları ile mücadelede izlenecek stratejiyi belirlemek üzere, Türkiye genelinde, işletme ve köy bazında “tarama” çalışması başlatıldı.

Yaklaşık 10 milyon civarında büyükbaş ve 20 milyon civarında küçükbaş hayvanın durumunun belirlenmesi öngören çalışma, 31 Mayıs’ta sona erecek.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ayrıca, Süt ve süt ürünlerinin AB’ye ihracatını sağlanması için de Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) ile bir proje yürütüyor.

Hayvandan insana geçen hastalıklar arasında bulunan ve Türkiye’de yaygın olarak seyreden, sığır, koyun ve keçi brusellozu ile sığır tüberkülozu hastalıkları ile mücadelede izlenecek stratejiyi belirlemek üzere, Hollanda ile birlikte yürütülen “Türkiye’de broselloz ve tüberkülozun kontrol stratejisinin belirlenmesi projesi kapsamında, 81 ilde bu hastalıkların yayılım durumunu belirlemek üzere bir “tarama” çalışması başlatıldı. Çalışma kapsamında, her il işletmenin ve köyün durumu anket formları ile belirlenecek.

Proje kapsamında ayrıca, hayvanların brusella ve tüberküloz açısından durumlarının belirlenmesi için her ilde 54 örnek işletme belirlendi. Bu işletmelerdeki hayvanlardan kan örnekleri alınacak ve bu örneklerin sonuçlarına göre, Türkiye genelindeki hayvanların bu hastalıklara göre durumu net olarak ortaya konacak. Sonuçlara göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde yoğun olarak görülen, ancak genelde kayıtlara girmeyen hastalıkla mücadele ve kontrol stratejisi belirlenecek.

Proje ekimde sona erecek

Türkiye Süt ve Süt Ürünleri Sektörünün AB Pazarına Girişinin Desteklenmesi Projesi ise Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) ile birlikte yürütülüyor. Ulusal Süt Konseyi destekliyor.

Projeden ilk aşamada, Unilever-Algida, Yaşar Holding-Pınar Süt, Ak Gıda, Natura Gıda-Ülker Golf, Yaşar Dondurma-Mado, Sütaş, Aynes, TAT-SEK, TEKSÜT firmaları yararlanacak.

Nisan 2010’da başlatılan proje bu yıl Ekim’de sona erecek. AB Gıda ve Veterinerlik Ofisi’nin (FVO) denetim raporlarına göre, proje kapsamındaki Türk firmaları AB’ye süt ve süt ürünleri ihracatı açısından onay alma durumuna gelebilecek.

Projenin amacı, Türkiye’nin süt ve süt ürünlerinın AB’nin ithalat şartlarını karşılar hale getirilerek, AB’ye ihracatının sağlanması. Öncelikle, AB pazarına süt ve süt ürünleri ihracatı için yetki almak isteyen aday işletmelerin AB onay numarası almasına engel olan hususlar belirlenerek bu eksiklikler giderilecek. Bu eksikliklerin giderilmesi halinde AB tarafından yetkilendirilecek bu işletmeler, daha geniş bir pazara ulaşmış olacak. Başvuran işletmeler dışındaki sektördeki diğer işletmelerin de pilot uygulamalar ile AB’a hazır hale getirilmesi öngörülüyor.

AB tarafından belirlenen hijyen ve denetim kurallarına uyan ve AB’den onay alan işletmeler AB’ye süt ve süt ürünü satabiliyor. Halen AB, Türkiye’den hiç bir firmaya onay vermedi.

AB Gıda ve Veterinerlik Ofisi’nin (FVO) 2006, 2007 ve 2008’de denetlediği ve projeden yararlanma durumunda olan firmalarn tesisleri, yerleşim ve teknolojik açıdan yeterli bulunurken, “AB kriterlerine uygun süt temin edilmediği” ve “hayvan hastalıkları ve hayvan sağlığı kontrollerinin AB standartlarında olmadığı” belirlendi.

Türk firmalarının AB’ye süt ve süt ürünü ihraç edebilmesi için, çiğ sütün AB kriterlerine uygun hale getirilmesi, hayvan hastalıkları ile ilgili sorunun çözümü gerekiyor.

http://www.dunya.com/hayvancilik-sektoru-abye-hazirlaniyor_120253_haber.html

http://www.giresuntarim.gov.tr/tarm2/genhaber.aspx?kod=522

Organik Bal Projesi

Sakarya’da organik bal üretiminin yaygınlaştırılması için hazırlanan projenin çalışmalarına başlandı. Tarım Bakanlığı tarafından finanse edilen “Sakarya İli Organik Arıcılık Projesi” 3 yıllık bir süreyi kapsıyor. Proje ile ilgili olarak bilgiler veren Sakarya İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Ör, organik bal üretiminin yaygınlaştırılması ve kontrolü projesi kapsamında Sakarya’nın Hendek ilçesine bağlı Karadere, Aksu ve Dikmen köylerinde arıcılık yapan üyelerden ilk etapta 8 kişiye kişi başına 50’şer adet kovan vermek suretiyle organik bal üretiminin yapılacağını söyledi.

Mustafa Ör, elde edilecek organik balın ADABİRLİK markası ile pazara sunulacağını ve bu markanın Türkiye ve Avrupa Birliği pazarında tanıtılmasının hedeflendiğini de ifade ederek şöyle devam etti: “Organik balların iç ve dış pazarda değerlendirilmesi sonucunda arıcılarımızın yıllık gelir düzeyinde yüzde 30-40 artış sağlanacak. Organik bal üretimi için ilk

etapta üyelerimize 50’şer adet organik şartlara uygun T.S. 3409 standartlarında kovan ile organik sertifikalı petek ve organik ilaç dağıtımı yapılacak. Ayrıca 8 arıcının ortak kullanım alanları tespit edilecek ve üretilen organik bal için otomatik sekiz elemanlı TSE 304 krom çelik bal süzme makinesi ve TSE 304 krom çelik 250 kilogramlık ayaklı bal dinlendirme kazanı alınacak ve üyelerin kullanımına sunulacak.”

Arı yetiştiricilerinin proje kapsamında organik arıcılık eğitimi ve pazarlama konusunda da eğitim göreceklerini ifade eden Mustafa Ör, üyelerinin organik arıcılık ile ilgili fuarlara katılımlarının da sağlanacağını, ‘Organik Arıcılık Projesi’ kapsamında tüm bu işlemlerin sertifikasyon kuruluşu tarafından takip edilerek üretilen balın organik bal olarak ADABİRLİK markası ile satışa sunulacağını da sözlerine ekledi.

 http://www.kobiden.com/sakaryada-organik-bal-projesi_10819_haber.html
http://www.yesilbilgi.org/arilar-koruma-altinda.aspx

Tarım İlaçlarının Kullanımına Dikkat

İlkbaharın gelişiyle birlikte tarla ve bahçelerdeki yabancı ot ve böceklerinden ortadan kaldırılması amacıyla kullanılan tarım ilaçlarının kanserojen etkilerinin olduğu bildirildi. Iğdır- Ekonomik bir şekilde üretilmeleri, kullanım kolaylığı nedenleriyle yoğun ve bilinçsiz bir şekilde kullanılan tarımsal ilaçların ciddi çevre kirliliğine neden olduğunu vurgulayan uzmanlar, ürünü hastalık, böcek, ot ve diğer zararlıların olumsuz etkilerinden korumak için kullanılan ilaçların aşırı tüketiminde kanserden, bitki ve hayvanlarda mutasyon geçirmeye kadar geniş bir yelpazede zararlarının bulunduğunu dile getiriyorlar.

Iğdır Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Zengin tarım ilaçlarının yoğun ve bilinçsiz bir şekilde kullanımı sonucunda gıdalarda, toprak, su ve havada ilacın kendisi ya da dönüşüm ürünlerinin kalabildiğini söyledi. Bunun sonucu ilaçların hedef olmayan diğer organizmalar ve insanlar üzerinde olumsuz etkileri görüldüğünü ifade eden Zengin, ”Tarım ilaçlarının bazıları toksikolojik açıdan bir zarar oluşturmazken, bazılarının kanserojen, sinir sistemini etkileyici ve hatta mutasyon oluşturucu etkileri saptanmıştır” dedi.

Tarımda kullanılan koruma ilaçlarına karşı bitki hastalıklarının dayanıklılık kazandığının artık bilinen bir gerçek olduğunu vurgulayan Zengin, bundan dolayı hastalıkların daha önce uygulanan ilaç dozuyla ortadan kalkmadığı ve mutasyona uğradığına, hastalığı ortadan kaldırmak için ilaç dozunu artırmak gerektiğine, bunun da hem toprak, hem çevre, hem de insana ciddi zararları olduğunu belirtti.
 

”Böcek ilaçları sadece böcekleri öldürmez”

Prof. Dr. Zengin, böcek öldürücü ilaçların spesifik olmadıkları için sadece hedef organizmaları öldürmeyip, bunun yanında omurgalı ve omurgasız diğer canlıları da etkilediğini dile getirerek, ilaçların zararlı etkilerin şiddetinin ilacın ve formülasyon tipine, uygulama şekline ve tarımsal arazinin tipine bağlı olarak değiştiğine dikkati çekti.

Zengin, böcek ilaçlarının en genel yan etkilerini şöyle sıraladı: ”Arılar, kuşlar ve balıklar, mikroorganizmalar ve omurgasızlar gibi hedef olmayan organizmalarda ölümler. Kuş, balık ve diğer organizmalarda üreme potansiyelinin azalması. Hedef olamayan organizmalarda dayanıklılık oluşması sonucu insanlara hastalık taşıyan böcek ve parazitlerin kontrolden çıkması. Ekosistemin yapısının ve türlerinin sayılarının değişmesi gibi uzun dönemli etkiler.”
 

”İnsanlarda mutajenik, teratojenik ve kanserojen etkileri”

Tarımsal ilaçlamanın yanlış yapılması dolayısıyla bitki ve toprakta kalan ilaç kalıntılarının insan sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Hüseyin Zengin, ilaçların, kalıntı yoluyla uzun dönemli zararlarının yanında bazılarının insanlarda mutajenik (genlerin yerlerinin değişimiyle ortaya çıkan hastalıklar), teratojenik (genlerdeki hasara bağlı sakat doğumlar) ve kanserojen etkilerinin de olduğu son yıllarda yapılan çalışmalarla saptandığını söyledi.

Zengin, ilaçların, bitkilerin direkt veya toprakta kalan ilaç kalıntısını kendi bünyesine alması ve bu bitkilerin insan gıdası veya hayvan yemi olarak kullanılması sonucunda ilaçların insanların gıda zincirine girdiğini vurguladı.

İlaçların aynı zamanda havaya ve yer altı sularına da karışarak insanları ve hayvanları etkilediğini belirten Prof. Dr. Zengin, ilaçlama konusunda çiftçilere uyarılarda bulunarak, ”İlaçlama yapmadan önce ilacın etiketinin iyi okunması, son ilaçlamayla hasat arasında geçmesi gereken sürenin mutlaka dikkate alınması ve belirtilen gün kadar beklenmesi gerekiyor. Ayrıca ilaçların ruhsat almamış kültürlerde kesinlikle kullanılmamalıdır” diye konuştu.

 http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=235444
http://www.tarimtv.gov.tr/medyaizle.php?haber_id=112

2011 Atık Yönetimi Sempozyumu başladı

Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Lütfi Akça, Türkiye’nin atık yönetim stratejisinin en önemli ilkelerinden birisinin “atık oluşumunun azaltılması ve atıkların geri kazanılması” olduğunu, yapılan bütün olumlu çalışmalara rağmen, atık sektöründe kat edilmesi gereken önemli mesafeler bulunduğunu söyledi. Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen “2011 Atık Yönetimi Sempozyumu” Manavgat’ın Side beldesinde başladı. 5 gün sürecek sempozyumun ilk gününe bakanlık yetkililerinin yanı sıra, çevre dernekleri, belediye çalışanları ve özel firmalardan yaklaşık 600 uzman katıldı.

Sempozyumun açılışında konuşan Çevre Orman Bakanlığı Müsteşarı Lütfi Akça, sempozyumun atık yönetimi konusunda yaşanan sorunların ve çözümlerin değerlendirilmesi, 2003-2011 yılları arasındaki gelişmelerin paylaşılması amacıyla düzenlendiğini kaydetti.

Anayasada yer alan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”nın çevre politikalarının esasını oluşturduğunu ifade eden Akça, 2003 yılından itibaren çevre mevzuatıyla birlikte büyük bir gelişme sağlandığını belirtti. Bu çerçevede; atık yönetimi, hava, su-toprak, deniz-kıyı, iklim değişikliği, kimyasallar yönetimi, çevre koruma hizmetlerinin finansmanı ve ölçüm denetim konularında mevzuat-uygulama, AB ve uluslararası kuruluşlar nezdinde kalıcı düzenleme ve çalışmalar gerçekleştirildiğini anlatan Akça, şunları kaydetti:

“2003 yılında Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ve Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği olmak üzere, üç yönetmelikle çalışılan atık sektörü, bugün 15 yönetmelikle çalışılmakta, bu yıl içinde yürürlüğe girecek Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği ve Atıkların Taşınmasına İlişkin Yönetmelik ile bu sayı 17’ye ulaşacaktır.

Bir yandan hukuki düzenlemeler tamamlanırken, diğer yandan atık yönetimine ilişkin planlamalar da nihai hale getirilmektedir. Bu kapsamda 2008-2012 yıllarını kapsayan ulusal ölçekli ‘Atık Yönetimi Eylem Planı’ Bakanlığımızca uygulamaya alınmıştır. Diğer yandan AB uyum süreci için hazırlanan ve 2009-2013 yıllarını kapsayan “Ulusal Atık Yönetim Planı” ülkemizin atık yönetimi konusundaki stratejisini belirlemektedir. Bu çalışmalara paralel olarak yatırım planlamalarını da içerecek bölgesel planlamaların yapılması süreci de başlatılmıştır.”

Türkiye’de atık yönetim stratejisinin en önemli ilkelerinden birinin “atık oluşumunun azaltılması ve atıkların geri kazanılması” olduğuna dikkati çeken Akça, şöyle devam etti:  “Başta Çevre Kanunu olmak üzere çevre mevzuatını oluşturan bütün hukuki düzenlemelerde atıkların tekrar kullanılması, materyal ve enerji olarak geri kazanılması öncelikli yönetim prensiplerinden birisi olarak ele alınmış; geri kazanım faaliyetleri teşvik edilmiş; geri kazanım tesislerinin teknik ve idari yeterliliklerinin arttırılması amacıyla kriterler oluşturulmuş ve bu kriterleri sağlayan tesisler lisanslandırılarak hem ekonomiye hem de çevreye katkıda bulunmaları sağlanmıştır. Bu doğrultuda, 2003 yılındaki geri kazanım ve bertaraf tesis sayısı 37 iken 2010 yılında bu sayı 680’e ulaşmıştır.”

Prof. Dr. Lütfi Akça, katı atık yönetimi hizmetlerinin kaliteli, sürdürülebilir ve karşılanabilir maliyetlerde planlanıp yürütülebilmesi için bölgesel katı atık yönetim tesislerinin hizmet vereceği Atık Yönetim Birliklerinin veya atık havzalarının daha fazla nüfusa hizmet vermek üzere oluşturulmasının ve katı atıkların entegre yaklaşımla yönetiminin Bakanlık politikası olarak benimsendiğini de vurguladı.

Entegre atık yönetimi kapsamında atıkların geri kazanılması ve bertaraf edilmesi konusunda Bakanlığın ciddi çalışmalar yaptığına işaret eden Müsteşar Akça, şu bilgileri verdi:

“Bakanlığımız önderliğinde yapılan çalışmalar sonucu 2011 yılı ilk çeyreği itibariyle ülkemizde düzenli depolama tesisi sayısı 59 olup bu tesisler ile 756 belediyede 41 milyon nüfusa hizmet verilmektedir. 2012 yılına kadar, şehirlerde yaşayan 59 milyon nüfusa hizmet verecek şekilde bütün katı atık tesislerinin tamamlanması planlanmaktadır. Bir taraftan bu tesisler hizmete açılırken, diğer taraftan da eski vahşi çöp döküm alanlarının ıslahı yapılmaktadır. Depolamaya giden atık oluşum miktarlarının hızla düşürülmesi için, atıkların düzenli depolanmasına dair yönetmelikle 2015 yılında depolanacak olan biyobozunur atık miktarının 2005 yılında üretilen toplam biyobozunur atık miktarının ağırlıkça yüzde 75’ine indirilmesi yönünde planlama yapılmıştır.”

Belediyelerin atık toplama hizmet kalitesini arttırmak amacıyla Bakanlık tarafından belediye, birlik, il özel idarelerine toplam 333 çöp toplama kamyonu dağıtıldığını söyleyen Akça, tıbbi atıkların güvenli bertarafı konusunda da yatırım çalışmalarının devam ettiğini belirtti.

Bakanlığın ambalaj atıklarının yönetimi konusunda da bir hayli yol aldığının altını çizen Akça, atıkların kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanılması konularında, ambalajı piyasaya sürenlerin, kullananların, belediyelerin ve toplayıcıların koordineli çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.

Tehlikeli atıklar, atık yağlar, pil ve akümülatörler ile ömrünü tamamlamış araçlar, atıklardan üretilmiş yakıt, tehlikeli atıkların ara depolaması, ömrünü tamamlamış araçların depolaması, arındırılması, sökümü ve işlenmesi konusundaki çalışmaları da özetleyen Prof. Dr. Akça, “Yapılan bütün olumlu çalışmalara rağmen atık sektöründe halen kat edilmesi gereken önemli mesafeler vardır. Bu mesafenin büyük bir kısmı belediyelere diğer önemli kısmı ise sanayi sektörüne düşmektedir” diye konuştu.

 http://www.yesilbilgi.org/2011-atik-yonetimi-sempozyumu-basladi.aspx